Yazarlar
11.12.2010 - 22:34

Sanatçının normali anormaldir

Sitene Ekle
Bugün  |  Güneri Cıvaoğlu ngunericivaoglu@gmail.com Tüm Yazıları »

 

27 Mayıs 1960 sonrası... Adnan Menderes, Celal Bayar, Demokrat Partili milletvekilleri ve bazı yüksek bürokratlar Yassıada’da yargılanıyor.
Büfeci Hakkı Morgül Yenikapı’da bir kahvede otururken şöyle bir laf atıyor ortaya:
“Zeytinburnu’ndan Yassıada’ya tünel kazıp Menderes’i kurtarabilir miyiz?”
Bu kahve gevezeliğini ciddiye alanlar askeri yönetime ihbarcılık yapıyorlar.
“Yassıada’ya tünel kazıp Menderes’i kurtarmayı” düşündüğü için Hakkı Morgül yargılanıyor ve 1 yıl hapis yatıyor.
Mahkemeye çıktığında “Yenikapı sahilinden kimseye çaktırmadan bir büfeci olarak tünel açabiliyorsam, dünyanın en büyük müteahhidi ve teknisyeni sayılırım. Ceza değil ödül verin bana” demiş.
Böyle olmayacak duaya kalkışmak için kişi deli olmalı.
Süleyman Nebioğlu da bunu delilik olarak görmüş ve “Memlekette Demokrasi Var” filminde rolü bir deli karakteri üzerinden anlatmış.
Kasabanın delisi Baradan olarak da “söylenilmemesi gerekenleri cesurca söyleyen ve bu nedenle yaptıkları delilik olarak nitelendirilen, usta oyuncu Müjdat Gezen’i” seçmiş.
Müjdat Gezen “Bir sanatçı normal olacak kadar anormal değildir bence normal sanatçı çok anormal bir şeydir” diyor.
Sıla “dedem de Yassıada mahkûmlarından” diyor.
Hakkı Morgül’ün kahvedeki söylemi gerçeğe dönüşseydi, Sıla’nın dedesi Muzaffer Balaban da herhalde Menderes ve arkadaşlarıyla birlikte kurtulurdu.
Sıla’nın yeni albümü “Konuşmadığımız Bir şeyler Var” alıp bir yerlere götürüyor dinleyenleri...
Sıla’nın “Sevişmeden Uyumayalım” şarkısı gibi “Kafa” da bu yazın şarkısı olur.
Sözleri yalın ve derin. Sevgi, yaşam ve aşk anlatılıyor.
Sıla’nın şarkılarında Ege meltemi, Fransız şanson esintileri, Portekiz fadolarının rengi var...
Şeffaf Oda bugün Müjdat Gezen ve Sıla ile keyifli bir pazar harmanı...

 

