Gül'den nükleer enerji açıklaması

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hızla artan enerji talebine rağmen, Türkiye’nin henüz nükleer enerjiden yararlanamamasını büyük bir eksiklik olarak nitelendirirken, “Türkiye’nin nükleer enerji ile imtihanı gerçekten ibret verici” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen IICEC 4. Geleneksel Uluslararası Enerji Forumu’na katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde yer alan bilgiye göre, güvenilir bir enerji arzına sahip olmadan ülkelerin büyümesinin, kalkınmasının mümkün olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, enerji konusuna teknik bir mesele olarak bakmanın imkânsız oluğunu kaydederek, “Büyük devletler enerji güvenliğini bir beka meselesi olarak telakki etmişler; enerji politikalarını gerek dış politikalarının, gerekse ekonomi ve savunma politikalarının temel unsurlarından biri olarak görmüşlerdir” dedi.

Enerji meselesinin hem ekonomi-politiği hem de jeopolitiği ilgilendiren, dünyadaki güç dengelerini değiştiren bir konu olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, iklim değişikliğinin yarattığı baskının da etkisiyle enerji konularının artık ülkelerin bilim ve teknoloji politikalarında da önemli bir yer tuttuğunu aktardı. Cumhurbaşkanı Gül, “Yeterli miktarda, kaliteli ve temiz enerjinin, uygun fiyatlarla ve kesintisiz olarak temin edilmesi olarak tanımlayabileceğimiz ‘enerji arz güvenliği’, günümüzde pek çok ülkenin çok boyutlu bir politika önceliği haline gelmiştir” dedi.

-“TÜRKİYE, DOĞU-BATI VE KUZEY-GÜNEY EKSENİNDE STRATEJİK PROJELERE İMZA ATTI”-

En azından 2040 yılına kadar hidrokarbon kaynaklarının dünya enerji tüketiminde ağırlıklı konumlarını koruyacağını, bu durumun, OPEC, Rusya, Kafkasya ve Orta Asya merkezli üretimin, şu anda olduğu gibi önümüzdeki dönemde de enerji piyasalarındaki ağırlığını sürdüreceğine işaret ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül şöyle konuştu:

“Söz konusu şartlar cari olduğu sürece, zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip üretici ülkeler ile tüketici pazarlar arasında doğal köprü vazifesi gören Türkiye’nin, bu kaynakların nakledilmesi ve pazarlanmasında önemli bir ‘hub’ fonksiyonu görmesi doğaldır. Nitekim ülkemiz, gerek Doğu-Batı, gerek Kuzey-Güney ekseninde birçok stratejik projeye imza atmıştır. Operasyonel boru hatları meyanında, Kerkük-Yumurtalık, Bakü-Tiflis-Ceyhan, Mavi Akım, Türkiye-Yunanistan Enterkonektörü ile Bakü-Tiflis-Erzurum ilk dikkati çeken önemli projelerdir.” Çalışmaları devam eden projeler arasında Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nın (TANAP) kritik önem taşıdığını kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, TANAP boru hattının ilk aşamada Azerbaycan’ın Şah Deniz sahasından gelecek doğal gazla beslenmesinin öngörüldüğünü, ileriki yıllarda Azerbaycan’ın diğer doğal gaz sahalarından elde edilecek üretimin yanı sıra Türkmen gazının da bu hat vasıtasıyla sevkedilmesi konusunda da çalışmaların devam ettiğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Gül, ayrıca, Kuzey Irak’tan başlaması öngörülen boru hatlarının da, Orta Doğu’ya bağlantının sağlanması ve kaynak çeşitliliğinin arttırılması bakımından çok önemli olduğunu söyledi.

