Sigmund Freud: Hayatının sırları ve bilinmeyen gizemleri

Psikanalizin babası sayılan Sigmund Freud, belki de psikanalize en ihtiyaç duyan kişilerden biriydi. Birçok korkusu, nevrozu, hastalığı vardı. Özellikle de elinden bir türlü düşürmediği, neticede onu kanser eden puro bağımlılığı araştırılmalı... Freud'un tuhaf yaşantısının ve belki de bir tek kendisinin anlayabileceği garip düşünce yapısının, hayatının her alanında yansımasını görmek mümkün.
 

Sigmund Freud: Hayatının sırları ve bilinmeyen gizemleri

Altın çocuk

Altın çocuk

Sigmund Freud, 6 Mayıs 1856'da, Avusturya-Macaristan'ın başkenti Viyana'nın 110 km. kadar kuzeyinde yer alan Příbor köyünde doğdu. Babası Jacob, geçinecek parayı zar zor kazanabilen bir yün tüccarıydı. Sigmund doğduğu zaman babası, 42 yaşındaydı. Üçüncü eşi Analin'den 20 yaş büyüktü. Yaşlı bir köylü kadın, gür siyah saçlarla doğan Sigmund'un, gelecekte büyük biri olacağını söylemişti. "Benim altın sihrim" derdi annesi ona. 

Tek odalı bir evde yaşamanın yanı sıra, iki üvey kardeşin varlığı, büyümekte olan Sigmund için karmaşık bir ortam yaratıyordu. İki üvey kardeşi, onun babası ya da annesinin kocası olacak kadar yaşını başını almış erkeklerdi. Babasıysa, büyükbabası olacak kadar yaşlıydı. Bu nedenle kimin kim olduğu, küçük Sigmund için büyük bir bilmece olmalı. Bu bilmece, 2 yaşına geldiği zaman annesinin tekrar doğum yapıp ardından bebeğin 6 ay sonra ölmesiyle daha da karmaşıklaştı. Dar bir alanda doğum ve ölüm deneyimlerini yaşamak küçük bir çocuk için rahatsız edici, uyarıcı bir etki olmalı...

1860'larda Freud Ailesi, Viyana'ya taşındı. Aile gittikçe genişliyordu. 10 yaşına geldiğinde Sigmund'un 5 kız kardeşi ve bir de erkek kardeşi olmuştu. Ama özel ilgiyi hala kendisi, yani 'altın çocuk' görüyordu. 

Fotoğraf: Sigmund Freud, babası Josef Freud ile.

12 yaşındayken 6 yabancı dili konuşabiliyordu

12 yaşındayken 6 yabancı dili konuşabiliyordu

Ailede rahatça çalışıp okuyabilmesi için kendi odası olan tek çocuk Sigmund'du. Kız kardeşlerinden biri piyano dersleri almaya başlayınca, bunun görültüsünün Sigmund'u rahatsız ettiğini söylemesi üzerine piyano evden çıkarıldı. Bu sizlere, onun özel konumu hakkında bir fikir vermiştir herhalde. 

Sigmund bu özel konumunu, okulda yüksek notlar alarak ve boş vakitlerinde yabancı dillere çalışarak hak ettiğini kanıtladı. 12 yaşına geldiğinde Shakespeare'in orijinalini okuyabiliyordu. 6 dili gayet akıcı konuşuyordu. Çalışmak, onda takıntı halini almıştı. Vakitten kazanmak için yemeklerini bile odasında yiyordu. Bu arada garip bir hobiye merak saldı: Gördüğü rüyaların kaydını tutmak! Geleceğin rüya yorumcusu, daha çocukluğunda rüyalarını yazıyor ve bunların kaydını tutuyordu. Rüyalara ve hayali dünyaya duyduğu ilgi, genç yaşlarda gelişmeye başlamıştı anlayacağınız. 

Martha'ya aşık olunca...

Martha'ya aşık olunca...

