Şizofreni: Hayal mi, gerçek mi?

Öyle bir hastalık düşünün ki; hasta olduğunuzu anladığınızda, inandığınız, gördüğünüz, işittiğiniz şeyin bir hayal olduğu ortaya çıkıyor. Öyle bir hastalık düşünün ki, her şeye şüpheyle bakmaya başlıyorsunuz. Bahsettiğimiz bu hastalığın adı, şizofreni.

Şizofreni: Hayal mi, gerçek mi?

Okula elimde çantamla yürüyerek giderim. İki kilometrelik yol bana hep yakın gelmiştir, ayrıca her gün yürüyüş yapmak da beni zinde tutuyor. Bir gün bu yolun bana zehir olacağını nereden bilebilirdim ki? 

Öğrencilerin her zamanki haylazlıklarıyla geçen bir günün ardından eve gitmek için okuldan çıktığımda takip edildiğimi hissettim. Birkaç sefer arkama baktım ama kimse dikkatimi çekmedi. Hem zaten İstanbul gibi koca bir şehirde, bunca kalabalığın içinde, insan takip edildiğini çok zor anlar. Birkaç yüz metre ilerledikten sonra içimdeki kuşku büyümeye başladı. Öğrencilerimin yaptığı haylazlıkları düşünmeye başladım, acaba kızdığım ya da düşük not verdiğim biri mi beni kafasına takmıştı; yoksa böyle bir öğrencinin yakını mı? Bugün dört sınıfın yazılı sonuçlarını okumuştum. Düşük not alan 7-8 öğrencim vardı ama onlardan böyle şeyler beklemiyordum. Aklıma, geçen hafta arkadaşıyla kavga ederken bulduğum Metin geldi. Sekizinci sınıftaydı. Ergenliğin en zor dönemlerinden geçmeleri bir yana, sınıfça okuldaki en büyük öğrenciler olmaları da bazı yanlışlar yapmalarını kolaylaştırıyordu. Kavgayı ayırırken kızmıştım ama sonrasında konuşmuş ve anlaşmıştık. Yine de eğer takip ediliyorsam ondan şüphelenmeliyim sanırım. 

 

Eve girmek belki de çözüm değil...

 

 

Yolun yarısında bir markete girdim. Arkamdan girenleri gözetleyerek gerçeği görebilirim diye düşündüm. Markette yaklaşık 10 dakika oyalandım. Bir yandan da alışveriş yapıyordum. Bu 10 dakika boyunca şüpheli hiçkimse markete girmedi. Bu beni rahatlattı ve içim rahat bir şekilde çıktım. 

İçim rahatladıkça huzur buluyordum. Ancak bu durum uzun sürmedi. Tam çıktığımda karşıdaki kaldırımda bir sokak lambasına yaslanmış sigara içen birini gördüm. Etrafı gözetliyordu ve ben çıkınca bana döndü. Bir an göz göze geldik. Sigarasını atıp karşı kaldırımda, benim gittiğim yöne doğru yürümeye başladı. Bir taksi tutup eve gitmeye kalkışsam, kısa mesafe diye hiçbir taksici beni kabul etmeyecekti ve tartışmak zorunda kalacaktım. Adımlarımı hızlandırdım. Neyse ki yolun kalan kısmı yokuş aşağıydı. Bu arada da göz ucuyla adamı izliyordum. Sık sık bana bakıyordu. Bir an, "Eve girmek belki de çözüm değil" diye düşündüm. Ama sonra vazgeçtim. Eve gelirse kapıyı açmaz ve polisi arardım. 

 

"Orada kimse yok!"

 

 

Eve yaklaşık 20 metre kala başımı çevirerek tekrar ona baktım yine göz göze geldik. Bu sefer belindeki silahı gördüm. İşte bu çok kötüydü! Belki de beni öldürmeye kalkışacak kadar psikopattı... Koşmaya başladığımda elimdekiler, çantam dahil, her şey yere düştü. Çok korkmuştum. Yıllar öncesinde öğretmenini görünce titreyen, saygıda kusur etmeyen öğrenciler yerine, artık öğretmenini öldürmek isteyen öğrenciler mi vardı yani? Bütün öğrenciler canımızı yakmak için peşimizdeler mi yoksa? Saklanalım mı? Aklımı kaçırmak üzereydim. Eve koşarak geldiğimi camdan gören karım şaşırmış olacak ki, ben varana kadar kapıyı açmıştı. Hemen eve girip kapıyı kilitledim ve telefona sarıldım. Polislere durumu anlatırken bir yandan da perdeyi aralıyor ve sokağın başında bekleyen kişiyi tarif ediyordum. Karım ise hayretler içinde beni izliyordu. Bana, "Orada kimse yok!" dedi. Telefon elimde, şaşıp kaldım. Kapattım, durumu karıma anlattım, "İşte şurada, köşede, bıyıklı, zayıf ve orta boylu bir adam görmüyor musun? İşte şurada, bak belinde silahı bile var, beni bekliyor. Metin'e çok benziyor. Bence kesin Metin!" diye anlatırken karım önce sokağa, sonra bana bakıyordu. Birden ağlamaya başladı. Ağlarken sürekli "Orada kimse yok!" diyordu. Bu sırada ben, adam camdan baktığımızı görecek diye korkup içeriye çektim onu. Polisi beklemeye başladık. Geldiklerinde kapıya çıkıp onlara da anlattım ama onlar da görmedi kimseyi. Bu inanılır gibi değildi. Yanına gitmeye karar verdik ama adam polisleri görünce kaçmıştı. Herkes bana ısrarla, "Orada kimse yok!" diyordu. 

 

Bırakın, ellerimizden tutsunlar... ​

Aslında bu anlattıklarım basit bir hikaye. Öyle bir hastalık düşünün ki; hasta olduğunuzu anladığınızda, inandığınız, gördüğünüz, işittiğiniz şeyin bir hayal olduğu ortaya çıkıyor. Öyle bir hastalık düşünün ki, her şeye şüpheyle bakmaya başlıyorsunuz. Bahsettiğimiz bu hastalığın adı, şizofreni. 

Şizofreni hastalarının topluma kazandırılması ve tedavi görmelerinin önündeki en önemli engeller; damgalanma, önyargılar ve ayrımcılıktır. Bu engellerden dolayı birçok hasta tedavi olamıyor. Şizofreni hastalarının yardımınıza ihtiyacı var. Dünya Sağlık Örgütü'nün raporuna göre, ülkemizde 500 bin şizofreni hastası var. Onları toplumdan uzak tutmamalıyız. Bırakın, ellerimizden tutsunlar...  
 

Bu makaleye ifade bırak