Şarap dünyasının yeni yıldızı, “yeni dünya” ile “eski dünya” arasında bir köprü oluşturan
Şili, depremle yaralı. Şili şarapçılığının kaybı 250 milyon doları buluyor
İspanyol şarap devi Miguel Torres’in Şili’deki aynı adlı tesisinin müdürü,
28 Şubat sabahı şaraphaneye girdiğinde gözlerine inanamadı. Yerler şarap gölüydü. 100 bin litrelik dev bir çelik tank patlamış, şarapları zemine yayılmıştı. 300 fıçı yarılmış, ahşapları bir yana, çelik kasnakları bir yana fırlamıştı. Binlerce şişenin öbek öbek kırıkları da cabasıydı...
Şili’nin en eski şarap bölgesi olan Maule vadisi ve yakınlarındaki pek çok şaraphanede de durum farklı değildi. Tam da bağbozumu zamanının geldiği günlerde şarapçılar adeta kilitlenmiş, bir yandan can derdine düşerken, bir yandan işçilerine yardım edebilmek için üretimlerini durdurmuşlardı. Hükümet 4 ila 8 milyar dolar toplam zarar tahmini yapılan depremde şarap endüstrisinin kaybını 250 milyon dolar olarak tahmin ediyordu. En iyimser tahminde 2009’un toplam şarap üretiminin yüzde 10’u ziyan olmuştu.
Damaklarımızı lezzetli ve uygun fiyatlı şaraplarla şenlendiren Güney yarımkürenin en renkli şarap ülkesine büyük geçmiş olsun.
500 milyon dolar ihracat
Şili’ye 2006 Mart’ında ülkenin en büyük şarap üreticisi Concha y Toro’nun davetlisi olarak gitmiştim. Bakır kralı Don Melchor’un 1800’lerin sonunda kurduğu bu firma, tek başına bütün Türkiye’den daha fazla şarap üretiyordu. Üretiminin 300 milyon şişesini 131 ülkeye ihraç ediyor, yıllık satışlarının toplamı 500 milyon doları buluyordu. Çok ucuz fiyatlı kitle şaraplarından, Bordo’nun şarap kralı Baron Philippe de Rothchild’le ortak prodüksiyonları Almaviva’ya kadar uzanan geniş bir yelpazede şarap yapıyordu. Komşu ülke Arjantin’de dev bağlar ve şaraphaneler almıştı.
Şilili dostlarımızdan şarapçılıklarının özelliklerini dinlemiştik. “Şili şaraplarını genellikle çok yüksek alkollü, reçelsi baygın meyve tadlı, asiditesi düşük ve içimi zor Yeni Dünya şaraplarıyla karıştırmayın. Biz aslında şarapta ‘Yeni Dünya’ ile ‘Eski Dünya’ arasında bir köprüyüz. Coğrafi olarak tropikal iklim kuşağında olmamıza rağmen bağ bölgelerimiz okyanus rüzgârlarıyla serinliyor. Şarapçılığımız Avrupa ekolünün geleneklerini takip ediyor” diyorlardı.
Stok yapmanızı öneririm
Hakikaten şarapları dengeli ve zarifti. Bordo’da kupajlarda, o da en fazla yüzde iki-üç kullanılan Carmenere üzümü harika sonuçlar vermişti. Keza yine Fransız üzümü olan Loire vadili Sauvignon Blanc da Şili’nin yüksek yaylalarında nefis aromalar yaratıyor, diri bir asiditeyle de damağı ferahlatıyordu. Concha y Toro’nun ne yazık ki Türkiye’ye gelmeyen Terrunyo serisinin Sauvignon’u, adeta sıvı kristaldi!
Dört yıl önce Şili şarapçılığının büyük atılımına tanık olmuştum. 1800’lerde başkent Santiago yakınlarındaki taban arazilere dikilen bağlar serin yaylalara taşınıyor, bir yandan sanayi ölçeğinde fabrikasyon şaraplar yapılırken bir yandan da küçük ölçekli ama daha kaliteye dönük tesisler kuruluyordu. Gewürztraminer ve Pinot Noir gibi daha serin iklimleri seven öncelikli üzümlerin dikimlerine başlanmıştı.
Deprem, bütün bu çabalara ağır bir darbe vurdu. Şili şarabının tutkunları, önümüzdeki 1-2 yıl boyunca sevdikleri Şili şaraplarını eskisi kadar kolay bulamayacak. Muhtemelen fiyatlar da biraz yükselecek.
O yüzden şu günlerde Şili şaraplarından biraz stok yapmakta yarar var.
Türkiye’ye gelenler arasında favorilerim, Concha y Toro’nun Marques de Casa Concha Merlot’su, Sunrise serisinin Carmenere’i, Montes’in Reserva Cabernet Sauvignon’u ve Valdivieso’nun yine Reserva Syrah’sı. Daha üst fiyat liginde ise Almaviva, Don Melchor ve Sena’yı da önerebilirim.
Tabii bu şarapları yudumlarken, acılı Şili halkına geçmiş olsun demeyi ve kadehleri Şili için kaldırmayı unutmamalı...
Bul

Zeynepler gülsün diye