YaşamRSS
08 Nisan 2010 - 01:05

Şemsiye

Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

"Sade vatandaş", "sokaktaki vatandaş", "sıradan vatandaş" diye 73 milyonluk nüfustan, hangi tür insan yığınlarının kastedildiği merak edildiğinde...
Karşımıza çıkan görünmez "kimlik"; siyasetçilerin "millet" dediği, İTİBARSIZ İNSANLAR...
* * *
"Sade vatandaşlar" için şu sırada meteorolojinin, "yağmurlu hava" uyarıları önemli; elbet bir de, 5 ayda yüzde 400 arttığı bildirilen soğan fiyatları...
* * *
Emekli generalle, emekli bir yargıç konuşa konuşa yan yana yürürlerken; emekli general:
- Biliyor musun, demiş; ben kaybettim şemsiyemi.
Emekli yargıç da sormuş:
- Ne zaman anladın kaybettiğini?
- Geçenlerde yağmur başlayıp da, açmaya davrandığımda...
* * *
"Soğan" üstüne, epey halk deyimi varken; "şemsiye" üstüne hiç yok nedense...
Zaten garip bir sözcük "şemsiye" de.
Türkçede, "elde baston gibi de taşınabilen ve hem açılıp, hem kapanan bir yağmurdan korunma aracı", anlamında kullanıldığı halde; Arapçada "şems" güneş demek, "şemsiye" de güneşten korunma aracı...
* * *
"Soğan" ise, lök gibi oturmuş halk deyimlerinin içine:
Baş ol da, istersen soğan başı ol.
Soğanın acısını yiyen değil, soyan bilir.
Ergenekon sorunu, Almanya uzantılı "Deniz Feneri" sorunu, futbolda şike sorunu, balyoz sorunu, telekulak çetesi sorunu, anayasa  değişikliğinde referandum sorunu... Ya sonra?
Sonra soğan doğra...
Parası olan cücüğünü yer soğanın.
* * *
Bir siyasetçi, eve geldiğinde bakmış karısı mutfakta yemek pişirmekle meşgul ve o sırada soğan soyarken de yaşlar akıp durmakta gözlerinden.
* * *
Siyasetçi, karısına:
- Madem, demiş; yaşlar akıyor gözlerinden; sana acıklı bir şeyler anlatayım da, hiç değilse boşa gitmesin ağlaman.
* * *
Ve başlamış anlatmaya:
- Güneydoğu'da başlayan askeri operasyonlar sonucu, kaygı verici yorumların yanında; bir türlü çözümlenemeyen Ermeni sorunu ve Kıbrıs sorunuyla birlikte; 10 yıl önce Taksim'de öldürülen 2 İngiliz vatandaşının katillerinin hâlâ daha cezalandırılamamış olmasının İngiltere'de yarattığı protestolar sorunu...
* * *
Siyasetçinin karısı şöyle bir bakmış kocasına:
- Sus sus, demiş; soğanın akıttığı yaşlara razıyım ben.
* * *
Şu anlarda hava da, iyice kapalı mı kapalı; dışarıda yağan yağmur ve camlardan akıp giden yağmur damlaları...
* * *
Yağmurlar üstüne kim bilir kaç şarkı bestelenmiş, kaç şiir yazılmıştır; öykülerde yağan yağmurlar, romanlarda yağan yağmurlar, anı defterlerinde yağan yağmurlar...
"Yağmur" diye epey de insan adı var.
* * *
Doğa'dan, bitkilerden, hayvanlardan esinlenerek konan insan adlarında da, garip bir ayırım göze çarpıyor.
* * *
Bebeklere hiç sebze adı konmuyor örneğin.
Soğan, kabak, bamya, fasulye, patlıcan, lahana diye, hiç insan adı yok.
Meyvelerden sadece "üzüm", ağaçlardan "çınar" beğenilmiş bebeklere konacak isim aranışında; hayvanlardan da sadece "aslan".
* * *
Doğa kaynaklı insan adları çok bol; Deniz, Ufuk, Kamer, Şafak, Yıldırım, Rüzgâr, Su, Poyraz, Yıldız, Işık, Kaya...
* * *
Kız bebeklere konan çiçek isimleri de öyle...
Hangi çiçekler isim olarak yeğlenmemiş diye bakıldığında; karanfil diye bir ad yok, şebboy da öyle, sardunya da öyle, aslanağzı da öyle...
* * *
Uzay'dan gelip, uzay'a gitmediğimize ve "yer" küresi üstünde hiçbir şey ne doğduğuna, ne de kaybolduğuna; sadece biçim değiştirdiğine göre; acaba Hazine’den geçinmeli mesleksiz "mevki sahipleri"nden biri, 10 bin yıl önce neydi?
* * *
Belki de bir yosun parçasıydı, sonunda kurudu, rüzgârlara karıştı, tohumları bir bataklığa düştü, bir kurbağa yedi onu, kurbağayı da bir kuş, kuşu da bir erkek ve yosun sonunda bir sperme dönüştü vs...
* * *
Ülke gündeminde de, "büyük fotoğraf", "küçük fotoğraf" karşılaştırmalarıyla, tartışmaları sürmekte...
* * *
Siyasal ve ekonomik olayları; "neden-sonuç, etki-tepki" ilişkisiyle açıklamaya kalkanlar da var ama sayıları çok az.
"Kadercilik" eğilimi daha yaygın.
"Fatalizm" ile "determinizm" arasındaki farkları berraklaştırma; aşırı ölçüde "reyting" dışı, fazla entel takılma...
* * *
Sade, yahut sıradan vatandaşlardan acaba yine kimler; sular ve sellerle boğuşmak zorunda kalacak?
Sonra da:
- Ne yapacaksın, hayat bu; diye dertleşecekler...
"Ya hayat bu değilse" kuşkusu hiçbir zaman düşmeyecek içlerine...
* * *
2 yavrusundan küçüğü Deniz henüz 1 yaşında olan genç meslektaşım Hatun Kara, şu sıralarda gelmiştir gazeteye...
Bendenizin faksla geçtiğim yazıları, Hatun harika bir özenle aktarır bilgisayara ve bir kez daha gözden geçirmem için, "print" edip tekrar gönderir bendenize...
* * *
1 yaşındaki Deniz'in ateşi yükseliyor son günlerde ve Hatun da, geceleri bile, doğru dürüst uyuyamıyor.
"Yazı" gidip gelmeleri arasında, telefonla konuşurken; yarım yüzyıla yakın bir yaş farkına rağmen, ufak ufak dertleştiğimiz de oluyor genç meslektaşımla...
* * *
Sürüp gidiyor yağmurun yağması...
Dışarı çıkacaklar unutmasınlar şemsiye almayı...
Sade siyasetteki bulutlar değil, Doğa da fena ıslatıyor insanı...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010