Yakın ilişki geliştirmenin önünde kökeni erken çocukluk dönemine uzanan psikolojik engeller vardır. Gelişimsel duraklama adı verilen bu erken çocukluk dönemindeki dinamikler oldukça önemlidir. Zorluklarla başa çıkma, bağlanma, başkalarını kabul etme, ayrılığa ve çatışmalara göğüs gerebilme becerisi olan, eşsiz ve tutarlı bir özkimliğe sahip bir kişiliğin gelişimine ilk adım olacak çocukluk dönemindeki gelişimsel başarısızlıklar, birçok psikoloji kuramcısının uzun yıllar inceleme konusu olmuştur. 
 
Ünlü psikanalist  Mahler kişiliğimizin, "psikolojik doğum" adını verdiği gelişim sürecinin ürünü olduğunu söylemektedir. Mahler, meslektaşlarıyla birlikte "sıradan annelerin normal çocuklarını" doğumdan üç yaşına dek izlemiş ve şu bulguları elde etmiştir.
 
 
0-36 ay arasında, otistik aşamadan(0-2 ay arası), sembiyotik aşama(2-5ay arası), anneden ayrışma ve bağımsız bir benlik geliştirme aşaması(6-36ay arası) na kadar çocuğun bu aşamalardan başarıyla geçmesi sonucu psikolojik doğum gerçekleşir.
 
 
OTİSTİK AŞAMA:
 
Bebeğin yaşamındaki ilk aşamadır. 0-2 ay arasıdır. Bu aşamada bebek yalnız içsel ihtiyaçlara tepki verir ve uyku süresi uyanıklık süresinden fazladır.
 
SEMBİYOTİK AŞAMA: 
 
2-5 ay arasıdır. Bebeğin benliği yoktur. Bu anneyle bir olma durumu; sevme yetisi ve ilerideki aşk ilişkileri için bir temel taşıdır. Bu aşamadan başarıyla geçilmesi annenin annelik yapma becerisine, bebeğinse bunu kabul etme becerisine bağlıdır.
 
ANNEDEN AYRILMA VE BAĞIMSIZ BİR BENLİK GELİŞTİRME:
 
Ünlü psikanalist Donald Winnicott, duygusal açıdan sağlıklı bebek yetiştirmek için kusursuz bir anne olmak gerekmediğini, "yeterince iyi bir anne" olmanın yeterli olduğunu söyleyerek tedirgin annelere büyük bir iyilik yapmıştır. Bebeğin annesi "yeterince iyi bir anneyse", bebek annesinden ayrışıp bir özkimlik oluşturmaya başlayabilir. Anneden ayrışıp bağımsız bir benlik geliştirme süreci dört aşamada gerçekleşir:
 
Ayrışma
 
6-9 ay arası. Bu aşamada bebek dünyayı gözleriyle, elleriyle, ayaklarıyla ve ağzıyla keşfeder. Ayrışmanın başlangıcı, yumruğunu emmeye başlayan bir bebekte gözlenebilir. Bebeğin yüzündeki hayret ve sonsuz merak ifadesi, hem ağzındaki, hem de yumruğundaki hissin kendisine ait olduğunu ve bunu istediği zaman tekrarlayabileceğini anlamaya başladığının işaretidir. Bebeğin ilk gerçeklik sınavının bu olduğunu söyleyenler vardır.
 
Bebek ancak kendisiyle kendisi olmayanı ayırt ettikten sonra şeyleri, yani insanları, ilişkileri, ve eşyaları içselleştirmeye başlayabilir. Bebeğin ilk sevgi nesnesi olan anne, ilk içselleştirilen şeydir.
 
Pratik
 
10-16 ay arası. Çocuk anneden ayrılma pratiği yapmaya başlar. Dünyayla aşk yaşamaktadır. Bu aşamada çocuklar emekler ve yürür, "anneden uzaklaşma" oyununa bayılırlar. Annenin bu uzaklaşmaya tahammül edebilmesi ve çocuğun ihtiyaç ve tercihlerini tanıyarak bağımsız benliğin oluşumunu teşvik etmesi gerekir.
 
Yakınlaşma
 
17-24 ay arası. Bağımsızlık giderek artarken zaman zaman geri adımların atılmasıdır; ayrılığın ardından anne sevgisine koşulur. Annenin çocuğun kendisinden uzaklaşmasına izin vermesi, ancak yeni kazanılmış bu bağımsızlık ürkütücü hale geldiğinde ona sarılıp yanında bulunması önemlidir.
 
Bireyselliğin pekiştirilmesi
 
24-36 ay arası içselleştirilen sevgi nesnelerinden olan çocuğun iç dünyası, çocuğun tutarlı duygusal ilişkiler kurmasını, isteklerini erteleyebilmesini, zorluklarla başa çıkabilmesini ve bağımsız bir benliğin tadını çıkarmasını sağlar.
 
Niye bunları anlatma gereği duydum: Bireyselleşmiş bir kişi, ilk heyecan geçtikten sonra bile, zorluklara, hayal kırıklıklarına ve saldırılara rağmen uzun süreli aşk ilişkileri sürdürebilir. Bu kişiler doyumu erteleyebilir, kaygıya tahammül edebilir ve bağımsız bir ego sahibi olmaktan dolayı memnuniyet duyarlar. Kendilerini ötekinden ayırt edebilir ve ötekinin bağımsız kimliğinden keyif alabilirler.
 
Yukarıdaki gelişim aşamalarından herhangi birinde bir travma yaşanması, ayrılık korkusuna veya kendini ilişkinin içinde kaybetme korkusuna neden olabilir. Çocuğun yakınlık ihtiyacı, bağımsızlığı vaktinden önce teşvik eden veya ihtiyaç duyduğunda çocuğunu savunmayan bir ebeveyn tarafından zedelendiğinde, çocuk terk edilme korkusu ve alışılmadık derecede kuvvetli bir yakınlık ve birleşme ihtiyacı geliştirir. Bu bilinçdışı gereksinimler, yaşamının ileriki dönemlerinde çocuğun romantik eş seçimlerini ve çiftlerin arasındaki dinamiği etkiler.
 
Sevme becerisi bir bütün olarak tanımlanabilir. En üst noktasında, tam cinsel doyumlu, derin ve istikrarlı bir ilişki kurabilme becerisi yer alır, bu, anneyle sembiyozdan ayrılma ve bağımsız ve ayrışmış bir benlik geliştirme sürecindeki başarının bir işaretidir.
 
En alt noktasında ise, aşk ve cinsellik içeren yakın bir ilişki kurma aczi yer alır ki bu da, bireyselleşmede ciddi bir başarısızlığa işaret eder. Gelişim sürecindeki başarısızlık ne kadar erken aşamada yaşanmışsa ve yol açtığı sarsıntı ne kadar büyükse, sevme kabiliyetinin o kadar sekteye uğradığı düşünülebilir.
 
 
 
 
 
Yararlanılan kaynaklar:
 
Kernberg, O.F. (2003). Aşk İlişkileri Normallik ve Patoloji. çev. Yılmaz, A. Ayrıntı Yayınları, İstanbul. 
 
Pines,A.,M.(2005). Aşık olmak. Sevgililerimizi neye göre seçeriz? çev. Mercan Yurdakuler Uluengin, M., Y. İlietişim Yayınları, 2010, İstanbul.
 
 
www.esduyum.com