OmbudsmanRSS
04 Haziran 2011 - 02:30

Sanatın Mekke’sine hoş geldiniz

Abromoviç de orada, Leonardo DiCaprio da. Varlıklılar, ünlüler, sanat piyasasının profesyonelleri kadar halk da Venedik Bienali’ne akın ediyor. Bir yanda koramiraller, pırpırlı askerler, diğer yanda pusetteki bebeğiyle dolaşan çiftler...


 

Venedik Bienali’nin Başkanı Paolo Barata, ‘La Bienale’yi bir rüzgar değirmenine benzetiyor: “Her iki yılda bir, ormanı sarsar, gizli gerçekleri ortaya çıkarır, yenilikler için ilham verir, ancak eski dal ve gövdelerden güç alır. La Bienale, dünyanın tüm seslerinin sanatçılar aracılığıyla konuştuğu büyük bir    seyahattir.” 
Bienal, tam 116 yıldır Venedik’te düzenleniyor. Bugünkü biçimine 1999’da kavuşan Bienal, çok önemli bir sanat etkinliği olmanın ötesinde, bir çeşit karnaval havasında. Kanallar, gecenin geç saatlerine dek vızır vızır işleyen ‘taksi’ yani motorlu teknelerle dolu. Yüzyıllık ‘palazzo’lar ışıl ışıl, bazılarında özel davetler veriliyor. Her restoran, yemekler vasat olsa da, ağzına kadar dolu. Rezervasyonsuz bir yere adım atılmıyor.
Bir köşeden Leonardo DiCaprio, el ele dolaştığı sevgilisiyle çıkıveriyor. Roman Abromoviç’in sevimsiz fakat görkemli yatı ‘Luna’ büyük kanalın girişine demirlemiş. Varlıklı, sanata yatırım yapmak isteyen kesim, basın ve ‘profesyoneller’ diye adlandırılan sanat piyasası akın etmiş.
İlk günlerde kapılar özel davetlilere açık; resmi açılıştan sonra sıra halkta. Bienal, kasıma kadar sürecek. Zaten turistle dolup taşan bu tarihi kent, belki de gelirini ikiye katlayacak.  

Çin’den evini getirmiş
Bienal’in ilk bölümünde Türkiye dahil, 89 ülkenin pavyonu bulunuyor. Burada ‘daimi’ pavyon sahibi olmak müthiş bir prestij ve gurur kaynağı. İlk kez katılan ülkeler arasında Suudi Arabistan, Bangladeş ve Haiti var.
Her iki yılda bir, La Bienale bir kuratör seçiyor. Kuratör de kendi temasını. Bu yıl Bice Curiger, ‘ILLUMInations’ başlığını seçmiş. Her sanatçı kendi ‘aydınlanması’nı, kendi ışığını ayrı ayrı yorumlanmış. 10 bin metrekarelik alanda dünyanın her yerinden, 83 sanatçının işleri bulunuyor. Mesela Çinli bir sanatçı, ailesinin evini söküp getirmişti. Ancak bu evi bir bütün olarak değil, parçalara bölerek mekana dağıtmış.
İtalya bölümündeyse Başbakan Berlusconi’nin portresi, manidar bir şekilde ‘nü’ çalışmanın yanına asılmış. Yanlış anlamayın, Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği ve üstelendiği bir sergi alanı bu!

Şehir, serginin parçası
Bienali gezmek, öyle 1-2 günlük iş değil: Ülkelerin pavyonunun bulunduğu Arsenale ve Giardini’nin haricinde, küçük sergiler de düzenleniyor, müzelerde Bienal’le bağlantılı sergiler açılıyor. Üniversiteler, güzel sanatlar akademileri için eğitim programları düzenleniyor. Kısacası Venedik, bienalin sürdüğü altı ay boyunca başlı başına bir sergi alanına dönüşüyor. Aslında ülke katılımları, işi biraz ‘sanatın örovizyonu’ havasına soksa, sanatçıdan ziyade ülkelerin adlarıyla sanat anılsa da, mahsuru yok. Aksine, iyidir rekabet!

 

EN iYi PAVYONLAR
 İngiltere:
Açılışta, sabah 9.30’ta önünde inanılmaz bir kuyruk oluştu. İsteyenlerin 2.5 saatte ancak girebildiği İngiltere pavyonu, Bienal’in yıldızı. Tema, İstanbul’daki Valide Han’ın atölyeleri, dükkanları! Atatürk fotoğrafları bile var.
* Çin: Bahçeye de yayılan işlerde, birdenbire ortalığı kaplayan nefis bir koku ve dumanın ortasında kalırsanız, bilin ki sanat eserinin içindesiniz. Ya da benim gibi kazara, geri geri yürürken ‘sanat eseri’ne çarpıp özür dileyebilirsiniz.
Japonya: Animasyonun şahikası, Japonya’da. Tünel gibi bir mekana girip kendinizi muhteşem görüntülerin içinde buluyorsunuz.
Kore: Le Yongbaeck’in ‘Love is gone but the scar will heal-Aşk gitti ama yara iyileşek’ başlıklı sergisinde kurşun sesiyle kırılan aynalar, çiçek üniformalı askerler, birbirlerini boğazlayan kadın ve erkek heykelleri var. Yaratıcı.
 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011