Fikriniz var, ailenizden de aldığınız parayla veya biriktirdiğiniz parayla hayata da geçirdiniz, büyüttünüz diyelim. Buna kendi yağıyla kavrulan "bootstrap" girişimler deniyor. Genelde hem paranın kaynağının hem fikir sahibinin aynı kişi olma olasılığı düşük olduğu için 2000'li yılların başlarında çok fazla başarılı girişim görmedik. Türkiye'de Yemeksepeti, Sahibinden, GittiGidiyor ve Mackolik gibi örnekler bu tip girişimlere örnek olarak gösterebileceğimiz girişimlerden bazıları.

2010'lı yıllardan itibaren özellikle Türkiye'de melek yatırım, girişim sermayesi kavramları en sık duyduğumuz kavramlar oldu. Girişimcisiniz, ürününüzü hayata geçirdiniz, müşterileriniz ürününüzü sevdi ve büyümeye başladınız diyelim. Bu aşamada melek yatırımcılara, melek yatırım ağlarına gidiyorsunuz ve %10-25 arası bir pay karşılığı 500.000 dolara kadar bir yatırım alıp daha da büyümeye çalışıyorsunuz. Bu aşamaya tohum aşaması deniyor. Türkiye'de Hazine Müsteşarlığının en son çeyrek raporuna göre 424 akredite melek yatırımcı var. Yani bu 424 kişiye gidip tohum yatırım isteyebiliyorsunuz. Tohum aşamasını geçtiniz, artık ücretli olarak ürününüzü kullanan sayısı da artmaya başladı diyelim. Bu aşamada girişim sermayesi firmalarına gidip %15-25 arası pay verip 1.000.000 ile 3.000.000 dolar arası yatırım alabiliyorsunuz.

2013-2015 arasında ise girişimciler "Kitlesel Fonlama" ile tanıştı. Aslında bu kavramlar epeydir vardı fakat bu yıllarda melek yatırımcılar ve girişim sermayesi firmaları ile yarışır düzeylere geldi. Girişimler belli sitelerde girişimlerini tanıtarak daha çok yatırımcının ilgisini çekmeye çalıştılar. Yatırımcılar da beğendikleri girişimleri web ortamında inceleyip daha sonrasında daha kolay yatırım yapma şansı yakaladılar. Türkiye'de hisse bazlı kitlesel fonlama henüz hayata geçmedi fakat 2018'in başlarında tanışacağımızı ümit ediyorum. Yine de bu kavramla tanışsak bile yatırımcılar beğendikleri girişimlere yatırım yapmak istediklerinde birçok döküman imzalamak zorunda, yasal işlem yapmak zorunda. Yani hisse bazlı kitlesel fonlama geldiğinde 1-2 saat içinde yatırım alma şansınız yok.

2017'de girişimciler girişimlerini finanse etmek için yeni bir kanalı tercih etmeye başladılar. ICO! Initial Coin Offering. Henüz Türkçesi yok sanırım fakat Kripto Arz gibi bir terim kullanılabilir. En basit tabiriyle girişiminiz için kripto para toplayıp girişiminizi finanse ediyorsunuz. Girişiminize kripto para gönderenlerin dijital cüzdanlarına ise bu işlemle ilgili bir dijital jeton (Kripto-Kıymet/Token/İşaretli Para) ekleniyor. Daha sonrasında bu dijital jetonu ikinci el piyasalarda hisse satar gibi satabiliyorsunuz veya girişim bir gün komple satılırsa paraya çevirebiliyorsunuz.

ICO'nun mevcut yukarıda bahsettiğim finansman kaynaklarından en büyük farkı bir otoritenin olmayışı. Yani bir girişimden bir hisse aldığınızda bununla ilgili dökümanlar imzalayıp merkezi, yasal bir otoriteden onay almak zorundasınız. ICO'da ise merkezi bir otorite yok. Halka arz işlemi için girişimin oldukça büyümesi, kara geçmesi gibi şartlar aranıyor fakat ICO için bir şart yok, dileyen tüm girişimler kripto arz yapabiliyor. Tabi her kripto arz yapan başarılı oluyor ve istediği kripto paraları topluyor diye bir şey yok. Başarılı olan var, olmayan var. Geleneksel finansman kaynaklarına göre en büyük avantajlarından biri saatler içinde girişiminize para toplayabiliyorsunuz ve kripto paralar saatler içinde elinizde. Diğer büyük avantajlarından biri de dünyanın her yerinden kripto para toplayabiliyorsunuz. Yani illa aynı ülkede aynı yasalar altındaki vatandaşlardan yatırım almak zorunda değilsiniz. Örneğin hisse bazlı kitlesel fonlama sitelerinden AngelList'te bir girişime yatırım yapmak için anlaşmalı oldukları ülkelerin vatandaşı olmanız gerekiyor. ICO'da ise böyle bir şey yok.

ICO geleneksel finansman kaynakları ile yarışabilecek düzeye geldi mi derseniz, cevap EVET! Coindesk'in araştırmasına göre 2014-2016 yılları arasında girişimler ICO ile 300 milyon dolara yakın para toplamışlar, sadece 2017'nin geçtiğimiz aylarında ise bu rakam 1.4 milyar dolara yaklaşmış. Yani 2017'de uyuyan dev uyanmış.

"Ben de girişimim için ICO yapmak istiyorum" diyorsanız öncelikle girişiminizin kripto para kullanımı ile bir ilgisi olması gerekiyor. Her girişime uygun değil. İkincisi ise size kripto para göndermek isteyenler için bir döküman hazırlıyorsunuz ve bu dökümanda kripto paraları nasıl harcayacağınızı anlatıyorsunuz. Sonrasında ise ne kadar kripto para için ne kadar dijital jeton vereceğinizi paylaşıp kripto arz yapıyorsunuz.  Tabi burada erken gelen yatırımcılara daha ucuz fiyattan dijital jeton verme gibi seçenekler de mümkün. Bu sayede erken gelen yatırımcıları da ödüllendirmiş oluyorsunuz.

"Henüz ICO için erken", "Türkiye hazır değil", "çok riskli, "Piyasalar bir otursun bakalım" gibi cümleler kurabilirsiniz fakat tren çoktan kalktı. Türkiye olarak kripto para, kripto arz konusunda yasaklayıcı değil düzenleyici ortam oluşturmak için ulusal dijital politikamızı bir an önce belirlememiz şart. Tabi burada ICO'ların merkezi bir otoriteye bağlı olmadığını da tekrar hatırlatırsak bir düzenleme olmasa bile ICO'ların hayatımıza gireceğini bilmemiz gerekiyor.

Etiketler