TİKSİNTİ ve öfkeden başka ne yazılabilir? Düşünebiliyor musunuz? Yatılı ilköğretim okulundaki 14 ve 16 yaşlarındaki iki kardeşe, iki yıldan beri sessiz sedasız tecavüz ediliyor! Tecavüz edenler 14 yaşındaki gençten 70 yaşındaki ihtiyara kadar birçok kişi.
İddiaya göre, tecavüzcüler arasında okulun müdür yardımcısı, kızların sınıf arkadaşları, esnaf ve yaşlı dedeler var! Bir askerle bir de polis var!
Bu nasıl alçaklık? Bu nasıl insafsızlık!
Ya öbür vahşet? Bir yıl önce sekiz erkek öğrenci bebek yaşında iki kız çocuğuna tecavüz etmiş, kızlardan biri öldürülmüş, öbürü ölümcül vaziyette bulunmuş.
İlk olay iki yıl devam ettikten sonra, öbür olay ise üzerinden bir yıl geçtikten sonra ortaya çıkıyor!
“Kasabanın sırrı” böyle gizli kalmış!
“Kasabanın sırrı” öyle bir kültür ki, olay ortaya çıktığında gazetecilerle görüşüp duyduklarını anlatanlar “Aman benden duymuş olmayın, benimle konuşmadınız” diye tembih etmişler!
Açık toplumlarda da sorun
Mehmet Tezkan’ın dünkü yazısındaki “Kapalı toplum taciz üretir” teşhisine katılıyorum. Gerçekten, “kasabanın sırrı”nın sır olarak kalacağı duygusu, tacize cesaret verir!
Üstelik 13-14 yaşlarındaki kız çocuklarını “yetişkin” sayan aşiret kültürü de önemli bir etkendir.
Töre cinayetleriyle bu tür cinsel saldırılar aynı madalyonun iki yüzüdür.
Fakat “açık toplum”larda da böyle cinsel saldırı ve istismar olayları az değildir. Batı’daki “Çocuk vahşeti”nin bir örneğini Hürriyet‘te Eyüp Can yazdı: İngiltere’de Liverpool’da 3 yaşındaki bir erkek çocuğunu marketten kaçırıp korkunç işkencelerle öldüren 11 yaşlarında iki çocuk!
Önceki gün Edirne’de öz kızına sekiz yıldır tecavüz eden, sonra da torununu taciz eden bir sapık yakalandı! Avusturya’da da aynı iğrenç fiili 24 yıl süreyle işleyen adam hapse mahkûm edilmişti.
Tecavüz, taciz ve çocuğun cinsel istismarı bizim büyük şehirlerde ve Avrupa’da da ciddi bir sorundur. Dünya Sağlık Teşkilatı WHO’ya göre Avrupa’da çocuk yaşta cinsel tacize uğrayan kızların oranı yüzde 7 ila yüzde 30, erkek çocukların oranı yüzde 3 ile yüzde 20 gibi rakamlar arasında cereyan ediyor!
Sivil toplum ihtiyacı
Sapıklığın eyleme dönüşmesini önleyebilecek iki faktör var:
- Ceza korkusu... TCK 103’e göre, “çocukların cinsel istismarı”nda on beş yılı aşan hapis cezaları verilebilmektedir. Bu bakımdan, yasadaki cezaların ve verilmiş cezaların medya tarafından topluma özenle anlatılması önemlidir.
- İkinci caydırıcı faktör, toplumda rezil olma, dışlanma korkusudur. Kapalı toplumda “kasabanın sırrı” kültürü, bu caydırıcılığı azaltıyor, tacizi cesaretlendiriyor.
Açık toplumda ise sosyal yaptırım, yani ‘rezil olma’ korkusu gevşemiştir; milyonluk şehirlerde kim kime dum duma!
İşte bu noktada başta kadın kuruluşları olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının gelişmiş, yaygın ve aktif olmaları son derece önemlidir: Kapalı toplumda “kasabanın sırrı”nı, açık toplumda sosyal yaptırımsızlığı aşmak için... Ve fiil ortaya çıktığında “rezil etme” işlevini etkin şekilde yaparak caydırıcı olmak için...
Örneklerden biri, Hüseyin Üzmez olayında sivil toplumun icra ettiği ‘sosyal yaptırım’ işlevidir.
Siirt’te de sivil hareketlerle böyle sosyal yaptırım işlevleri icra edilebilirse, kapalı toplumu aşmada etkin bir örnek oluşturur.
Hem kadın kuruluşlarına, hem Siirtli anne ve babalara hatırlatırım.
Bul

"Her kürtaj, bir Uludere'dir" ve "Vajina Bekçileri"