-“IRAK’IN KÜRESEL ENERJİ DENKLEMİNDEKİ AĞIRLIĞI ARTIYOR”-

Küresel enerji görünümü bakımından önemli gelişmelerden birinin de, Irak’ın küresel enerji denklemindeki ağırlığının giderek artması olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Uluslararası Enerji Ajansı, 2035 yılına kadar giden süreçte, küresel petrol üretim artışının yüzde 45’inin Irak kaynaklarına dayanacağını tahmin etmektedir. 2030’lu yıllar itibariyle Irak’ın, Rusya’nın önüne geçerek, dünyanın ikinci büyük petrol ihracatçısı olacağını öngörmektedir. Günde yaklaşık 400 bin varil Irak petrolü, Kerkük-Ceyhan boru hattı vasıtasıyla ülkemize taşınmaktadır. Esasen boru hattı sisteminin günlük kapasitesi 1,6 milyon varildir. Bu hattın tam kapasiteyle çalışması en samimi arzumuzdur. Günde yaklaşık 3 milyon varili bulan Irak petrol ihracatının büyük bölümü ise esasen büyük bir sıkışıklık yaşanan Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılmaktadır. Irak’ın Kuzey-Güney istikametinde mevcut Stratejik Petrol Boru Hattı’na paralel olarak inşa edilecek yeni petrol ve doğal gaz boru hatları aracılığıyla bu enerji kaynaklarının bir kısmı ülkemize ve bir kısmı da ülkemiz üzerinden Avrupa’ya nakledilmesi mümkün olacaktır. Bu Irak için de çok önemli bir çıkış noktasıdır, güvenli pazarlara ulaşması için. Enerji güvenliği sadece enerji ihtiyacı olanlar için değil, onların güvenli pazarlara ulaşması kadar, enerji üretenlerin de güvenli marketlere ulaşması da çok önemlidir. Bu bakımdan Türkiye stratejik bir rol oynamaktadır. Neticede, gerek güneydeki gerek kuzeydeki kaynakları taşıyacak bu boru hatları, kuşkusuz tüm Irak halkının refahının artmasına ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulunacaktır” dedi.

-“DOĞU AKDENİZ, TÜRKİYE’NİN ENERJİ COĞRAFYASININ ÇOK ÖNEMLİ BİR PARÇASI”-

Son dönemde, Doğu Akdeniz’de yaklaşık 3 trilyon metreküpü aşan önemli bir doğal gaz havzasının mevcudiyetine dair güçlü bulgular ortaya çıktığına da değinen Cumhurbaşkanı Gül, bu durumun, Doğu Akdeniz’e en uzun kıyısı olan ve dolayısıyla geniş bir münhasır ekonomik alanı bulunan Türkiye’nin, enerji coğrafyasındaki yerini daha da önemli hale getirdiğini söyledi.

-“KIBRIS RUM KESİMİ, ADA ETRAFINDAKİ DOĞAL KAYNAKLARA TEK BAŞINA SAHİP OLAMAZ”-

Eskiden beri, Doğu Akdeniz’de tesis edilecek ekonomik iş birliğinin, bir yandan, bölgenin ortak refahına hizmet ederken, diğer yandan, siyasi sorunların çözümünü de kolaylaştıracağını savunduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu nedenle, bölgedeki enerji kaynaklarıyla ilgili projelerin geliştirilmesi aşamasında, Doğu Akdeniz havzasının, Mısır, Lübnan, İsrail, Kıbrıs Adasının tümü ve Türkiye’yi de kapsayacak şekilde bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayım. Bu konuda özellikle AB’nin ve büyük aktörlerin dikkatini çekmek isterim. Doğu Akdeniz’in ileride huzurlu olması için Doğu Akdeniz’deki problemlerin Kıbrıs dâhil olmak üzere şimdiden çok geniş bir ekonomik iş birliği oluşturmak gerekmektedir, ortak menfaatler doğrultusunda. Yoksa ileride bunlar büyük problemlerin de habercisi olacaktır. Onun için herkesin bu yönde gayret sarf etmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle Kıbrıs konusunda bu gayretin çok daha fazla gösterilmesi gerektiğine inanıyorum. Bugün Kıbrıs Rum kesiminin adanın etrafındaki doğal kaynakları tek başına çıkarma, sahip olma veya ihraç etme gibi projelerinin çok makul olmadığını ve bunların çok riskli olduğunu da burada açıkça ifade etmek istiyorum. Çünkü adanın etrafındaki doğal kaynaklar aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan insanların da haklarının olduğu doğal kaynaklardır. O açıdan tekrar söylemek isteğim şey şu ki, mevcut politik, siyasi problemlerin çözümüne katkı sağlayacak bir adım ekonomi ile başlayabilir ve Doğu Akdeniz’de yeni bir ekonomik iş birliği sütunu oluşturulabilir. Hatta bu AB çerçevesi içerisinde olabilir. AB’nin Doğu Akdeniz’deki yeni bir sütunu ortaya çıkabilir. O bakımdan bu konu üzerinde yoğunlaşılmasının ilerideki problemlerin şimdiden izale edilmesi açısından da çok büyük fayda sağlayacağını inanıyorum.”

