Cumartesi

07.05.2016 - 02:30

Siya Siyabend

Kadıköy’de tanıdık bir ses: “Siya Siyabend CD’leriiiii!..” Kafamı çevirdim, namıdiğer Bizon Murat, Kadıköy’e gelmiş, grubunun CD’sini satıyor. Bir tane satın aldım, yeni şarkıları dinlerken eski Beyoğlu’nu andım

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

- CD ne kadar?  
- 20 lira.  
- Yeni şarkılar mı?  
- Yeniler de var, eskiler de. Bütün katalog burada.  
Bir tane aldım. Teşekkür ettim. Arkamdan “Bilgisayarda açılıyor” diye uyardı. Sonra devam etti: “Evet... Siya Siyabend CD’leri... Bilgisayarda açılıyor...”
Eve geldim, CD’yi açtım: Klasörün adı “Siya SiyaBend - Her Şey”.
Bir yandan dinliyorum, bir yandan düşünüyorum. Bizon Murat, CD’lerini hep 20 liradan satıyor. Ne enflasyon ne hükümetler ne dış politika ne de IŞİD bu gerçeği değiştirebildi. Bundan 10 küsur yıl önce de İstiklal’de 20 milyona satıyordu. Paradan henüz altı sıfır atılmadığı günlerdi.  
Onları ilk ne zaman gördüğümü ve dinlediğimi hatırlamaya çalıştım. Siya Siyabend’in kataloğunu dinlerken zamanda yolculuğa çıktım. 



Müziğiyle etkilerdi
Yıllar yıllar önce, evvel zaman kalbur saman içinde, kaotik bir şehrin kalabalık ve kaotik bir caddesinde, daha o caddeler sokaklar soylulaşmadan, butik otelleşmeden, biraevleri, lüks lokantalar, shot’çılar ortalığı doldurmadan, bütün bakkallar kafe, bütün çerçeveciler, kitapçılar bar, boş depolar kulüp, esnaf lokataları turistik tatlıcı olmadan önceki zamanlarda bir grup vardı. Sokaklarda müzik yapardı.  
Misbah Demircan’ın masaları kaldırmasına en az 15, saç ektirmeye gelen Arap turistlerin ameliyatlı kafalar ve naylon poşetlerle Beyoğlu’nu turlamaya başlamalarına 20 yıl vardı.
Babylon’u toplam 50 kişinin bildiği, Emek’in hâlâ sinema olduğu, Narmanlı Han’daki Deniz’in dükkanına gidilip kitap plak alındığı, İnci Pastanesi’nde profiterol yendiği, caddeyi yeşil ağaçların süslediği, AKM’nin bir deri bir kemik kalmış haliyle polis deposu değil, kanlı canlı bir konser salonu olduğu güzel günlerdi.  
Yatırım için Galata’da daire almayı kimse hayal bile edemezdi o zamanlar. Şişhane’de tapasçı, Yüksek Kaldırım’da tasarımcı, Kuledibi’nde butik kahveci olacak desek dalga geçerlerdi. Galatasaray’dan Tünel’e yürümenin cesaret istediği zamanlardı ve tam da o taraflarda, sokakta kendilerine has tavırları ve atmosferleriyle müzik yapan bir grup genç görülürdü.  
Sokakta müzik yapmak bir yana, yürümek dışında bir şey yapana uzaylı gibi bakılırdı. Siya Siyabend o dönem büyük kalabalık toplar, müziğiyle etkilerdi. 
İnternette bulamazsınız
Zaman onları hiç değiştirmedi. Ülke değişti, şartlar değişti, iktidarlar değişti, ezilenler değişti, ezenler değişti, İstiklal’in kaldırım taşları onlarca defa değişti, onlar değişmedi. Değişmedi derken ekip değişti, gidenler ve gelenler oldu. Biraz yaşlandılar, biraz yıprandılar, sokak hayatının izleri yüzlerine daha fazla yansıdı belki. Ama müzikleri ve müzikle ilişkileri hep aynı Siya Siyabend’in.
Onları ölümsüzleştiren hafızalarımızdaki işte bu anılar, o ayrı, ama Fatih Akın’ın “Crossing The Bridge, The Sound of İstanbul”undaki performansları ve mesajları da kendi çapında tarihteki yerini almıştır.
Siya Siyabend 90’lı yıllarda yolu kültür ve sanattan geçen herkesin bir şekilde tanıdığı, bildiği bir ekipti. Bir yerlerde muhakkak karşınıza çıkar, sizi başka bir âleme götürürlerdi.  
İşte yıllar sonra yine bir akşamüstü Kadıköy’de yankılanan Bizon Murat’ın sesi bizi başka âlemlere götürmeyi başardı.
Albümü internette falan bulamazsınız. Bizon Murat’ı bulursanız ondan alabilirsiniz. Bir yerlerde karşınıza çıkar... 

©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.