Sigmund, Viyana'daki Yahudi düşmanlığının aşağılayıcılığına sinirleniyordu. Bu sinir, ona savaşçı bir yan getirdi. Ergenliğe yeni adım attığı sırada, babası ona sokakta yürürken Yahudi olmayan bir adamın yanına yaklaşıp "Kaldırımdan in Yahudi!" dediğini ve şapkasını yere düşürdüğünü anlattı. Bunun üzerine Freud, babasına ne yaptığını sordu. Babası, "Kaldırımdan indim, şapkamı yerden aldım ve yürüyüp gittim" dedi. Freud, bunun çok aşağılayıcı olduğunu düşündü. Kendi kendine, fiziksel ya da başka türlü bir saldırıya maruz kaldığı takdirde daha farklı davranacağına yemin etti. 

1873'te  Viyana Üniversitesi'nde tıp okuluna girdi. Henüz öğrenciyken, su yılanlarının cinselliğine dair önemli bir araştırma yaptı. 400'ün üzerinde su yılanını inceledi. Ayrıca balıkları da inceledi ve bunların sinir sisteminin resimlerini, bir arkadaşına gönderdiği mektupta çizdi. Freud, araştırmacı bilimadamı olmak istiyordu ama bu alanda Yahudilere ayrılmış belirli bir kontenjan vardı. İsteksizce de olsa, hayatını kazanabilmek için doktor olmaya karar verdi. Bir an önce hayatını kazanmak istemesinin nedeni, kız kardeşinin arkadaşı Martha'ya aşık olmasıydı. O sırada 25 yaşında olan Freud, hem ateşli hem de utangaç bir gençti. Martha'ya duyduğu aşk da yoğun bir tutuculuk içeriyordu. Bu, çoğunlukla yazılan mektuplar aracılığıyla gelişen, klasik bir Viktorya dönemi aşkıydı. Hatta kıza evlenme teklif ettiği zaman Martha, masanın altından onun elini sıkmıştı. Genç Freud, kadınlar bakımından deneyimsizdi. Martha onun prensesi olacak ve hayatına hükmedecekti.

Nişanlılık dönemleri 4 yıl sürdü. Bu sürede başka kadınlara bakmayan Freud, annesiyle Almanya'da yaşayan Martha'yı sadece 6 kez gördü. Yazdığı romantizm içeren 900'ü aşkın mektubunda Martha'ya "Benim prensesim, en değerli hazinem" diye hitap ediyordu. 

Kokain bağımlısı oldu

Kokain bağımlısı oldu

Uzun süren nişanlılık dönemi, Freud'un mesleğinde başarılı olmak için sabırsızlanmasına neden oldu. 1884'te kendisine ün getireceğini düşündüğü yeni bir deneyin üzerinde araştırma yapmaya başladı. Bu deney, maalesef kokaini yarattı. Önce kendi üzerinde denemeye karar verdi ve ardından bir meslektaşıyla, alelacele kokain kullanımının tedavi edici özelliklerini vurgulayan bir makale yazdı. Ancak bunun bağımlılık yapan bir özelliği olduğunun, vücuda birçok zarar verdiğinin farkında değildi. Hem kendisi kullanıyor, hem sevgilisi Martha'ya gönderiyor, hem de arkadaşlarına öneriyordu. Ancak tahmin edersiniz ki tüm deneyleri felaketle sonuçlandı. 

Bilinçaltı kavramıyla ilk tanışması

Bilinçaltı kavramıyla ilk tanışması

1885'te Viyana Hastanesi'nde tanınmayan stajyer bir doktordu. Uzmanlığı, sinir hastalıklarıydı. Histeri ve diğer ruhsal hastalıklar da onun alanına giriyordu. Neden bu alanı seçti peki? Çünkü evlenmek için acelesi vardı ve bu alanlarda çok az doktor vardı. Ruhsal hastalıklar 19'uncu yüzyılda tıbbın, hem anlama hem de tedavi anlamında ilgilenmediği bir alandı. Freud'dan önce hastalar tedavi için başları dönene kadar sandalyede döndürülür, soğuk suya sokulur, zincir takmaya zorlanırlardı. O dönemin en bilgili doktorları, histeri ve benzer hastalıkların kökeninde sinir hasarı veya beyindeki bir lezyon gibi fiziksel nedenler yattığını varsayıyordu. 

