14.01.2013 02:30 | Son Güncelleme:
HAFTANIN SÖYLEŞİSİ / SONGÜL HATISARU / songul.hatisaru@milliyet.com.tr

Sanatkolik ‘Mudo’ müze açıyor

Perakende sektörünün duayenlerinden Mustafa Taviloğlu Türkiye’nin en eski koleksiyonerlerinden. 40 yıldır eser biriktiriyor. “Bir sanatçı uluslarararası alanda başarılı olduğunda, kendi işimmiş gibi seviniyorum” diyen Taviloğlu müze açıyor, Mecidiyeköy’de...

Türkiye’de genç moda konfeksiyonu, modern tasarımlar bir anlamda Mudo ile başladı. Gençlerin giyimi markanın seçimleriyle renklendi, tarzlar oluştu. Mustafa Taviloğlu kıyafetle yetinmedi yanına dekorasyonu ekledi. Zamanla dekorasyon işi kıyafet bölümüyle yarışır hale geldi. Girdiği her alanda öncü rolünü üstlendi. Kimse pek bilmese de aslında Türkiye’de yeme içme işine de ilk girenlerdendi.
Newyorklu Mangeria ile mağazaların içinde açtığı restoranlar, kahve dükkanlarıyla anıldı uzun süre... Celal Çapa’yla birlikte girdiği bu işten 2 milyon lira kayıp ve iş hayatı dersleriyle çıktı. “Ben gıdaya bir daha girmem, Ömer (Taviloğlu) kendi bilir” diyor şimdi. Zaten bugünlerde biriktirdiği sanat eserleriyle meşgul... “Sanki alkol bağımlılığı gibi bende bir sanat bağımlılığı oluştu” diyen Taviloğlu, önemli bir projeyle karşımıza çıkmak üzere. Kendisi ‘Adını henüz koymadım’ dese de 40 yıldır biriktirdiği eserleri insanlarla paylaşmak için düşündüğü oluşum kapsamlı bir müzeyi işaret ediyor. Mecidiyeköy’de açılacak müzenin içinde restoranlar, atölyeler, kitaplık, galeriler olacak.
Perakende sektöründe yarım asrı deviren Taviloğlu, 2013’ün ise 2012’den daha iyi geçeceğini söylüyor. Balıkçılığı dillere destan, can dostu Cem Boyner’le birlikte uluslararası turnuvalara katılan, Black Sea adındaki teknesiyle Armani’yi bile kıskandıran Taviloğlu sorularımı yanıtladı.

Yabancıları da sergileyecek

40 yıldır eser alıyorsunuz? Ne olacak bunca eser?

Hesap kitap, bir program dahilinde yapmadım. Sanatçı olamadığım için galiba koleksiyoner oldum. Ben biraz alkolik gibi oldum. Sanat bağımlısı oldum resmen yıllar içinde. Koleksiyonerliğin temeli bunu paylaşmaktır. 40 yıldır resim alıyorum. 15 yıl önce bir katalog yaptım, sıra bunları sergilemeye geldi. Tabloyu aldın, evine astın kime ne faydası var? Nasıl paylaşacaksın? Bu eserleri henüz adını koymadığım bir mekana taşımak istiyorum. 5 - 6 yıldır kafamda böyle bir kültür sanat merkezi düşünüyorum. Sadece benim koleksiyonumu sergileyen bir yer olarak da düşünmüyorum. Dünyalı sanatçıların da eserlerini sergileyeceği, alımlar yapan bir yer olacak. Yurtdışından da sergiler getirebileceğimiz komple bir yer istiyoruz. Bu oluşumun içinde restoranı, kitaplığı, atölyeleri, galerileri olacak.

Hem oryantalistler var sizde hem de çağdaşları alıyorsunuz?

