Zekâsına ve hızına yetişmek zor. On kitap yayınladı. Bunlardan 4 cilt hâlinde yayınladığı kapsamlı fotoğraf albümleri “Konstantiniyye’den İstanbul’a” ile muhteşem belgeler sundu. En son “Ayvazovski’nin İstanbul’u” ile ünlü ressamın nadide çalışmalarını bir araya getirdi. Tarihî saraylardan, müzelere pekçok yapının topluma tekrar kazdırılmasını sağlayan mimari projenin altında onun imzası var. Pera Müzesi, TBMM Beylerbeyi Sarayı, TBMM Dolmabahçe Sarayı restorasyonu bunlardan sadece birkaç tanesi.

“Geleceği tasarlamaya bugünden başlamak lazım. Yaşam başlı başına bir tasarımdır.” diyen Mimar Dr. Sinan Genim, tasarıma farklı bir bakış açışı getiriyor. Tarihî yapıların restorasyonundan, modern yapılara kadar engin tecrübe ve bilgi birikime sahip olan Genim ile geleceği tasarlamak konusunda konuştuk.

 

Sizce tasarım nedir?

Her gün farkında olarak veya olmayarak günlük işlerimizi planlarız, bu planlar birer tasarımdır. Hayatımızın tasarımını bizler yaparız.

İlk çağlardan bu yana insanoğlu bazen hayatı kolaylaştıran aletler, kimi zaman keyif veren objeler, evler ve bazen de hayaller tasarlamıştır.

Konusu ne olursa olsun yeni tasarımlar, insanlığı her zaman bir sonraki döneme taşımıştır.  Aslında yaşam başlı başına bir tasarımdır.

 

Tasarımlar zaman içinde nasıl gelişti ve hayatımızı ne yönde etkiledi?

İlk insanlar avlanırken taş ve kendi güçlerini kullanarak avlanırlardı. Yakın temaslı avlanma sonucu yaralanma ve ölümün fazla oluşu yeni tasarımlar yapma ihtiyacı yaratmıştır. Taşları sivrilterek bunları bir dalın veya sopanın ucuna yerleştirmişlerdir. Mızrak adını verdiğimiz bu aletler sonraları oklara dönüşmüş ve bu şekilde artık daha uzaktan avlanmak mümkün olmuştur. Bu tasarımlar, insanların daha az yara alarak avlanmasını, dolayısıyla daha uzun yaşamasını sağlamıştır.

Tarım ile birlikte yerleşik düzene geçen toplumlar bu süreci daha da hızlandırdı. Ekim, biçim toplanan erzakın depolanması yeni tasarımları doğurmuştur. Bu şekilde ihtiyaçlar üzerine düşünen insan, zaman içinde yaşam şartlarını değiştirmiştir. Yaşam şartlarındaki değişiklik ile  evrim geçiren insanın fizyolojisi de yıllar içinde değişmiştir.

Günümüzde hemen her gün farklı tasarımlarla karşılaşıyoruz.  Bunlar sadece 3 boyutlu değil. Seyrettiğimiz filmler de bir hayalin tasarımıdır.

Tasarım konusunda biz ne durumdayız?

Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak bizlerin tasarımı, yeniliği, çok renkliliği daha iyi anlamamız gerekiyor. Bundan 800 sene evvel Mevlâna,

“Dünle beraber gitti cancağızım.

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” demiş.

Bugün bizim gerçekten yeni tasarımlar ve yeni söylemler ile dünyaya mesajlarımızı duyurmamız lazım.

Benim mesleğim mimarlık. Ben kafamda üç boyutlu mimari projeler yapar ve bunları başkalarına anlatabilmek için çizime, simülasyona dökerim. Günümüzde çeşitli teknolojik gelişmelerden faydalanarak projeleri 3 boyutlu olarak canlandırabiliyoruz. Bu sunum şekli hem projenin daha fazla beğeni almasını sağlıyor hem de yapımdan önce olası aksaklıkları görme imkânı tanıyor. Bu şeklide sunduğunuz bir proje daha güzel görünüyor ve talep yaratıyor. Yenilikleri kullanarak farklı bir tasarım sunumu ortaya koyabiliyoruz.

Bir çocuğa matematik, fizik, coğrafya öğretebilirsiniz ancak mühim olan bu bilgilerden faydalanıp ortaya yeni tasarımlar çıkarmasıdır. Bunun için merak, bilgi birikimi, araştırma ve yeniliklere açık olmak gerekir. Yeteneğin büyük kısmı ise çalışmaktır. Picasso “İlham denen şeyin varlığına inanırım ama önemli olan çalışırken gelmesi.” der. Oturup ilham gelsin diye beklemekle bir yere varılamaz. İlham gelir gider farkına bile varmazsınız. Ancak çalışarak gelişen düşünceler ile ortaya bir şeyler çıkarılabilir. Ortaya çıkardığımız ürün veya düşünce ne kadar iyi tasarlanmış, üzerinde çalışılmış ve kullanılabilir ise o kadar talep yaratacaktır.