Freud 1885'te sinir bozuklukları alanında dünyanın sayılı otoritelerinden olan karizmatik Fransız doktor Jean-Martin Charcot ile çalışmaya gitti. Charcot, histerik hastalarını hipnoz ediyordu ve buna 'ikinci zihin' diyordu. Freud, ileride bunu 'bilinçaltı'na dönüştürecekti. 19'uncu yüzyılın önemli buluşlarından biriydi bu. 

Hastayı konuşturarak iyileştirmek...

Hastayı konuşturarak iyileştirmek...

5 Nisan 1986'da Paris'ten döndükten 1 hafta sonra kendi muayenehanesini açtı. O dönemin en gözde şehirlerinden Viyana'nın kenar mahallelerinden birinde tuttuğu bu tek odalı muayenehanesinde, kendini geçindirecek kadar para kazanmaya çalıştı. Ancak ev ziyareti yapmak için taksiye verecek parayı bulamadığı zamanlar da oluyordu. 

Freud meslek hayatına hipnozcu olarak başladı. Ünlü kanepesi, bu hipnoz sonucu doğdu. Kişiyi uzanırken transa geçirmek daha kolaydı. Charcot'dan esinlenen Freud, hastasının 'ikinci zihnine' girmeyi ve histerisine hipnotik telkin aracılığıyla son vermeyi umuyordu. Ancak bu, pek işe yaramadı. Yine de o dönemde kullanılan diğer tedavilerden daha az etkili olduğu söylenemez. Ki bunların bir kısmını Freud da kullandı. Mesela Kaplıca tedavisi, su tedavisi ve elektroterapi... Hatta mıknatıs bile kullandı. Hastalarının bulgularını, vücudunun bir tarafından öbür tarafına 'mıknatısla' transfer edebileceğini sandı. Ama tabii yaptıkları hiçbir işe yaramadı. Bir diğer önemli ipucunu ise, meslektaşı Josef Breuer'dan aldı. Breuer, Freud'a, psikoanalizin tarihinde eşi görülmemiş bir hastadan söz etti. Adı, "Anna O." idi. Bu kadın üzerinde alışılmamış bir tedavi yöntemi kullanıyordu: Hastayı konuşturarak iyileştirmek...

Fotoğraf: Freud'un hastalarını yatırarak hipnoz ettiği ünlü kanepesi, Londra’daki Freud Müzesi’nde bulunuyor. Divan, 1890’da Madame Benvenisti adında Viyanalı zengin bir hastası tarafından hediye edilmişti.  

Her yol cinselliğe çıkıyor

Her yol cinselliğe çıkıyor

Anna O.'nun histerisi çok ciddiydi. Kasılmaları oluyordu, felç gelmişti, görme ve konuşma bozuklukları vardı. Breuer, onu her gün görmeye başladı. Hastasının, rahatsızlığından ve belirtilerin kaynağından söz ettikçe Breur bu belirtilerin ortadan kalktığını fark etti. Psikoterapinin temellerini oluşturan bu tedaviye, 'hastayı konuşturarak tedavi' adını takan ilk kişi, bizzat hastası Anna O. oldu.

Bu sırada hala hipnozu kullanan Freud, bu tuhaf ve yeni tedaviyi de uygulamaya başladı. Hastalarıyla bulgularını konuşarak, bunların nasıl ve ne zaman ortaya çıktıklarını bulmaya çalıştı. Onun buldukları, batı medeniyetinde hala yankılanmaktadır. Hastalarını, cinselliği içeren travmatik çocukluk deneyimlerine kadar götürüyordu. Cinsellik, nevrotik hastalıkların kökeninde yatan neden gibi görünüyordu. Bir süre Freud, tüm histerilerin, çocuklukta geçirilen cinsel tacizden kaynaklandığını düşündü. Ama sonunda bunun ya gerçek bir tacizden ya da çocuklukta baskı altında tutulan ve suçluluk duyulmasına neden olan cinsel fantazilerden kaynaklandığı tartışmasına girdi. Her iki durumda da, sorunun temelinde cinsellik yatıyordu. Aslında cinsellik, sürekli ortaya çıkan bir konuydu; Freud'un muayenehanesinde bile böyleydi bu. Kadın hastaları kendisine karşı romantik duygular beslemeye başlamıştı. Hatta bir keresinde bir kadın, kollarını Freud'un boynuna dolayıp onu öpmüştü. Bir bilimadamı olarak bu, Freud'un merakını kamçıladı. Bu yeni bilmecenin üstünde düşünmeye başladı. 

