PembeNar.Com:
Kadınların kendilerini güzel görmelerindeki etkenler nedir?
Bunu neye göre ölçümlerler?
Kadınların güzel olmakla ilgili motivasyonları nelerdir?
Örneğin bir kadın kendini iyi hissetmek için mi güzel olmak ister ya da süslenir? Yoksa erkekler için ya da inandırıldığı kalıplar için mi?
 
Uzman Psikolog - Psikoterapist Derya Özçelik:
Hepsi ve daha fazlası için. Kadınların güzellikle ilişkisi tek bir kaynak üzerinden yürümüyor aslında.
Güzellik, hele de günümüzde, bundan çok daha kompleks bir kavram haline gelmiş durumda.
 
Güzellik, belki tam da eleştirdiğimiz noktadan, sağlıklı, mutlu, iyi, başarılı olmak gibi pek çok farklı farklı şeyle eşanlamlı hale gelmiş vaziyette.
 
Bu nedenle kadınların güzellikle ilişkisi de farklı farklı. Araştırmalar, nasıl göründüğümüzü düşündüğümüzün, duygudurumumuz, verimliliğimiz ve performansımız üzerinde etkisi olduğunu gösteriyor. Yani ‘iyi göründüğümüzü’ düşünüyorsak, sonuçları da iyi oluyor.
 
Bu nedenle süslenmenin altındaki motivasyonlardan biri muhakkak ki kendini iyi hissetmek. Pek çok kadının, morali bozukken kuaföre gittiğini, en sevdiği kıyafetlerini giydiğini, makyaj yaptığını da biliyoruz. Bir strateji bazen. Ama tek motivasyon bu değil elbette.
 
Güzel olmanın ve iyi görünmenin bu kadar önemli ve hayati olduğu günümüz şartlarında, kadınlar için ‘güzel’ olmak ya da ‘güzelleşmek’ adeta bir zorunluluk. Kendini bu ‘zorunluluktan’  bağımsızlaştırmak çok çok zor.
 
Bu şartlar altında yargılanma, eleştirilme, rekabet de devreye girebiliyor ve kadınlar ‘kadınlar için’ de süslenebiliyor. Ve elbette erkekler  önemli bir motivasyon kaynağı. Tek bir erkeğin güzel bulması da olabilir, genel anlamda erkekler tarafından beğeniliyor olmak da söz konusu olabilir.
 
Tek ve biricik motivasyonumuz bu olmadığı sürece, bunda bir sıkıntı da yok. Estetik algılarımız, romantik ilişkilerimizin önemli birer parçasını oluşturuyor.
 
 
PembeNar.Com: 
Hem dünyada hem Türkiye’de yerleşmiş olan zayıf kadın güzeldir algısının öğretilmiş olduğunu düşünüyoruz, uzman gözü ile buna katılıyor musunuz?
 
 
 
Elbette katılıyorum.
Zayıflıkla güzelliğin, hatta dahasını söyleyeyim, zayıflıkla mutluluğun aynı anlama gelmesini sağlamak için medya on yıllardır uğraşıyor.
 
Neye güzel dediğimiz göreceli birşey elbette. Bundan on yıl önce bile farklıydı, hele elli yıl önce bambaşkaydı. Neye güzel diyeceğimizi öğreniyoruz.
 
Güzel dediğimi kavram öğretilmiş bir kavram, neye güzel dediğimiz de. Estetik zevklerimizin doğuştan getirdiğimiz kısmı çok çok yüzdeyi oluşturuyor. Gerisini öğreniyoruz, öğretiliyoruz.
 
Toplumdan, medyadan, bilimden öğreniyoruz. Bunların vasıtasıyla arkadaşlarımızdan, ailemizden, sosyal çevremizden öğreniyoruz.
 
Klişe bir örnek belki ama vurucu bence; 18. Ve 19. Yy tablolarındaki ‘tombul’ kadın bedenleri. Aynı kadınları bugün ‘Ay bir de utanmadan resmini yaptırtmış!’ diye feci ayıplarız.
 
Halbuki o günün şartlarında onlar ‘güzel’ olan, beğenilen, örnek gösterilen. Aradan yüzyıllar geçmiş tabi, neler neler değişmedi ki, neye güzel dediğimiz de elbette değişebilir.
 
Ama bu kadar dramatik bir değişim şaşırtıcı gerçekten. Ve aslında o kadar geriye gitmeye gerek yok, 1950’ler ve 1960’larda bile daha gerçekçi ve insani ‘ideal beden’ler görüyoruz. Sorun biraz da burada. Bir ideal beden tanımımız olmasında. Bedeni, sağlığın, mutluluğun idealinin bir göstergesi olarak konumlamamızda.
 
Zayıf eşittir sağlıklı denklemine getirilen eleştirilen son yıllarda etkisini gösterdi ve sıfır bedenin revaçtalığı azaldı. Zayıflık hala ‘kutsal’ ama aşırı zayıflık onaylanmıyor. Gerçi bunun sınırını nerede çizeceğimi çok belirsiz ama bu konuda değişimler ve dönüşümler yaşanıyor. Bunların bir sonucu olarak kıvrımlı bedenler moda olmaya başladı dünyada. Beyonce, Kim Kardashian buna örnekler.
 
Fakat yine asıl sorunu çözmüş olmuyoruz. Hala ideal bir beden tanımımız var. O göz alıcı kıvrımlara, belirli kalça ve bel oranına, selülitsiz bacaklara, pürüzsüz bir cilde sahip olmak ‘gerekiyor’ hala ‘güzel’ olmak için.
 
