Tanzanya'da safari

Eklenme Tarihi02.12.2014 - 17:01-Güncellenme Tarihi02.12.2014 - 16:54

Afrika kıtası seyahat anlamında beni her zaman heyecanlandırmıştır. Tanzanya’ya gidecek olduğum için bu nedenle heyecanlıydım. Çünkü tahmin edebiliyordum ki, Kenya’daki Masai Mara’nın uzantısı Serengeti’de de, tecrübe edeceklerim en az o kadar etkileyici olacak ve en önemlisi beni olmam gereken yere, doğaya götürecek, özüme döndürecekti. Konu doğa olunca, Dar es Salaam ve Zanzibar’ı da programa katmak yerine, kısıtlı zamana maksimum doğa katabilmek adına Kilimanjaro bölgesi ve çevresine gitmeyi uygun buldum. Tüm plan ve programımı bu kapsamda organize ettim. Hedef belliydi artık, Arusha milli parkı, Lake Manyara, Ngorongoro krateri ile milli parkı ve olmazsa olmaz güzellik Serengeti…

İstanbul’dan Kilimanjaro’ya milli havayolumuz Türk Hava Yolları’nın direkt uçuş imkanı ile seyahatime başladım. Yaklaşık 6,5 saatlik bir uçuştan sonra küçük bir havalimanı olan Kilimanjaro’ya vardım. Yaklaşık 1 saatlik mesafede bulunan Arusha milli parkını gezmek üzere yola çıktım. Arusha milli parkı diğer milli parklara göre daha mütevazi, daha ufak bir milli park. Göreceğiniz hayvanlar daha çok babun maymunu, zürafa, zebra, ceylan gibi safaride hemen her yerde karşılaşabileceğiniz türden hayvanlar. Yaklaşık 320 kilometrekarelik bir alana yayılmış parkta Momella gölü, şelaleler ve Ngurdoto kraterini de görebiliyorsunuz. Beni Arusha’da en çok etkileyen şey, olağanüstü göz alabildiğine size kendinizi özgür hissettirecek manzaraya karşı dinlenme imkanı ve özel bir incir ağacı. İncir ağacını özel yapan şey nedir diyeceksiniz? Devasa bir incir ağacı düşünün, iki kökü var gibi  ve tam ortasında kocaman bir delik. Büyük bir fil ve jeep’in geçebileceği kadar bir delik düşünün, yolla birlikte ağacın tam ortasından geçiyor. Safari esnasında devasa bir incir ağacının içinden geçmek muhteşem bir duygu… Hatta hiç üşenmeden arabadan inip, birkaç defa önünden arkasından yürüyerek de geçtim, bu nasıl bir duygu böyle, doğa insanı çıldırtacak kadar güzel. Yine görüşeceğiz Arusha, seni unutmak mümkün değil çünkü.

  

Unutmadan, Arusha’da yol üzerinde Kilimanjaro’nun karlı dağlarını da uygun bir yerde aracı durdurup mutlaka seyredin, son derece dinlendirici… Bu arada ayrıca Kilimanjaro için gelmek isteyeniniz olursa 3 ayrı parkur var, bir tanesi herkesin tırmanabileceği oldukça düz ayak bir parkur, aklınızda olsun. Sosyal medyada güzel bir paylaşım : Tanzanya’da Kilimanjaro’ya tırmandım…

