Dilimizde “teveccüh“ diye söylenişi son derece eğlenceli bir kelime var. Aslında bu kelime Arapçadaki orijinal halinde “yüzünü dönme, ilgi gösterme” anlamında ama biz onu “layık görme, yakıştırma” anlamlarında kullanıyoruz. Geçen seneki başkanlık seçimi döneminde, bu kelime Ali Koç ile neredeyse özdeşleşti. Öyle ki Fenerbahçe camiası bundan önce hiç kimseye göstermediği “teveccühü” Koç’a gösterdi ve Koç, başkanlık koltuğuna büyük bir ittifakla oturdu.

Bugün Fenerbahçe, tarihinin belki de en çok desteklenen başkanı ile, hiç tartışmasız tarihinin en kötü dönemindeyse her şeyden önce bu olaydan futbol üstü bir ders çıkarmak lazım: bu hayatta hiçbir şeyi o kadar fazla istememek, istediğimiz olmadığında da o kadar üzülmemek gerek.

Fenerbahçe, önceleri şakayla karışık söylenen “ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali” noktasından, Yanal’ın ifadesiyle “bu işin şakası yok” noktasına geldi. İşin kötüsü, borsa tabiriyle dibini arayan kâğıt gibi işler her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Hal böyle olunca, kurtarılacaklar listemize memleket ve Venezüella ile birlikte ister istemez Fenerbahçe de girdi ve “abi Aziz Başkan gitmeyecekti” veya “ben size bir şey söyleyeyim mi, Ziko’yu gönderdiği an bitti Fenerbahçe” veya “Ali Koç erken geldi erken” gibi kahvehane seviyesinde olmasa da bugüne hiç hizmet etmeyen fikirler havada uçuşmaya başladı.

Benim için bu gibi geçmiş desteğiyle bugünü açıklayıp söyleyeni rahatlatmaktan başka bir işe yaramayan düşüncelerin hiçbir önemi yok. Mesele ve doğru soru şu olmalı: şimdi ne yapmak gerek?

Mevcut durumum vahameti bir yana, olan biten ile ilgili Yanal’ın açıklamaları ve Koç’un icraatlarını görünce bir futbolsever olarak şaşırıyor, bir Fenerbahçeli olarak üzülüyorum. Yahu tamam, kadro kötü de Ümraniyespor’dan da mı kötü ki her fırsatta transfer veya transfer açıklaması yapıyorsunuz? Demek ki transfer yapılmazsa değil bu sene, seneye de küme düşülecek zira ortada Ümraniyespor’u iki maçta da yenemeyen bir kadro var. (Sevgili Ümraniyesporlular bu cümle için lütfen alınganlık yapmayın, zira ortalık zaten ziyadesiyle karışık.) Dahası, Moses transferi iyi güzel ama bu transferden beklenti tam olarak nedir? Bu tür büyük transferler, hadi oturmuş olmaktan vazgeçtim ama en azından eli ayağı biraz düzgün takımlara, mevcut performansı biraz daha artırmak için yapılır.

Velhasıl bugün Fenerbahçe kelimenin tam anlamıyla abandone olmuş durumda. Hani boksör bütün gücünü ve aklını kaybedip çaresiz bir duruma düşer, sersemler ya, tam o durum. Yaşı kurtaranlar için, başka bir deyişle Mortal Kombat’taki “fatality” modu… Bu durumda rakibinizin kim olduğu hiç önemli değildir; bir çocuk dahi sizi bitirebilir. Ve sarı lacivertlilerin aslen fiziksel değil kimyasal olan bu sorununa, hasta kadına makyaj yapmak gibi dışarıdan ve yapay müdahaleler yapmak yerine; o idman sahasında, o soyunma odasında ve o futbolcuların kafalarında neler olup bittiğini anlamaya çalışmak gerek. Topal’a (ki takımdan uzaklaştırılması gereken ilk isimdir) neden rakibini kovalamadığını, Benzia’ya, neden oyunu bıraktığını, Valbuena’ya neden oyundan zevk almadığını sormak, bunlarla birlikte takımın geneline hâkim olan tükenmişliğin nedenini bulmaya çalışmak gerek. Sonra da hiç acele etmeden ve panik modunu açmadan bu feci sezonu en iyi şekilde kullanmaya, gençlere daha çok şans vermeye, neticede önümüzdeki senelerin takımını kurmaya çalışmak...

can.nizamoglu@gmail.com