-“TÜRKİYE DOĞU AKDENİZ’DE YAPICI İŞ BİRLİĞİNE HAZIR”-

Cumhurbaşkanı Gül sözlerine, “Türkiye, yukarıda bahsettiğim ilkeler geçerli olduğu müddetçe, Doğu Akdeniz’den çıkacak kaynakların işletilmesi, kendi ihtiyaçlarımız için kullanılması ve boru hatları veya LNG yoluyla uluslararası piyasalara sevki de dâhil her türlü yapıcı iş birliğine hazırdır. Tüm bu gelişmeler, tabiatıyla Ceyhan Terminali’ni daha da öne çıkartmaktadır” diye devam etti.

-KAYA GAZININ KÜRESEL ENERJİ DENKLEMİNDEKİ YERİ-

Cumhurbaşkanı Gül, Ceyhan Enerji Terminali’nin Doğu Akdeniz bölgesinin en büyük; Avrupa’nın ise Rotterdam’dan sonra ikinci büyük enerji terminali ve limanına dönüştürülmesinin Türkiye açısından gerçekçi bir hedef teşkil ettiğini belirtti. Küresel enerji piyasasında kayda değer değişikliklere yol açacak bir diğer gelişmenin de, kaya gazının ABD’de yaygın kullanımının önünün açılması olduğunu, bu gelişmenin, küresel enerji piyasalarında yeni bir paradigma yarattığını ifade etti.

-“TÜRKİYE, SADECE ENERJİ GEÇİŞİ SAĞLAYAN TRANSİT BİR ÜLKE OLMAKLA YETİNEMEZ”-

Öte yandan, yüksek ekonomik büyüme oranları ile Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin enerji pastasından giderek daha büyük bir pay talep ettiklerine de işaret eden Cumhurbaşkanı Gül şöyle konuştu:

“Bu durum, bugüne kadar Doğu-Batı, Güney-Kuzey ekseninde cereyan eden enerji jeopolitiğini, köklü bir şekilde değiştirmeye namzettir. Türkiye olarak, hızla kalkınan bu dev ekonomilerin küresel düzeyde yürüttüğü aktif enerji güvenliği politikalarını yakından takip ediyoruz. Çin, Brezilya ve Güney Kore gibi ülkeler, geçmişte batılı ülkelerin ‘Seven Sisters’ olarak adlandırılan petrol şirketleriyle rekabet edebilecek güçte enerji şirketleriyle artık birer küresel oyuncu haline gelmişlerdir. Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığım konuşmamda dikkat çektiğim gibi; küresel enerji jeopolitiğinde bu kadar önemli gelişmeler cereyan ederken, Türkiye sadece enerji geçişi sağlayan bir transit ülke olmakla yetinemez. Büyük savaşların ve büyük rekabetin ekseni olan enerji bölgelerinin neredeyse merkezinde bulunan bir ülkeyiz. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan halk hareketlerinin açığa çıkardığı tarihi dönüşüm ortamında, enerji alanında da kartların yeniden dağıtıldığına şahit oluyoruz. Bu nedenle, Türkiye vakit kaybetmeden hemen yanıbaşında bulunan enerji üretim merkezlerinde güçlü şirketleriyle yerini almalıdır.”