Ve artık yol alma zamanı, ne de olsa program uzun. Arusha’da otelde bir gece konaklama yapıp, sabah erkenden yola koyulduk. Bu defa hedefimizde safarimize renk katacak Lake Manyara gölüne gidiyoruz. Lake Manyara Arusha’ya yaklaşık 1,5 saatlik mesafede. Lake Manyara’da binlerce hipopotamın bir arada yüzdüğü doğal göletler, pelikanların ve flamingoların binlercesinin renk cümbüşü yarattığı, devasa göl Manyara… Stres yok, keyfe diyecek yok. Aman Allah’ım o da ne, utanmazlar sizi bir de seyir terası mı yaptınız? İnanılır gibi değil, gölün hemen yanına tahtadan yapılan seyir terasından kuşların uçuşunu yakından seyretmek, fotoğraflamak, çıt çıkmayan doğada onların kanat sesinin kulağınızda yankılanması paha biçilemez. Manyara’da pelikan, flamingo ve su aygırları yanı sıra yaban domuzu, zürafa ve zebra sürülerine de rastlamak keyifliydi. Su aygırlarının suyun içine bir batıp çıkmaları, bir sağdan bir soldan ağızlarını devasa şekilde açıp esnemeleri, dingin doğada uykumu getirmek yerine bu güzelliklere daha da çok odaklıyordu beni.

Ey Manyara gölü sen de çok güzelmişsin, seni yaratana kurban olayım ama şimdi yol alma zamanı. Issız bir tepe üzerinde, hani bazı yerlerde fotograflara rastlarsanız uçsuz bucaksız manzaranın ortasında tepede bir otel. Bashay Rift Lodge diye bir otelde kaldık ki, bugüne kadar kaldıklarım arasında top 5 içinde diyebilirim. O dağ başı oteli Fransız ve İskandinav turistler ile tam doluydu. İşin ilginci hepsi de internetten rezervasyon yapmış bilinçli tüketici! Lake Manyara’ya gelenler için Bashay Rift Lodge kaliteli bir seçenek.

Sabah olunca olağanüstü bir manzaraya karşı yaptığımız kahvaltı sonrası, Ngorongoro kraterine doğru yola çıktık. Yaklaşık 1 saatlik bir mesafe Lake Manyara’dan. 304 kilometrekarelik Ngorongoro kraterinde de safari anlamında çok fazla tür görebiliyorsunuz. Zebralar, çita, leopar, ceylan, bufalo, wilde beast, yabani köpek ve binlerce kuş türü.

Ngorongoro’ya yaklaştığımızda müthiş bir manzara bizi karşıladı. 3090 metre yüksekliğindeki Lolmalisin dağı ve 3188 metre yüksekliğindeki Oldeani  dağının eteklerinde devasa Ngorongoro krateri, irili ufaklı pek çok krater gölü, Olmoti ve Empakan kraterleri, sizi doğanın bir parçası olduğunuzu ikna konusunda son derece başarılılar. Manzaranın müthişliği krater göllerinin sıcak nedeniyle buharlaşmasıydı aslında. Tuz gölü tarzında bembeyaz bir görünüm yanı sıra, su zerreciklerinin milyarlarcasının havada raksedişine şahit olduğumda olağanüstü demek bile bu manzaraya haksızlık olacaktı diye düşündüm. Tam o manzarada yol alırken bir de ne göreyim. Toprak ilkel yol üzerinde ilerleyen birkaç safari aracının sağında-solunda onlarca zebra ve zebraların peşinden giden eli mızraklı, kırmızı turuncu elbisesi, kol ve ayalarında rengarenk talkıları ile Masai yerlileri, ortama müthiş bir otantizm katıyordu. Durun burada durun, akşama kadar seyredip fotograflamam lazım diye resmen haykırmak istedim ama tabii program sıkışıktı ve biraz keyfini sürdük, yola çıktık yeniden.