Benim  böyle bir ayrımım yok. Ben hayatta da birini beğendim mi onunla arkadaşlık yaparım. Şimdi fotoğraf alıyorum, video alıyorum. Yıllar önce Türk çağdaş sanatçılarından Ardan Özmenoğlu’nun bir eserini, İnci Aksoy’un başında olduğu EKAV galeride gördüm. İnce tellerden 20 farklı şekilde, ‘Havada asılı sözler’ cümlesini yazdığı bir eseri. Aldım, toplantı odama astım. Altında toplantılarımızı yaptık. Ardan bu yıl Chelsea’de galeri açtı, eserleri yok sattı. Tanımazdım bile, nereden nereye. Kendini yenileyen sanatçıları keşfetmek hoşuma gidiyor. Mutlu oluyorum mesela New York’tan önce Ardan Özmenoğlu’nu fark ettiğimde. Fransız galeri, Ardan’ın sergisini öyle ağustosta falan değil, işin en yoğun olduğu aralık ayında açtı. Ali Kazma sonra mesela. Chelsea’de, Ardan’ın bir sokak ilerisinde sergi açtı o da. Düşünebiliyor musun dünyanın en önemli merkezinin en önemli galerilerinde iki Türk, bir sokak arayla sergi açıyorlar. Daha ötesi var mı? Yer iyi, galeri iyi, sergi takvimi iyi. Demek ki artık Türkiyeli sanatçılar da fark ediliyor. İşimmiş gibi bununla gurur duyuyorum.

 Türk gençlerinin tüketim kalıpları nasıl değişti?

1968’de Paris’te tesadüfen talebe hareketinin içinde kaldım. Kaldırım taşlarını söken, De Gaulle’ü devirmeye çalışan çocuklar bana gençliğin ne demek olduğunu gösterdi. Dünyayı gençler değiştiriyor. Dünya gençlerin, gelecek onların. 1975’te girdim konfeksiyon işine. 500 tişört yaptırıyordum. Anında bitiyordu. Türk insanı hep zevkli oldu. Türkiye’nin buralara gelmesi benim için hayal değil. 47 yıldır yatırım yapıyorum. İşim gereği dünyada ayak basmadık yer bırakmadım. Türkiye’nin hep iyiye gittiğini görüyordum. Bütün zorluklara rağmen Türkiye çok hızla kalkındı.

 Size göre Türkiye’nin moda ikonu kim?

Öyle kitleleri etkileyen bir isim aklıma gelmiyor. Çok iyi giyinenler var, Nebahat Çehre mesela çok iyi giyiniyor, zamana ayak uyduruyor.

 Parayı dekorasyondan mı kazanıyorsunuz, konfeksiyondan mı?

Bir oradan bir buradan. Allah ne verdiyse, teknenin dibinde birşeyler oluşuyor...

 Kaç mağaza var? Kaç personel?

2 bin 300 personel var. 100 küsur mağaza var.

 İşler iyi mi ?

Allaha çok şükür. Patinajlı bir yıl geçti. 2013’ten çok umutluyum. Çünkü 2012’den alınacak çok ders var. Çok kuvvetli bir kadro kurduk. Ve markaya büyük katkı sunan, nazar değmesınden korktugum Türkiye’nin en önemli isimlerinden oluşan müthiş bir danışma kurulu oluşturduk. Bütün amacım benim dışımda da işin yürüdüğünü göstermek.

 O dersleri bizimle de paylaşsanız...

Son yıllarda bir mağaza açma furyası yaşandı. Türkiye’de çok fazla arz var. Tabii her taşın altına mağaza açarsan buna ne personel, ne mal, ne de kaynak dayanır. Tüketici belli. Bunu çok bölmenin kimseye faydası yok. Teknelerin kuvvetlenen radarları nedeniyle ürken balıklar gibi müşteri nereye gideceğini şasırıyor. Her direğe ağ bağlanmaz. 2012’den dersimizi aldık. 2013’ün daha iyi kumanda edilen bir yıl olacağını düşünüyorum. Hataların çoğu kendimizde, yanlış yere gitmekten. Koskoca Abercrombie işte, parası mı yok, senden daha mı az kazanıyor, enayi mi? Topu topu iki tane mağazası var New York’ta. Bizim durumumuz ne böyle diye bir oturup düşünmemiz lazım. Bu 2012’den alınacak en büyük derstir. Öyle kolay mağaza açmamak. Yer yanlışsa diretmemek, açıldığı gibi kapatmasını da bilmek. Bu rekabet ortamında artık herşeye bakılıyor. Ama en önemlisi sektör tabiriyle ‘işin ham’ı dediğimiz üründür. Ürünün fiyatı, servisi, konumlanması her şeyiyle mükemmel  olması lazım. Bir de tabii havalar bu yıl fazla iyi gitti.

Havadan satış analizi

 Oradan ne ders çıkardınız?

Artık not defterine mağazalarla ilgili günlük bilgilerin yanına hava durumunu da yazıyorum. Seneye bugün diyelim, iki misli bir artış olursa, o ne kadar çok çalışmış bizim mağazalar mı derim, yoksa geçen yıl kar yağmıştı kimse çıkamamıştı, artış oradan mı diye bakarım. Her şeyin dengeli olması lazım.