Kim sahip ki bunlara? İşte bir Beyonce bir de Kim Kardashian!
Sonuç olarak, gerçekçilikten uzak, ve hatta sağlıklı ve ‘ideal’ olmaktan da uzak tanımlar hepimizi ablukaya alıyor aslında; kadınları da erkekleri de, gençleri de yaşlıları da. Ulaşamayacağımız, zaten ulaşmamız da gerekmeyen bir ideale ulaşmaya çalışırken; ulaştığımızda sağlıklı ve mutlu olacağımız boş vaadiyle, aslında helak oluyoruz.
 
PembeNar.Com:
Bedenini, dış görünüşünü beğenmeme ne gibi psikolojik sıkıntılar yaratır?
 
Uzman Psikolog - Psikoterapist Derya Özçelik:
Bedenini ve dış görünüşünü beğenmeme çeşitli derecelerde görülebilir.
 
İki kavram kullanabiliriz burada: beden imajı memnuniyetsizliği ve beden imajı bozukluğu. Beden imajı memnuniyetsizliği, kişinin görünüşünden ya da bedeninden memnuniyetsiz olması anlamına gelir. Bu, çeşitli seviyelerde her insanda görülebilir aslında.
 
Beden imajı bozukluğu ya da olumsuz beden imajı ise; kişinin bedenini kötü, çirkin, iğrenç, nefret edilesi bulmasıdır. Buna çoğunlukla takıntılar ya da kaçınma davranışları da eşlik eder. Yani, ‘Bedenimi beğenmiyorum’ ile ‘Bedenimden nefret ediyorum’ arasında önemli bir fark var. Bedeninden memnuniyetsiz olmak, daha baş edilebilir, yönetilebilir bir şey.
 
Gündelik hayatımızı, ilişkilerimizi, duygu durumumuzu çok fazla etkilemeyebilir. Vaktimizi, enerjimizi almayabilir, zihinsel ve duygusal olarak bizi meşgul etmeyebilir. Daha ‘basit’ ve baş edilebilir bir memnuniyetsizliktir. Ama bunun biraz ilerisi, ki geçiş çok da zor değil, oldukça sıkıntılı psikolojik durumlar yaratabilir ve bir uzman yardımı gerektirir. 
 
Örneğin, kişinin bedenini nasıl algıladığı, kişinin kendini genel olarak nasıl algıladığını ve değerlendirdiğini birebir etkiler. 
 
Bedeniyle ilgili algı ve tutumları çok güçlü ve katıdır ve bu katılık hayatın bir çok alanına olumsuz etki eder. Kilo almak ya da verememek, kendini şişman bulmak, yeterince zayıf olamamak, karın-kalça gibi bölgelerin şişman bulunması gibi pek çok şey, kişinin kendisini yetersiz, başarısız, sevilmez ya da değersiz bulmasında çok büyük rol oynar. 
 
Bu olumsuz imajla baş edebilmek için oldukça katı kurallar geliştirilir ve/veya hayat kısıtlanır: sağlıksız diyetler, uygunsuz egzersizler, sürekli bedeni kontrol etme, aynaya bakamama, başkalarının yanında giyinememe, giyecek bulmak için çok fazla vakit harcama, tüm bunlar neticesinde kendini tekrarlı şekilde kötü hissetme, vb…
 
 
PembeNar.Com: Kendini sevmek ve fiziksel yapısını kabullenmek bu kadar zor mu?
 
Uzman Psikolog - Psikoterapist Derya Özçelik:
Hem evet hem hayır.
Kendini sevmek oldukça karmaşık bir süreç. Pek çok uzmana bakarsanız, henüz anne rahmine düşmenizden başlayarak, onlarca faktörün bir araya gelişi ile mümkün olan bir ‘beceri’. Anne-baba tutumları muhakkak ki çok önemli.
 
Bebeklik, çocukluk dönemleri oldukça kritik. Ergenlik keza önemli rol sahibi. Yetişkinlikteki deneyimler, pekiştireçler, öğrenmeler, ödüller, cezalar işin tuzu biberi. Doğduğumuz andan itibaren kendimizle ilgili aldığımız mesajlar, kendimizi ne kadar seveceğimizi etkiliyor. ‘Karnım acıkınca annem beni emziriyor, demek ki ihtiyaçlarımın karşılanmasına değerim’ demekten tutun da; ‘Bizim servisteki Can benden hoşlanıyormuş, demek ki ben de seviliyorum’ demeye kadar uzanan bir yelpaze. Yapabildiklerimizi, becerilerimizi, ilişkilerimizi gördükçe evrilen, gelişen, dönüşen bir kapasite. 
 
Beden de bunun bir başka kompleks parçası.
Çünkü bedenimizle ilgili de onlarca geri bildirim alarak büyüyor ve gelişiyoruz. Bazılarımız, ben=bedenim ya da bedenim=ben denklemini öğrenerek büyüyoruz.
 
Bazılarımız daha şanslı; ben=bedenim + kişiliğim + kimliklerim + yeteneklerim + becerilerim + değerlerim + önceliklerim + deneyimlerim + kültürüm + yaşım + cinsiyetim + kökenim + rollerim....... denklemini öğreniyoruz. İkinci denklemi öğrenenler, kendini sevmek konusunda daha avantajlı. 
 
Sevebileceği, değerlendirmeye katabileceği, değiştirip esnetebileceği daha çok şey var. İlk denklemi öğrenenler için durum daha zor. 
 
Her şey beden üzerinden yaşanmak zorunda kalınıyor.
 
 
Uzman Psikolog - Psikoterapist Derya Özçelik