Bir mayıs gecesi başlar yağmur..

Önce iğdeler sonra hanımeliler, son olarak da ıhlamurlar çağırır seni dansa..

Karanlık bir odanın açılıverir kapısı.

Frederic Chopin beliriverir orda.

Başlarsın sohbete.

200 yıl önceden başlarsın.

Bugünün dünyasında konuşulamayan sessizliklere açarsın gönlünü..

Şimdilerde herkes sağır herkes kör..Konuşuyorlar ama duymuyorlar..Duyuyorlar ama anlamıyorlar..

Chopin 200 yıldır konuşuyor duyanlarla, duyabilenlerle..

Kelimelerin, bakışların, dokunuşların yetersiz kaldığı bir aşkı anlatıyor piyanonun tuşlarında..

Bir mayıs gecesi yalnızca ikimiz anlıyoruz o lisanı..

Koca binaların içinde, soğuk duvarların arasında saatlerce oturup aslında HİÇ konuşamayan insanlara inat konuşuyoruz kalbimizin en karanlık dehlizlerinde hayatla…

Sevilemez kadınlara aşık oluyoruz okyanusun derinliklerinde..

Boğulup gitmeyi konuşuyoruz bir göl kenarında umursamazca..

Biliyoruz ki, o güçlü aşklarımız yalnızca bizi biz yapan..

200 yıl sonra buluşturan..

Kimsenin anlayamadığı aşklarımız..

 Uğrunda ölmeyi seçebildiğimiz aşklarımız..

Onlar bizi asırlar ötesine taşır ancak, biliyoruz..

Konuşuyoruz..

Çok konuşuyoruz..

Susarak konuşuyoruz, konuşarak susanlara inat..

Sessizliğin ortasında Frederic Chopin çalıyor  ıhlamurlar, hanımeliler ve iğdelerin notalarında..

200 yıldır konuşuyor herkesle..

Aşkı anlatmaya çalışıyor dolarların, binaların, boyaların ve yalanların yüzüne çarpa çarpa..

Ben duyuyorum..