Ortaklık teklifleri var

 Dubai’de mağaza açtınız. Nasıl gidiyor?

Dubai Mall’da açtım. Çok güzel gidiyor işler. Mudo için bütün komşu ülkelerden mağaza teklifleri geliyor. Bizimse aklımız biraz batıda. Bu yıl ve önümüzdeki yıl en büyük yatırımlarımız Türkiye’de olacak. İki konspet mağazayı İstanbul’da açıyoruz: 7 bin metrekare ‘Maslak 42’, 5 bin metrekarelik mağaza ise Palladium’da olacak. Bodrum Yalıkavak’ta iki mağaza birden açıyoruz. Bodrum’da bir mağaza projemiz daha var. Ankara, Antalya ve Antakya’da da mağaza açabiliriz. Anadolu yakasında Akasya ile görüşüyoruz. Carrefour, Erenköy ve Ankara Mall mağazalarımız yıl sonuna kadar en son mağazacılık anlayışıyla renove edilmiş şekilde hizmet verecek. Ortaklık teklifleri de var tabii. Herkes dostumuz, ortaklık için gelenlerle sohbet edip kahve içiyoruz.

 2013 yazında dekorasyonda trend ne olacak?

Renk geliyor. Bu yaz buram buram renk olacak.

‘DUA ALMAK Bİzİm İÇİN ÖNEMLİ’

 Az paraya iyi bir dekorasyon yapmanın yollarını söyler misiniz bize?

Mudo’ya gelsinler. Her türlü seçeneği bulurlar. Müşterimizin, mağazadan çıktığında Mudo’yu aldattım demesini istiyoruz. Bana tenzilat yapmayan, hiçbir yere gitmiyorum. Bizim müşterimiz de 47 yıldır bizdeyse, biz de onu aldatmıyoruz. En iyi ürünü, en uygun fiyatlarla satıyoruz. Müşterinin aklı aldığı üründe kalmamalı. Her malı değerinin altında satmaya uğraşıyoruz. Dua almak bizim için önemli.

‘Erken davrandım, yeme içme işinde 2 milyon lira batırdım’

Kıyafetin yanına dekorasyonu koydunuz. İkisinin yanına gurme lezzetler gelebilir mi mağazalarınızda?

Ben girmem. Ömer (oğlu) kendisi bilir...İş hayatındaki en büyük paramı Celal Çapa’yla birlikte yeme içme sektöründe kaybettim. 15 yıl önce 2 milyon lira kaybettim. Zaman yanlıştı. Mudo mağazalarının içinde New York’lu Mangerie ile restoran açmıştık. En iyi restoran konseptiydi. Dünyanın en güzel yemeklerini yaptık. Ekmek yapmak için yurtdışından fırınlar getirdik. Kahve dükkanları açtık. Ama tutturamadık, battık. Celal ile çok üzüldük. O günün parasıyla 2 milyon liram battı.

‘Cem Boyner’i çok severim, vitrinci aramızı bozamadı!’

 Yıllarca rakibiniz olmuş Cem Boyner’le aynı zamanda sıkı bir dostluk içindesiniz... Dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Çok iyi anlaşıyoruz. Çok severim, müthiş bir çocuk. Son 15 yıllık dönemde daha da yakın olduk. Ben onu rakip diye görmüyorum. Piyasayı yeşertiyor diye görüyorum. O yeşeren piyasadan herkes sebepleniyor. O da çarşıyı uzatıyor, ben de. Çarşı uzadıkça kısmetler artıyor. Biz çok iş konuşmuyoruz. Balık, sanat, hayat konuşuyoruz.

 Ama sonuçta siz işadamısınız... Hiç mi bir kızgınlık, dargınlık olmadı aranızda?

30 yıl önce bir keresinde çok kızmıştım. Hatta 2 yıl konuşmadım. O zaman iş hayatına çok başka bir zaviyeden, çok daha amatör baktığım bir zamandı. Benden bir vitrinci aldılar. Babasına şikayet ettim onu! Osman Bey, ‘Ya oğlum, bu çocuk senden almayacak, ondan almayacak, kimden alacak. Bu çocuk piyasada yeni’ dedi. Sonra baktım ki öyle, iş hayatı başka hakikaten. Ama ben yine dikkat ediyorum, o da dikkat ediyor. Çok yakın dost olunca dikkat etmek gerekiyor.

 

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0