Eğer bu değişime ayak uydurabiliyorsanız, yeni şeyler üretebiliyorsanız o zaman fark yaratırsınız. Sürdürülebilirlik bu şekilde olur. Eskiyi tekrar etmek, yapılmışı kopyalamak değil eskiyi yeni ile birleştirmek bir değer yaratır.

Sürdürülebilirlik tasarlamakla başlar.  Tasarımlar hem albenili olmalı hem fonksiyonel olmalıdır. Bugün at arabası tasarımı yapsam kim buna talip olur ki? Binlerce yıl önce zaten yapılmış. Artık elektrikli araba üzerinde çalışılıyor.

Çağdaş, hatta çağının ötesinde bir mimari tasarım bizi tüm dünyaya tanıtabilir. Pek çok insan Avusturalya’nın nerede olduğunu bilmese de meşhur opera binasının fotoğrafını gösterdiğinizde, burasının Sidney olduğunu size söyleyebilir. Yahut Eiffel Kulesi’nin Paris’te olduğunu bilir. Çünkü bu yapılar ders kitaplarına, romanlara, çizgi filmlere, sinema filmlerine kadar her yerde kullanılmıştır.

Bizde de turizmciler artık sadece deniz, kum, güneş sunmaktan vazgeçmeli, farklı söylemlerle insanlarda merak uyandırarak turist çekmenin yollarını düşünmelidir. Her şey dijitalleşiyor. Bu yönde yeni tasarımlar, yeni söylemlerle pazarda yer almak gerekiyor. Kültürümüzü, tarihî mekânlarımızı dijital tasarımları kullanarak yeni formlarda sunmak ve merak uyandıran cezbedici fikirler ortaya çıkarmak gerekiyor. Toplumların gelişmişlik seviyesi budur. Herkes aynı yerde duruyor ve yeni tasarımlar yapmıyorsa, bir şey üretmiyor demektir. Toplumlar hareketli ve değişim içinde olmak durumundadır. İlk çağlardan bu yana yeni şeyler ortaya koyamayan toplumlar zaman içinde tasfiye olmuştur.

 

Sizce ülkemizden de büyük bir pazar yaratacak tasarımlar çıkabilir mi?

Ben bu konuda toplumumuzun yaratıcılığına inanıyorum. Elimizde çok geniş bir tarih, harika bir coğrafya ve genç bir nüfus var. Ancak bugün tekrar bir Topkapı Sarayı inşa etmenin bize bir faydası olmaz. Geçmişteki sloganlar ile bugün kendimizi ifade edemeyiz. Kendimizi yeniden formüle etmemiz lazım. Bunun için düşünüp yeni tasarımlar yapmalıyız. 

İnsanlık aklına ilk geldiği anda Ay’a gidemedi. Zaman içinde çalışarak oraya gitmek mümkün oldu. Mucize gibi bir anda olmuyor bunlar. Bir tasarımı hayata geçirmek için malzeme bilgisi, araştırmak, çalışmak, gelişmeleri takip etmek, yeni girdiler oluşturmak lazımdır ki tüm bu bilgiler birleşerek ortaya yeni bir fikir çıkarmamızı sağlasın. Merak duygusu bunun temelidir. Yeni nesillerin “merak” duygusu köreltilmemelidir.

Mesela, günlük bahçelerimizde kullanılan çimden bahsetmek istiyorum. 17. yüzyılda bir adam bahçesine çim ekiyor. Çimi prestij haline getiriyor. Onun öncesinde bahçesinde çim olmayan kişi yaşayamıyor muydu? Tabii ki yaşıyordu ama ürün öyle güzel sunulmuş ki bugün tüm dünyada çim ekiliyor. Çim tohumu, gübresi, bakımı, biçme makinası derken trilyonluk bir pazar karşımıza çıkıyor.

Bunun gibi pazarlar oluşturabilmek için ülkemiz son derece zengin ancak değerlerimizi evrensel boyuta taşımakta sıkıntı yaşıyoruz. Yenilikleri ne kadar kullanırsak o kadar muvaffak oluruz. Başarıyı ve başarıya ulaşmak için çalışanları desteklemeli, yeni mesajlar içeren  tasarımlar yapmalıyız. 

 

Serap Torun 

https://twitter.com/seraptorun73

https://www.instagram.com/seraptorun