Her çocuk için Eylül ayında okulun temposuna yeniden ayak uydurmak ilk başlarda zor olsa da, zaman içinde sabahları erken kalkmaya, derslerin sorumluluklarını yerine getirmeye, günlük olarak çantalarını hazırlamaya alışırlar. Ama bir de şu sınavlar olmasa... Tam da bu aylarda sınavlar başlar ve hele de ilk kez sınav olacak çocuklar için bir endişe unsuru hayatlarına girmiş olur. Bu zamanlarda çocukların aklından bir çok soru ve olumlu-olumsuz düşünceler geçer. “Öğretmen sınavı hangi konulardan yapacak? Nasıl bir sınav türü olacak? Sınavda yetiştiremezsem ne olur? Ben bu konuyu anlamamıştım, umarım sınavda çıkmaz. Yine en yüksek notu alıp herkesi geçeceğim. Bu sınav benim için çocuk oyuncağıydı. Öğretmen sınav notumu ailemle paylaşmasa bari... Arkadaşlarımın hepsi benden daha yüksek not aldı, ben çok başarısızım.” 

 

Her ne kadar sınavların amacı öğrenmenin gerçekleşme düzeyini ölçmek olsa da, sürecin sonunda çocukların odaklandıkları nokta bir konuyu ne derece öğrendiği değil, aldığı nottur. Bu nedenle çocuklar kendilerini aldıkları sayı ile özdeşleştirerek kendileri hakkında yorumlarda bulunabilirler, bu yorumu hayatlarının diğer alanlarına genelleyebilirler, yargılayabilirler, hatta kendi kendilerini olumlu veya olumsuz etiketleyebilirler. “Sınavdan 42 aldım, çok başarısızım. Ben hiç bir şeyi yapamam zaten.” veya “Oley bu sınavdan da 97 aldım. Her zamanki gibi çok iyiyim, harikayım.” gibi düşünceler çocukların aklından geçebilir. Böylelikle aslında sadece bir sayıya çok fazla anlam yüklenmiş olur. 

 

Zaman zaman bu düşünce hatalarına yetişkinler de düşer. Yüksek not aldığı için çocuğunu fazladan ödüllendirme, düşük not aldığı için sevdiği bir hobisinden uzaklaştırma, arkadaşlarının notları ile karşılaştırma gibi davranışlar çocukların düşüncelerinin aile tarafından da onaylandığını hissettirebilir. Bunun sonucunda da yüksek not alan çocuk “hep iyi ve mükemmel olmalıyım” düşüncesi ile, düşük not alan çocuk ise “hiçbir zaman iyi olamayacağım” düşüncesi ile endişe yaşayabilir. Daha sık yaşanan durumlarda çocuk özgüvenini dışardan aldığı geri bildirimlere göre belirleyebilir.  

 

Halbuki unutulmamalıdır ki, hayatın hiç bir alanı tek düze değildir. 42’lik çocuğun kim bilir nasıl farklı özellikleri vardır. Acaba müziğe çok yeteneklidir ve iyi bir piyanist midir? Peki 97’lik kız oyun kurabiliyor mudur? Saklambaç oynarken hızlı koşabiliyor mudur? 

 

İşte tam da bu noktada çocuklara öğrenmenin eğitim öğretimin ve deneyimin sonucunda oluşan kalıcı davranış değişikliklerinin; sınavın ise bunu sadece ölçen bir araç olduğu anlatılmalı ve karakterimiz, özelliklerimiz hakkında bir bilgi vermediği hatırlatılmalıdır. Kendilerini sayılarla değil özellikleri ile tanımlamalarına yardımcı olunmalıdır. Çocukların farklı özelliklerini ön plana çıkaracak, özel yeteneklerini fark edecekleri aktivitelere katılmaları sağlanmalıdır. Kendilerini iyi hissettikleri alanlarda  okul ortamında da yeteneklerini göstermelerine fırsat tanınmalıdır. 

 

En önemlisi de çocuklara sınavdaki notundan bağımsız olarak sevildiği hissettirilmelidir. Böylece çocuk da özgüvenini değerlendirildiği araçların sonucuna göre belirlemez, karakterine dair bir endişe yaşamaz. Sonuca değil, sürece ve kendi gelişimine odaklanan bireyler yetiştirilmiş olur. 

 

Uzm. Psk. Rakel Duenyas Grayif

 

Instagram: sosyalcocukatolyesi

 

Facebook: Sosyal Çocuk Atölyesi

 

www.sosyalcocukatolyesi.com