Yolumuz üzerinde Masaai Boma köyüne vardık. Bu köyde Tanzanya’nın Masai yerlilerinin doğal yaşam alanlarıydı. Köyün hemen girişinde bizi karşıladılar, hanımlar görsel niteliği yüksek bir şov yaptı ve ilginç yerel müzikleri ile bize hoş geldiniz dediler. Kamptan içeri girdiğimizde köyün erkekleri, kız isteme törenlerini bize anlatıp en çok zıplayanların kızı kaptığından bahsettiler. Ve zıplama seromonisi yaptılar. Vejeteryanlığa karşı oldukarını sadece et yediklerini ve sığırın şah damarını kesip kanını içtiklerini öğrendik bu ziyaretimizde. Tabii sonrasında şah damara elleri ile baskı uygulayıp kanı durduruyorlar ki hayvanları ölmesin. Sığır dışkısından sıvanmış evleri, evin içinde yaklaşık 5-7 metrekareye sığmış 2 odaları ve keçi ağılları var. Odaların birinde çocuklar diğerinde anne baba yatıyor, hemen yanlarındaki açıklık odada da keçiler. Yemek de ortadaki boşluk alanda pişiyor, yemeğin ısıtıldığı yerin üzerinde duman çıksın diye bir karış uzunluğu ve genişliğinde pencere açıklığı var. El yapımı kolye, küpe bilezik satarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Aldıkları paraları ne mi yapıyorlar? Tabii ki Tanzanya’da ülke içinde dolaşan tırlar, kamyonlar köye uğrayıp bazı temel ihtiyaçları onlara satıyorlar. Köyün hemen yanında ilkel bir kulübede okul bile yapmışlar, okul için de yardım talep ediyorlar turistlerden.

Ertesi gün Ngorongoro’dan Serengeti’ye yol alıyoruz. Yaklaşık 3 saat süren bir yol, yeni yapılmış ve henüz oturmamış. Bu nedenle biraz içimiz dışımıza çıkarak yolculuğu yapıyoruz, buna rağmen yol üzerinde o kadar güzel manzaralar var ki, yolun bozuk olmasına rağmen bu yolculuk keyfi bitmesin istiyoruz adeta. Serengeti’ye vardığımızda kalacağımız otele gidiyoruz. Otel mi dedim! Ne oteli koca Serengeti’de… Bildiğin tenteden çadır. Çadır ve tente dediysek korkmayın yanmaz malzeme ve içi de 5 yıldızlı otel konforunda. Odalarda elektrik prizi yok doğal olarak Serengeti’nin ortasında elektrik yok ki. Olsun jeneratörü, cep telefonlarınızı şarj etmek üzere resepsiyona fiş koymak suretiyle organize etmişler. Tanzania Bush Camp isimli tenteli çadır kampımız, muhteşem bir seçim. Zira meşhur Migration yani göç döneminde Ekim ayı boyunca hayvanların tam geçiş yolu üzerinde. Wild Beastler geçerken Leopar’ın veya aslanların kovalamalarını kahvenizi içerken seyretme şansınız olabiliyor. Hatta şanslıysanız av sahnesi bile fotoğraflamanız içten bile değil.

Yalnız ilginç bir özellik var Tanzanya’da milli parklarda. Tanzanya milli parklar yönetimi parkların doğallığını bozmamak adına çok hassaslar. Bu nedenle Kenya’da kamplar çitle çevrili, Güney Afrika’da çitle çevrili artı tellere hayvanları sersemletecek elektrik vermelerine karşın, Tanzanya’da bir mızraklı Masai yerlisi dışında kampı koruyan yok.

İlk gece muhteşem uyuduk. İkinci gece saat 03:00 sularında birkaç aslan kükremesi ve nefes sesi metrelerce yakınımızda gibi hissettik. Sabah kahvaltımızı yapıp safariye çıktığımızda çadır kampımızın sadece 500 metre kadar ilerisinde yerde yatan 8 aslana rastladık. O an, gece ses çıkaran hayvanların dibimizdeki bu aslanlar olduğunu anlamış olduk. Son derece yaşanası ilginç bir tecrübeydi. Böyle bir şeyi anlatabilmek kaç kişiye nasip olur ki, değil mi?

Serengeti’de ilk safarimizde Kenya sınırına doğru 4 saatlik yol yaptık. İyiki de yapmışız, zira Ağustos ayında Kenya sınırında WildeBeast’lerin göçü olduğunu öğrendik. Nitekim yüz binlerce wildebeasti ikili, üçerli sıralar halinde kilometrelerce uzamış kuyruklar şeklinde yürüdüğüne şahit olduk. Ne yazık ki, sulardan atlarken rastlayamadığımızdan o efsane fotograflardan yakalyamadık. Yine de çok keyifliydi.