-“DÜNYA ENERJİ SEKTÖRÜNDE AKTİF ROL ALMAK İÇİN KENDİ KÜRESEL OYUNCULARIMIZA İHTİYACIMIZ VAR”-

Cumhurbaşkanı Gül üretim konusunda Libya’dan Irak’a kadar önemli bir potansiyel ve fırsat penceresinin Türkiye’yi beklediğini, bunun da ancak, başta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) olmak üzere, güçlü Türk petrol şirketlerin varlığıyla başarılabileceğini söyledi. TPAO’nun şirket ve sermaye yapısının güncel şartlara göre revize edilerek, küresel ölçekte rekabet edebilecek bir şirket haline getirilmesinin gerekliliğine de işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, “Bu doğrultuda, şirketin bir kısım hissesinin halka arzı, özel sektörle iş birliği ve yabancı ortaklıklar ihdas edilmesi gibi seçenekler düşünülebilir. Diğer taraftan, yurt dışında enerji piyasalarında faaliyet göstermek isteyen özel sektör şirketlerimiz ölçek bakımından yetersizdir bunu biliyoruz. Bütün büyük şirketleri düşündüğümüz de enerji şirketlerinin hangi boyutta sermaye yapılarının olması gerektiği de gayet açıktır. Bu açıdan baktığımızda bizim şirketlerimizin yetersiz olduğu da ortadadır. Bu bakımdan özel sektöre de çağrım şudur ki; özellikle yurt dışı piyasalara giderken birleşerek, büyük konsorsiyumlar haline gelerek, güçlü büyük sermayelerle gitmek gerekir. Bu yönde Sayın Bakan’ın gerekli öncülüğü de yapacağına eminim. Bunu yapmadığımız sürece de siyasetçilerin devlet adamlarının, bizlerin sizlere yardımcı olma imkânımız da azalmaktadır. O bakımdan bu konuda özellikle dikkat çekmek istiyorum. Şirketlerimizin bir araya gelip, daha büyük sermayelerle bu piyasalara girmeleri konusunda. Netice olarak, dünya enerji sektöründe aktif rol oynayabilmek için gerek kamuda, gerek özel sektörde kendi küresel oyuncularımızın ortaya çıkmasına büyük ihtiyaç vardır” dedi.

-“TÜRKİYE’NİN HENÜZ NÜKLEER ENERJİDEN YARARLANAMAMASI BÜYÜK BİR EKSİKLİK”-

Türkiye’nin hızla büyüyüp, kentleştiğini ve halkın artan refah imkânlarından daha fazla yararlanmak istediğini, tüm bu dinamiklerin, Türkiye’yi OECD ülkeleri içinde enerji talebi en fazla artan ülke konumuna getirdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, fosil kaynaklar bakımından yüzde 90 dolayında dışa bağımlı olmasına ve hızla artan enerji talebine rağmen, Türkiye’nin henüz nükleer enerjiden yararlanamamasını büyük bir eksiklik olarak nitelendirdi.

-“İKİ SANTRALİN İHALESİNİN YAPILMASI TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIMDIR”-

Cumhurbaşkanı Gül, “Ülkemizin nükleer enerji ile imtihanı gerçekten ibret vericidir. Hepimizin bildiği gibi, nükleer enerjiden yararlanılması fikri 1967-1970 yılları arasında ülkemizin gündemine girmiş; yapılan fizibilite çalışmaları neticesinde Mersin Akkuyu’da ilk nükleer santralın inşa edilmesine karar verilmiş ve ilk uluslararası ihale şartnamesi 1976 yılında hazırlanmıştır. Bu ve benzeri pek çok ihale ve girişim aradan geçen 35 yılı aşkın süreye rağmen, çeşitli finansal, teknik ve esasta siyasi nedenlerle akim kalmıştır. Belki de siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa kurban ettiğimiz projelerin başında nükleer enerji santralları gelmektedir. Bu çerçevede Güney Kore bizim için önemli bir örnektir. Çünkü aynı yıllarda Kore’de nükleer enerji ile uğraşmaya başlamış, 1970’li yıllarda önce Westinghause’ta beraber başladıkları ve önce yaptırdıkları iki-üç santralden sonra kendileri yapmaya başlamış ve aşama aşama nükleer santral yapımının devrelerine girmişler ve neticede kendileri nükleer santral yapmış ve nihayet nükleer santral ihraç edecek hale gelmişlerdir. O bakımdan Türkiye’nin de, şimdi büyük bir gururla ifade etmek isterim ki, nihayet iki santralinin ihalesi yapıldı ve birin temelleri atıldı. Rusya ve Japonya ile yaptığımız bu santraller. Türkiye için gurur verici büyük atılımlardır. Sayın Bakanı, hükümetimizi tebrik ediyorum. Bunların sadece enerji piyasası ile değil, siyasi anlamı da olan büyük projeler olduğunu ve çok gecikmiş başlangıçlar olduğunu ifade etmek istiyorum. Burada dikkat çekmek istediğim şey, bunlar yapılırken aşama aşama yapılırken Türkiye’nin devreye girip, nihayette Türkiye’nin de kendi santrallerini yapabilecek duruma gelmesini temin etmemiz olmalıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, “Tabiatıyla, nükleer enerji projelerini yürütürken, uluslararası düzeyde kabul edilen en ileri nükleer güvenlik standartların uygulanması da kaçınılmazdır ve bu konudaki dikkatten de hiçbir şüphem yoktur” ifadelerini kullandı.

