Startup kavramını son yıllarda epeyce duymuşsunuzdur. Belirsiz bir ortamda ölçeklenebilir bir iş modeli peşinde koşan geçici organizasyonlara startup deniyor. Direkt olarak Türkçe karşılığı yok.  Ben de bazen “dijital girişimcilik” diyorum fakat birebir karşılığı değil. Kurumlar da son yıllarda “startuplar tehdit midir? Onlarla ne tip bir ilişkimiz olmalı?” sorusunu çok soruyorlar. Bu konuda büyük firmalarla çalışan Core Strateji kurucusu ve aynı zamanda yakın arkadaşım olan İhsan Elgin ile kurumların startuplarla ilişkisini masaya yatırdık.

Kurumların girişimciliğe ilgisi neden arttı?

Elgin: Kurumlarda büyüyen girişimcilik algısının birçok sebebi var. Teknolojiye adapte olmak, yeni müşterilere erişmek, ürün gamını geliştirmek bu sebeplerden sadece birkaçı. Tüm bu faktörler arasında listenin başını çeken esas nokta ise, gün geçtikçe derinleşen rekabet dinamikleri. Geçtiğimiz dönemlerde kurumlar, sadece kendi sektöründeki oyuncular ile bire bir rekabet içerisindeyken, bugün özellikle teknoloji kullanımı ile yaygınlaşan ve benim “olağan dışı şüpheliler” olarak adlandırdığım sektör dışı rakiplerden bahsediyoruz. Google, Intel, Salesforce gibi teknoloji devlerinin finansal çözümlere olan ilgisinin  bankacıları tedirgin etmesi, Amazon’un geleceğin bankası olmak için attığı adımların gündem haline gelmesi bu değişimin işareti diyebiliriz. Bu sebeple kurumlar, bu değişim ve rekabet ortamında hayatta kalabilmek için girişimciliği anlamaya, uygulamaya, kendi girişimcilik ekosistemlerini geliştirerek eriştikleri startupları rekabette yeni silah olarak konumlandırmaya çalışıyorlar.

 

Bu yolculukta kurumların başarı şansı var mı?

Elgin: Tabi var. Ancak, bu başarıyı yakalayabilmeyi destekleyen koşulları sağlamak çok önemli. Öncelikle, şirket stratejisinin parçası olan bir girişimcilik yaklaşımından söz etmek gerekiyor. Aksi takdirde, rüzgarın götürdüğü yere giden, odaksız bir çalışma ile beklenen sonuç alınamayacaktır. Öte yandan, Yönetim Kurulu ve CEO’nun yarına odaklanan bir bakış açısı geliştirmesi ve gelecek vizyonunu hayata geçirebilmek için  konu ile birebir ilgilenmesi gerekiyor. Süreç içerisinde kurumların sürdürülebilir bir girişimcilik ekosistemi geliştirmesi de bir diğer başarı faktörü. Bu ekosistemden beslenen, girişimciler ile düzenli temas halinde olan kurumlar, stratejik hedefi destekleyen yeni iş birlikleri ve ortaklıklar geliştirme imkanı buluyor. Kurum içindeki eforu verimli kılabilmek içinse, çalışanlara deneme-yanılma imkanı verilen seri iç girişimcilik kültürünün desteklenmesi ve iç girişimcilerden gelen fikirlerin yönetim tarafından yatırımcı bakış açısı ile değerlendirilmesi gerekiyor.

 

Türkiye’de bu konuda uygulamalar ne durumda?

Elgin: Türkiye’de bu konu yeni bir alan olmakla birlikte oldukça hızlı büyüyor. Kurucusu olduğum Core Strateji tarafında, kurumlarda girişimcilik dönüşümünün yönetilmesini destekleyen kapsamlı bir danışmanlık hizmeti veriyoruz. Alandaki deneyimimiz bizlere şirketlerin ilk aşamada işin stratejik boyutunu şekillendirmeye yönelik kapsamlı bir çalışma yaptığını gösteriyor. Bu stratejik yaklaşım, şirket içinde ve dışında geliştirilmesi hedeflenen yeni işlerin de somutlaştırılmasına imkan tanıyor. İkinci adım ise, girişimcilik konusunu çalışanlar ile ele almak oluyor. Kurumiçi girişimcilik programları ile az zamanda minimum maliyet ile yeni iş geliştirmeye merkeze alan programlar sonunda, çalışanlar arasında iş fikrini başarılı bir şekilde ticarileştiren örnekler artıyor. Kurum içindeki faaliyetleri belirli bir seviyeye taşıyanlar ise, girişimcilik ekosistemi ile entegre olmaya odaklanıyor. Kurumlar, girişimler ile kurum-girişimci buluşmaları, hızlandırma programları ya da kurumsal girişim sermayesi yapılanması ile temas halinde oluyor. Türkiye’de etkinlik bazlı kurum-girişim buluşmaları ve hızlandırma programları yaygınlaşmaya başladı. Yine kurumlar, kendi markaları için yapılandırdıkları kuluçka programları da oluşturuyorlar.

Bu konuda, kurumlar arası paylaşım da oldukça önemli bir başlık haline geldi. TÜSİAD ile hayata geçirilen Kurumiçi Girişimcilik Yuvarlak Masası ile kurumlar arası tecrübe paylaşımını destekleyen bir sistem işletiyoruz. Ekim ayında beşincisini düzenleyeceğimiz, Özyeğin Üniversitesi desteği ile organize edilen Kurumiçi Girişimcilik Konferansı’na olan ilgi gün de geçtikçe artıyor. Konferans, paylaşım ve network açısından kurumlara önemli kazanımlar sağlıyor.

Bu gelişmelerin ülke ekonomisine faydası var mı?

Elgin: Türkiye’deki girişimciler, büyük fonlara ve kaynaklara erişim konusunda sınırlı imkanlara sahip. Bu sebeple, ülkemizdeki girişimcilik ekosisteminin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için kurumlar ile iş birliği geliştirmeleri oldukça önemli. Kurumların katkısı ile artan başarılı girişimler istihdam, vergi ve yabancı yatırım artışı ile ülke ekonomisine fayda sunuyor. Öte yandan, kurumların rekabet baskısından kurtulmak için yeni işlere girmesi gerekiyor. Kurumlarca geliştirilen tüm yenilikçi fikir ve iş modelleri de istihdam ve global pazarda ihracatı artışı ile ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Özetle, ne kadar yeni iş o kadar ticari hareketlilik ve ekonomik büyüme denebilir.

İhsan’ın söylediklerinden benim çıkarımlarım şunlar: Kurumlar startupları rakip olarak değil, rekabet avantajı sağlamak için kullanmaya başladılar. Onların dinamizmi büyük hantal yapıların hareketliliğini sağlıyor. Bunu dev bir geminin denize hücum botları göndermesi gibi görebiliriz. Kurumların bu tip bir ilişkiye girmesi için en üst seviyede farkındalık yaratılması ve üst yönetimin destek olması önemli.Türkiye’de bu konuda yapılan çalışmalar son yıllarda hızlanmış fakat daha almamız gereken çok yol var. 

Etiketler