Krallar, kraliçeler çıplak
BİRKAÇ yıl önceydi.  New York’un Soho bölgesindeki Mercer Otel’de yerim ayrılmıştı.
Görevli delikanlı, valizim elinde, önüme düştü.
Koridorun sonuna geldiğimizde bir kapıyı açtı.
Ve açmasıyla birlikte içerden bir erkek sesiyle küfürler yağdı.
Valizimi taşıyan genç, telaşla kapıyı kapattı.
Kapının açılması ve kapanması arasındaki kısa sürede gördüklerimi yazayım.
Kapıdan başlayarak 15-20 metre ötedeki yatağa kadar kırmızı mumlarla aydınlatılan bir romantik yürüyüş yolu çizilmişti.
Mumlar, duvardan duvara halı üzerine serpilmiş kırmızı gül yapraklarını da aydınlatıyordu.
Yarı karanlıkta, yataktaki bir çift “dehşet/panik” diyebileceğim bir hareketlenme içindeydi.
Kapanan kapının önünde delikanlı “işte şimdi yandım. Kesin kovulurum” derken yüzü bembeyazdı.
“Her otelde böyle şeyler olabileceğini, içeride müşteri olmasının dünyanın sonu olmadığını” söyledik.
Ama hiçbir faydası olmadı.
Çocuk korkudan titriyordu.
Nefes nefese, kelimeleri adeta heceleyerek anlattı.
“Meğer içerden bize bağıran erkek otelin sahibiymiş.
Yatağında da sevgilisi varmış.
Kadın çok çok çok ünlüymüş.”
Sonra, delikanlıya ne oldu bilmiyorum.
Olayı unutmuştum.
Zaman geçti.
Ünlü sinema sanatçısı Uma Thurman’ın “sevgilisiyle İstanbul’a geldiğini, Reina’da eğlendiklerini” okudum.
Haberde, “genç kadının sevgilisinin New York’un en ünlü otellerinden birinin sahibi olduğu” da yazıyordu.
Bende jeton düştü.
Oteldeki “çok çok çok ünlü kadının” esrarı aydınlanmıştı.
“Keşke o akşam otel odasındaki yarı çıplak halini tam görebilseydim” diye düşündüm.
Yıl 2010...
Ve geride kalan hafta işte yarı çıplak Uma karşımda.
Ama canlı değil...
David Lachapelle’in objektifinden harika bir fotoğrafıyla.
David Lachapelle’nin “Documents of Desire & Disaster” fotoğraf sergisindeyim.
Sadece Uma Thurman değil...
Sutyen donla Sarah Jessica Parker, heyecan verici kırmızı dudaklarıyla Angelina Jolie yüzü, çıplak Paris Hilton, Naomi Campbell...
Bunlar ve diğer “kraliçeler çıplak” dedirten fotoğrafların yanı sıra futboldan, müzik dünyasından da “çıplak krallar...”
Lachepelle popüler kültürü yorumlayışı, kimlikleri objeleştiren bakışıyla fotoğrafın illüzyonisti olarak tanımlanıyor.
Aralarında Atatürk’ün de olduğu nice ünlüyü konuk eden tarihi “Akaretler Sıraevleri” onarıldı, İstanbul’a ışıl ışıl “taç” oldu.
Bu güzelliğin altındaki imza Serdar Bilgili.
Kültürle harmanlanmış yatırımlar yapıyor.
O “taca” bir değerli taş daha...
“Paul Kasmin Gallery” New York’tan sonra Akaretler’de.
“Paul Kasmin Gallery” farklı nesillerden küresel ünlü ve saygın sanatçıların heyecan verici teşhir mabedi. Resim, heykel, fotoğraf...
Akaretler’de 4 sıra evi yan yana sergi salonlarına dönüştüren proje gerçekten başarılı..
Sergi sonrası birkaç adım ötedeki “W”ya geçişlerle keyifli geceler...

 

“Kalıcı” yılbaşı hediyesi
EGE Orman Vakfı bugüne kadar 8 milyon ağaç dikti. Gölleri kurutulan, ormanları yakılan, suları hırpalanan, yeşili soldurulan Türkiye’ye örnek olmalıdır.
Vakıf, kendi organik ürünleriyle bir “yılbaşı hediye paketi” yaptı.
Çok özel kutusu içinde yeşil kırma zeytin... Cam şişede sızma zeytinyağı... Orman bitkileri içeren sabun, kese, ponza taşı... Ada çayı, kekik, kırmızıbiber, pul biber ve çam fıstığı...
Hepsi de “doğal...”
Hediye “gönderilenin” adına 10 fidanlık kart da kutunun içine konuluyor.
8 milyon ağaca yenilerini de siz ekleyin.
“Gelecek kuşaklar orman yok demesin...”
Bu hediye paketiyle adınız 10 fidanda yeniden doğacak.
Gelecek kuşaklarla buluşacak.
Fiyatı kargo dahil 42 TL+KDV...
Tel: 0232 464 51 60


Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.