Fotoğraf: Josef Breuer

Prezervatif, ilişkiyi yarıda kesmek ve mastürbasyon yok!

Prezervatif, ilişkiyi yarıda kesmek ve mastürbasyon yok!

O sıralarda 40 yaşlarında, cinsel açıdan deneyimsiz bir erkek olan Freud, birden bir kadının kollarını boynuna dolayıp onu öpmek istemesine tanık olmuştu. Onun yerinde başka biri olsaydı, "Bu hastam beni çekici buluyor, bana aşık oldu" diye düşünür. Ama Freud böyle düşünmedi. Cinselliğin yoğun olduğu bir klinik ortamındaydı ama ne bu cinselliğe teslim olmak ne de bu işin peşini bırakmak niyetindeydi. Orada kalmanın ve hastasıyla çalışmasına devam etmenin bir yolunu bulmak istiyordu. 

Sonunda hastalarının ebeveynlerine karşı duyduğu arzulu isteklerini, kendisine yönelttiklerini anladı. Bu 'yöneltme' kavramı, psikoterapinin önemli bir aşaması oldu. İşin ironik yanı da Freud'un, iş hayatı cinsellikle yoğunken kendi cinsel yaşamının gittikçe bozulması... Martha'yla 1886'da 30 yaşındayken evlendi. 8 yıl içinde 6 çocukları oldu. Freud başka çocuk istemiyordu ama doğum kontrolünden, özellikle de o dönem moda olan 'geri çekilme' metodundan nefret ediyordu. Ona gelen erkek hastalarının çoğu, erkeklerdeki nörotik huzursuzluğun başlıca nedeninin bu olduğuna onu inandırmışlardı.

1890'larda Freud, bir erkeğin hasta olmamak için eşiyle özgür ve engelsiz sevişmesi gerektiğini söyledi. Bunun anlamı şuydu: Prezervatif, ilişkiyi yarıda kesmek ve mastürbasyon olmayacaktı. Eğer bunların birinden birini yaparsanız mutlaka hasta olurdunuz!

Kendi psikolojisini analiz eden ilk kişi

Kendi psikolojisini analiz eden ilk kişi

1895'te kızı Anna'nın doğumundan sonra libidoyu güncel hayata sokan ve cinselliği insan güdülerinin temel öğesi haline getiren Freud, birkaç yıl cinsel yaşamı bıraktı. Büyük bir hırsla işine sarıldı. 1890'larda herkese tuhaf gelen 'konuşarak tedavi' yönteminde, Viyana'nın kalburüstü semtlerinden birinde, yeni bir muayenehane açacak kadar başarılı olmuştu. Freud bu yeni adresinde 47 yıl yaşadı ve çalıştı. 

23 Ekim 1896'da babası öldü. Acı veren ve kafasını karıştıran duygulara kapılan 40 yaşındaki Freud, kendini analiz etmeye karar verdi. Freud'un kendini analizi, kendi bilinçaltına yaptığı yolculuk, psikiyatri tarihinde efsanevi bir andır. Freud'un yaptığını o güne kadar hiçkimse yapmamıştı. İnsanın kendi kendini analiz etmesi büyük bir başarıydı. Kendi iç savunmalarını kaldırarak, içsel direncini yenebilen ve kendi bilinçaltını yorumlayan ilk kişi Freud oldu.