-UZUN VADELİ ENERJİ GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI-

Orta vadede hidrokarbon kaynaklarına dayalı enerji arzı politikalarının, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bir realite olduğunu sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin uzun vadede enerji güvenliğinin sağlanmasının, yerli kaynaklarımızdan mümkün olduğunca yararlanmakla mümkün olabileceğini bildirdi.

-“2023’TE ENERJİ ÜRETİMİMİZİN YÜZDE 30’U YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINDAN KARŞILANACAK”-

Konuşmasında, yenilenebilir enerji bakımından önemli bir potansiyele sahip olan Türkiye’nin, bu konuya gerek enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, gerek çevresel mülahazalar ışığında özel önem vermesi gerektiğini de vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, gerek yenilenebilir enerji, gerek enerji tasarrufu ve verimliliği alanındaki inovasyon ve AR-GE çalışmalarına şimdiden güçlü bir destek verilmesinin gereğine işaret ederek, “Zira Uluslararası Enerji Ajansı, bu yılki Dünya Enerji Görünümü raporunda enerji verimliliğini bir yakıt olarak telakki etmiştir. Demek ki bu noktada çok büyük bir israf var. Ülkemiz 2023 yılı itibariyle toplam enerji üretimimizin yüzde 30’unun yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmasını hedeflemektedir. Bu doğrultuda, başta hidroelektrik olmak üzere rüzgâr, jeotermal ve güneş enerjisinden azami düzeyde yaralanmalıyız. Son yıllarda, Hidroelektrik Santralları’nın (HES) kurulmasında özel sektörümüzün artan bir şekilde rol üstlenmesini takdirle karşılıyorum. Tabii ki bu santrallerin çevreye duyarlı bir şekilde inşa edilmesi de önem taşımaktadır” dedi.

-“ENERJİ FASLININ HALA AÇILAMAMASI, AB’NİN STRATEJİK MİYOPLUĞUDUR”-

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin, dünyadaki değişimlere geniş bir perspektifle yaklaşması ve sağlam temellere dayanan bir vizyonla hareket etmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Şüphesiz bu vizyonumuz tüm boyutlarıyla entegre olmuş, tutarlı bir enerji politikasını da içermelidir. Netice olarak, Türkiye bugüne kadar öncülük ettiği çok boyutlu projelerle kendi enerji güvenliğini sağlamanın yanı sıra, Avrupa’nın enerji arzı güvenliğinde önemli bir aktör haline gelmiştir. Bu noktada bir üzüntümüzü de ifade etmeden geçemeyeceğim. AB ile müzakere safhasında olan ülkemizin herhalde ilk açması gereken fasıllardan birisi enerji olmalıydı. AB Türkiye ile müzakerelere başlamadan önce hazırlanan strateji raporlarında Türkiye’nin en büyük katkısının enerji alanında olacağını açık açık söylemiş ve Türkiye ile müzakereye başlamanın en önemli gerekçelerinden birisini enerji olarak göstermişti. Gelinen noktada enerji faslının hala açılamaması ve bunun malum sebeplerle bloke edilmesi AB’nin stratejik miyopluğundan başka bir şey değildir. Bundan sonra asıl hedefimiz, hidrokarbon kaynakları bakımından zengin yakın coğrafyamızdaki enerji üretiminde aktif bir şekilde yer almak olmalıdır. Böylece, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya, Kafkaslardan Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyada barış ve refahın yayılmasına katkıda bulunacak bir güç haline gelebiliriz.”

Tasması asansör kapısına sıkışan köpeği böyle kurtardı ABD'de asansöre binen kadının köpeğinin tasması, kapanan asansör kapısına sıkıştı. O sırada binanın koridorunda durumu fark eden bir kişi, hızlıca tasmayı tutuyor ve ipi kancadan çıkararak köpeği kurtarıyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber