Bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren her şeyin bambaşka olduğu bir deneyim annelik. Aman çocuğunuzla güvenli bağlanın, bol bol sarılın, severek ihtiyaçlarını karşılayın, aman travma yaşamasın, kendine yetsin, ona saygı duyun..... ve daha birçok öneri yazıyoruz. Bunların hepsi harika. Tamam da bunların hepsini bir arada yapabilmek büyük emek ve çaba, kendinden emin, mutlu bir kadın istiyor. Hepsi bir arada nasıl olacak?

Tamam çocuğum birey olsun, örneğin yemeğini kendi yesin. Hem de Montessori Yöntemi'ni uygulayan biri olarak daha altı aylıkken bile kaşıkla. Daha el-göz koordinasyonu, kaslara söz geçirebilme yeni gelişiyorken hem de... Zaten bunun için kaşık, bardak kullanılıyor. Nasıl oluyor bu iş? Hem de çok güzel oluyor. Şöyle ki, birinci  yoğurtlu kaşık hooop kaş-göz-alnına, tam isabet; ikinci kaşık hoooop kulağa, tabi o arada yoğurt bulaşan eller saçlara, e tabi haliyle hatırı sayılır bir miktar yoğurt da halı-parke artık ne varsa zemine.... Bir de elleriyle kaseye dalarsa da hayırlı olsuuuun :)  Güler misin, ağlar mısın???  Gülersin gülersin, çocuktur yapar der, siler temizlersin sabırla. İşte annenin o gülen yüzüne sabrına en çok ihtiyaç olan anlardan biri...

Evden çıkmadan önce tüm günü önden bir yetişkin olarak çocuk aklıyla düşünür, an an yaşar ve çantayı hazırlarsın. Şu giysiler uygun olabilir, ama olur da çiş kaçar, çamura batar, su dökülür vs. değiştirmek gerekirse birer takım yedek de bulundurmak lazım. Hatta iki takım daha da iyi olur. Biraz serin olursa diye üstüne bu yeleği, güneş çıkarsa diye bu şapkayı, susarsa diye su şişesini, acıkırsa diye yemeğini, kaşık, çatalını, ara öğünü için meyvesini, cevizini, kaldı mı eksik? Eminim kalmıştır... Ne kadar düşünürsem düşüneyim ben daha tam bir çanta hazırlayamadım :) Tam parkta oynarken sevdiği bir oyuncağını da salıncakta sallayası gelir mesela... Tüh be, bi onu almamıştık... Ne, yoruldun mu? Sakın, gülümsüyoruz sabırla, sevgiyle...

 

Bir gün yolda gidersiniz tatlı tatlı, kaldırım aralarındaki karıncaları bulup seyretmişsinizdir, dökülen yaprakları toplayıp incelemişsinizdir, yoldan geçen abilere ablalara selam vermiş sohbet etmişsinizdir, artık yol dönüş yoludur. Bir ağlama krizi, beni kucağına al feryadı kopar... E çünkü yoruldu artık, gezerken de uyumadı oyundan geri kalmayayım diye, bebek arabasına da oturmak istemiyor seni istiyor.... Tüm sakarlığı, halsizliğiyle; ama o masumluğu, sıcacıklığıyla işte kucağında... İşte o an: Eve 50 metre kala kucakta uyuyakalan bir çocuk, bir eliyle bebek arabası ittiren öbür eliyle kucağında çocuğunu taşıyan yorgun bir anne...

 

Akşam olur, bi bakarsın zaman geçmiyor gibi olmuş ama geçivermiş (çocuğa adapte olmuş ağır çekime alıyorsun ya ondan). Sen gün boyu dökülen yoğurtları sildin, kırıntıları süpürdün, çişli kakalı lekesi çıkmayan pamuklu zıbınlar çitiledin, uyku saatleri hesapladın, bebeğinle arka sokağa kadar her adımda yerleri gökleri inceleye inceleye ağır çekim 3 saatte gittin geldin, bi de akşam yemeğini yaptın yapabildiysen... "Oh bi yatıp dinlensem" diyorsun değil mi? Gece mesaisi rahatsa neden olmasın? Yoksa bebeğin sık sık uyandığı için gece bütün uyuyamıyor musun? O uyanmasa da üstü açıldı mı üşüdü mü diye kalkıp bakmaktan gene mi uyuyamıyorsun? İşte o, annelik...

İşte en önemli bölüm: Merhaba anne yakınları, sözüm size :) Artık eş, arkadaş, anneanne babaanne kim varsa... Bir bünye geceli gündüzlü hakkıyla çocuk bakımını kolay kaldıramıyor, devamlı böyle giderse de tükeniyor. Uykusuz gözler, değişen hormonlar, ara verdiğimiz belki ertelediğimiz kariyerler, kitaplar, diziler, kahveler, arkadaşlar var ya, işte bunların hepsi mutlulukla gözyaşı arasında ince bir çizgide. Bir çocuk tek başına değil, hep birlikte büyütülüyor. Babası, komşusu, ablası, teyzesi kim varsa herkes dahil buna. O güzel evlat sadece annenin evladı değil, hepinizin evladı.  Sadece güvenli limanı annesi , dünyayı ona sığınarak keşfediyor. O yüzden o limana iyi bakın.

Siz siz olun o anneyi dinlendirin. Ona bir gün verin, çocuk hızında değil de kendi ritminde yaşasın, kendi sessizliğini dinlesin, kendi hızında sokakta yürüsün, kendi kendine yemek yesin, arkadaşlarıyla buluşsun, kendine vakit ayırsın. Ona ne kadar emek harcadığını, çok değerli olduğunu, onu çok sevdiğinizi söyleyin.

Ona destek olun, yükünü paylaşın. Kendi işinizi kendiniz görün mesela. Çayınızı ayağınıza beklemeyin, "Ben çay alacağım, sen de ister misin?" deyiverin. Bi deneyin, durduk yere mutlu olursunuz. Bak benden söylemesi. Gömleğim ütülenmemiş diye hayıflanmayın. Açıverin internetten bir ütü nasıl yapılır videosu, öğrenmesi en fazla iki dakikanızı alır, yaparken de stres atarsınız hem. Malum, iş çok stresli ya...

Çocuğunuzla siz de baş başa zaman geçirin. Çocuk için herkes başka bir zenginlik, hem o da size çok şey öğretir tertemiz pırıl pırıl aklıyla, tazelenirsiniz. İmkanınız varsa evdeki işlere yardım etsin diye bir yardımcı bulun. Yoksa bir gün birkaç saatliğine de olsa eş-dost-akraba kontenjanından mutlaka çıkar birileri ona destek olacak. O kişiyi bulun, o anneye yardım edin. Bebek uyurken evin hangi işine koşsam diye düşünmesin o anne, kendi de uyusun, dinlensin. Malum, çocuk için de kendi için de güzel enerji lazım. O güzel evlat gülen gözler ister. Her saniye gözünün içine bakar, sizden sevgi, ilgi, sabır, şefkat, hoşgörü ve daha bir çok şey bekler. Çünkü o, "sizin" yavrunuz. 

Sevgiyle...

 

Ayşegül Karahan Ertuğrul
 
Anne, Eğitimci, Ebeveyn Danışmanı