Fotoğraf: Martha Freud ve Sigmund Freud

Yolculuk fobisi ve diğer korkuları

Yolculuk fobisi ve diğer korkuları

Freud son zamanlarda, 'bilinçaltına giden görkemli yol' dediği rüyaları keşfetmişti. Ve bu yolu araştırmak için garip bir yöntem geliştirdi: Serbest çağrışım. Yani; sansürlemeden, akla gelen her şeyi dikkate almak. Her akşam hastaları gittikten sonra kanepesine uzanıyor ve rüyalarının serbest çağrışımını yapmaya başlıyordu. Aslında incelemeye ihtiyacı olan pek çok sorunu vardı. Mesela yolculuk fobisi. Roma'yı ziyaret etmeyi çok istiyordu. Hatta bir keresinde, 75 km. kadar yakınına kadar gitmişti. Ama sonra geri dönmüştü. Bunun yanı sıra, yetenekli erkek arkadaşlarının arasındayken düşüp bayılmak gibi bir eğilimi ve puroya karşı aşırı bir düşkünlüğü vardı.  

1 yıl kadar kendini analiz etmesi, bulgularını daha da kötü yaptı. Çünkü kendi deyimiyle 'pislik yığını' dediği bilinçaltına itilen onur kırıcı, utanç verici ve endişe yaratıcı duygulardan oluşan bir bütünün içine gerçek anlamda bakıyordu.

Ensest, cinayet fantezileri, kabul edilemez rekabetler... Baskı altında tutulan nefretler...

Küçük bir çocukken erkek kardeşinin ölmesini isteyebilmesi, yine küçük bir çocukken annesini arzulayabilmesi, çocukların da cinsel duygularının olabileceği ve bunları ebeveynlerine karşı duyabileceği gibi fikirler çok radikaldi. Küçük bir çocuk olarak anneyi arzulamak ve babadan nefret etmek... Bir insanın kendinde bu tür duyguları açığa çıkarması, hem de 1896 yılında!.. Ama Freud bu hatıralara, bir deneye bakan bilimadamı gibi baktı. Ahlaki bir yargıda bulunmadı ve nefes kesen bir aşama kaydetti. Ya tüm çocuklar ebeveynlerine karşı böyle aşk ve nefret gibi tutkulu duygular besliyorlarsa? Ya bu duygular insanın gelişme sürecinde bir rol oynuyorsa? 

Oidipus kompleksi

Oidipus kompleksi

Oidipus kompleksi... Freud çocukken duyulan ateşli arzulara bu adı verdi. Yunan Mitolojisi'nde babasını öldürüp annesiyle birlikte olan Oidipus'tan geliyor adı. 

Freud'un fikirleriyle alay edildi; ahlaksız ve pornografik yazılar yazan bir insan olarak ün yapmaya başladı. "Pis, iğrenç, tiksindirici" denildi ona. Tabii bu arada ortaya attığı teorilere karşı kıskançlık duyanlar da vardı. 

Freud'un kendini analizi 4 yıl sürdü. Tüm bunalımlarını tedavi edemedi belki ama yolculuk fobisini yendi. 1901'de Roma'ya ilk yolculuğunu yaptı; sonra bunu diğer şehirler izledi. Daha da önemlisi; büyük oranda kendi rüyalarından aldığı bilgilerin ışığında en önemli eseri olarak baktığı 'Rüyaların Yorumu'nu yazdı. Bu aslında kendi kendine analizin bir kaydıydı. Kitap, 1899'da yayınlandı. Ama Freud yayınevinden, tarihi 1900 olarak yazmasını istedi. Kitabı 20'nci yüzyıla mal etmek istiyordu. Ne yazık ki bu eseri kimse dikkate almadı. Modern çağı sarsacak fikirler içeren bu rüya kitabı, 6 yıl içinde sadece 300 kopya sattı.

Çarşamba Topluluğu

Çarşamba Topluluğu

1900'e gelindiğinde, bir avuç dolusu şaşırtıcı anlayışı, 'psikanaliz bilimi' adı altında toplamıştı. Başlıca hedefi psikanalizi dünyaya yerleştirmek ve uluslararası bir hareket haline getirmekti. En büyük korkusu ise, Yahudi düşmanlığının karşısına çıkması ve psikanalizin bir Yahudi bilimi olarak önemsenmemesiydi. Gerçekten de yeni yüzyılın başlangıcında ona yalnızca Yahudiler ilgi gösterdi. 1902'de ona inanan küçük bir çevre vardı. Hepsi de Yahudiydi. Bunlar her çarşamba Freud'un bekleme salonunda toplanıp daha sonra 'Çarşamba Topluluğu' olarak anılacak grubu oluşturdular. İlk toplantılarının konusu, Freud'un çok sevdiği bir konuydu: Puro içmenin önemi! (Freud günde 20-25 tane puro içiyordu.) Diğer ilginç bir konu da karalamalar, özellikle de Freud'un karalamalarıydı. Toplantılar sırasında yapmayı sevdiği, bilinçsiz çizilmiş imaj ve işaretler... 

Jung ile yollarını ayırdılar

Jung ile yollarını ayırdılar

Freud'un tanışmaya can attığı bir kişi de, onun fikirlerini benimseyen ve Freud'un kendisini 'en yetenekli izleyici' olarak gördüğü, İsviçreli psikiyatr Carl Jung'tu. Jung'u bu kadar özel yapan, fikirleri değildi. Freud'un en ünlü takipçisi Jung, zamanla bazı noktalarda ondan farklı düşünmeye başladı. Bu hareketin baba figürü olan Freud'un böyle bir isyana tolerans göstermeye niyeti yoktu. Mutlak sadakat istiyordu. Bu sadakati görmediği noktada bütün bağlarını koparıyordu. Freud'un "Sevgili oğlum" diye hitap ettiği Jung ile arası gerginleşti. Jung'un yanındayken onu öldürmek istediğini hissettiğini söyleyen Freud, üç kez bayıldı. 1914'te kötü bir şekilde ayrıldılar ve bir daha da konuşmadılar. Gelecekte benzeri ihanetlerden korunmak amacıyla Freud, sadık takipçilerinden oluşan gizli bir komünite oluşturdu. Freud'un temel fikirleri için uğraşacak ve onları savunacak olan bu takipçileri, Freud'un Yunan taşından yaptırdığı yüzükleri takıyordu.  

Fotoğraf: Carl Jung

Kızı ölünce dünya başına yıkıldı

Kızı ölünce dünya başına yıkıldı

I. Dünya Savaşı, Freud için dönüm noktası oldu. İnsanların öldürülmesi, Freud'da bilinçaltının ve insan psikolojisinin en karanlık yanlarıyla ilgili karamsar fikirler doğurdu. Bu savaş onu çok korkutmuştu. Üç oğlu da Avusturya ordusuna katılmıştı. Savaşta yüzbinlerce insanın öldüğü söylentileri geziyordu ortalıkta. Bu sayede insanlardaki saldırganlık potansiyelini tüm çıplaklığıyla görebildi. Çünkü olay gözlerinin önünde cereyan ediyordu. Savaş Freud'u hem kişisel hem de felsefi açıdan çok etkiledi. Kışları titreyerek, ısıtmasız odasında çalıştı. Durum o kadar kötüye gitmişti ki, bir yazısı karşılığında para yerine patates istedi. Bu çetin koşullar savaştan sonra da devam etti. En sevdiği kızı Sophie, 1920'de kötü beslenme ve zatüree sonucu öldü. Kızının ölümünden 6 hafta sonra, en karamsar ve çelişkili kitaplarından birini yazdı: 'Zevk Prensibinin Ötesi'.

Kanser olması

Kanser olması

Diğer bir üzücü olay ise, 1923'te ağzında kanserli bir tümörün oluşmasıydı. Çenesinden büyük bir parçasının alınması gerekti. Bu, 16 yıl içinde geçireceği 33 ameliyatın ilkiydi. Sinüsünü çenesinden ayırması için taktığı protez o kadar büyüktü ki, buna 'canavar' adını takmışlardı. Çok acı veren bu protezin her gün çıkarılıp temizlenmesi gerekiyordu. Ama puro içmeyi bırakmadı Freud. Dünyanın en ünlü terapistinin en büyük başarısızlığıydı bu belki de. Üretken ve yaratıcı olmak için puro içmesi gerektiğini söylüyordu.
 

Şöhret kazanması

Şöhret kazanması

1920'lere gelindiğinde Freud, günlük bir ad haline gelmişti. Dünyanın en ünlü psikoloğuydu. Öylesine ünlenmişti ki bir Chicago Gazetesi, sırf eğlence olsun diye arkadaşlarını öldüren iki gencin psikanalizini yapması için ona 25 bin dolar önerdi. Hollywood'un dev yapımcısı Samuel Goldwyn ise, Viyana'ya geldi ve kendi deyimiyle 'dünyanın en büyük aşk uzmanı'na, senaryolarına danışmanlık yapması için 100 bin dolar önerdi. Freud bunu kesinlikle reddetti, o böyle şeylerle ilgilenmiyordu. Ama bu iki olay, insanların onu nasıl gördüğünü açıklar. İnsanlar ona özel, mistik bir guru gözüyle bakıyordu. 

Halbuki herkesi anladığı yoktu. Freud 'karanlık kıta' diye söz ettiği kadınları hiçbir zaman anlayamadı mesela. "Kadınlar ne ister?" sorusuna verdiği cevaplar, tatmin edici olmaktan uzak ve çirkindi. Freud'u eleştirebileceğimiz başlıca konu budur: Ona göre eğer erkeklik organınız varsa üstün bir insandınız; yoksa değildiniz. Kadınların başlıca sorunu, erkeklik organına duyduğu kıskançlıktı. Bu harikulade organdan yoksun oldukları için kendilerini hep aşağı hissedeceklerdi. Bir de kadınların 30 yaşından sonra değişmeyecek kadar katılaştıkları bağlamında söylediği sözler var. Ve tabii kadınların süperegolarının hatalı olduğu fikirleri...

Tutunduğu tek dal kızı Anna

Tutunduğu tek dal kızı Anna

Freud'un kadınlarla fazla samimi ilişkisi olmadı. Eşinden sonra ona en yakın olan ve gün geçtikçe daha da bağımlı olduğu kadın, en küçük kızı psikanalist Anna idi. Belki de ona fazla yakındı. 1918'de Freud, bir psikanaliz kuralını bozarak, gizlice kızını analiz etmeye başladı. Bunu bir tür entelektüel ya da duygusal ensest olarak anlayabiliriz. Anna onun hemşiresi, sekreteri ve kızıydı. İki insan arasında bundan daha yakın bir ilişki olamaz. Bir tek cinsellik yoktu. Eğer ebeveyn olmayı, özgün bir insan yetiştirmek ve sonra serbest bırakmak olarak düşünüyorsanız, onların arasındaki ilişkide bu yoktu. Çünkü Anna onun bir bakıma hizmetçisiydi. Kendi inancı ve teorisine göre erkek çocuklar babalarını öldürüp onun yerine geçmek istediklerinden, yerine geçecek kişi olarak, varlığını pek fazla tehdit unsuru olarak görmediği kızına yaratmıştı. 

Hitler, kitaplarını yaktığında...

Hitler, kitaplarını yaktığında...

1933'te Almanya'da Hitler başa geçtiği zaman, Freud'un en büyük korkusu olan bilinçaltındaki karanlık güçler ortaya çıktı. Karşısında, psikozun kitle ölçeğinde aşırı ucu vardı artık. Hitler'in yaktığı kitapların başında Freud'un kitaplarının yer almasına şaşırmamak gerek. "Nasıl bir gelişme gösterdik bilmiyorum ama ortaçağlarda olsaydık beni yakarlardı. Şimdi kitaplarımı yakmakla yetiniyorlar" demişti. Bu kitaplardan biri, Freud'un en yeni ve kasvetli kitabı 'Medeniyet ve Tatminsizlikleri' idi. Bu kitabında kültür ile barbarlık arasındaki ruhsal savaşı inceliyordu.  

Bu tehdite karşın Freud, yaz tatillerini Avusturya'da şehrin dışında yapıyordu. En sevdiği uğraşlar okumak, köpekleriyle oynamak ve çiçek toplamaktı. 14 Eylül 1936'da Freud'lar altın evlilik yıldönümlerini kutladılar. Artık 80 yaşına gelmiş olan Freud, hala ilginin odağı ve ailenin başıydı. Torunu Walter, "Hepimiz ona çok yakındık. Hem mali hem de ruhsal açıdan ona bağımlıydık. Her şeyimizi o sağlıyordu. O bizim Musa'mızdı" diyor.

Viyana'dan kaçışı

Viyana'dan kaçışı

13 Mart 1938'de Almanya topraklarına Avusturya'yı kattı ve Hitler Viyana'ya yürüdü. Gittikçe artan tehlikeye karşın Freud kaçmıyordu. Viyana'da yaşamaya devam edebileceğine ve bu olayın zamanla geçeceğine inanıyordu. Yüksek mevkilerde bir sürü arkadaşı olduğu için korunuyordu. Avusturya'daki en iyi korunan Yahudi oydu diyebiliriz. Ama işler beklediği gibi gitmedi. Bir süre sonra Naziler, Anna Freud'u tutukladı. Genç kız 1 gün Gestapo'nun karargahında tutuldu. Bunun üzerine Freud bütün bağlantılarını kullandı. Nihayetinde Viyana'daki Birleşik Devletler'in en üst kademedeki diplomatı, Beyaz Saray'ı aradı. Anna serbest bırakıldı, Freud da bunun karşılığında ülkeden ayrılmayı kabul etti. 5 Haziran'da Freud, Anna ve Martha, önce Paris'e sonra Londra'ya geçti. 

Kardeşleri toplama kampında öldü

Freud'un 4 kız kardeşinin ülkeden ayrılmasına izin verilmemişti. Onlar toplama kamplarında öldüler. Freud'un kaçmasından günler önce onu ziyarete gelen fotoğrafçı Edmund, bir hafta onun yanında kalıp fotoğraflar çekti. "Yüzündeki korkuyu hatırlıyorum. Ne kadar da korunmasız görünüyordu. Ne kadar da korkuyordu. Çok ürkmüştü. Bir ara ondan gözlüklerini çıkarmasını istedim. Bana bakıp gülümsedi. Aslında belli belirsiz bir gülümsemeydi ama o günlerde pek az insan gülüyordu zaten. 1 hafta orada kaldığım için ailenin bir parçası gibi olmuştum. Bayan Freud bana etrafı dolaştırıyor, aile bireylerinin fotoğraflarını gösteriyordu. Özellikle Anna'nın morali çok bozuktu. İnsanlarda yeni bir bakış fark ettiğini söylüyordu: Sığınmacı bakışı."

Londra'da 'sığınmacı bakışları' olan kişi Freud'du. İşin kötüsü kanseri yine ortaya çıkmıştı ve 1938'de iki ameliyat daha oldu. Artık rüyalar, bilinçdışı ve cinsellikle ilgili fikirleri batı medeniyetine de girmişti. Yine de kendini tatminsiz ve doyumsuz hisediyordu. Psikanaliz hala tartışma konusuydu, çoğu kişi tarafından gerçek bir bilim olarak kabul edilmiyordu. 

Ölümü

Ölümü

Kendini psikanaliz denilen büyük bilimin kurucusu olarak görüyordu Freud. Bu yaşına gelene kadar fikrini kabul ettirebilmek için savaş vermek zorunda kaldığı için üzülüyordu. Zayıf düşen, her gün ölüme biraz daha yaklaşan Freud, kötü durumuna rağmen hasta bakmaya devam ediyordu. Bu ziyaretçilerden biri de Salvador Dali'ydi. 

Freud, 6 Mayıs'ta 1939'da, 83'üncü yaş gününü kutlarken purosu hala elindeydi. Ama kanseri tedavi edilemez bir hal almıştı, ıstırabı gittikçe artıyordu. Yıllar önce kızı Anna'dan, zamanı geldiğinde, ona gereksiz yere işkence etmeyeceklerine dair söz vermesini istemişti. 23 Eylül 1939'da Freud kızına, 'zamanının geldiğini' söyledi. O akşam, öldürücü dozda morfin aldı. Doktor, huzur içinde ölmesi için yardımcı oldu. Bu onun için bir kurtuluştu. Çünkü artık onu ameliyat edemiyorlardı. Freud'un külleri antika koleksiyonundaki bir vazonun içinde durur. 

 

Bu makaleye ifade bırak