Fenerbahçe

Advokaat yanlış bir on birle maça başladı. Hollandalı teknik adam muhtemelen Ozan’ın sağ bekte, Babel karşısında ağır kalacağını düşündü ama bu düşünce onu Hasan Ali’yi sağa çekip uzun zamandır oynamamış İsmail’e şans vermeye itince ortaya iki kanatta da aksayan bir savunma kurgusu çıktı. Nitekim Beşiktaş’ın golü, oynadığı 45 dakika boyunca hiçbir varlık gösteremeyen hatta yediği çalımlarla bizi 15-20 sene öncenin futboluna götüren İsmail’in kanadından geldi.

İkinci yarıda Ozan’ın sağ beki toparlaması ve orta sahanın çok uzun zaman sonra topa basan, ara pası atabilen bir oyuncu görmesiyle kanatlar bir miktar kapatıldı ve bir de gol pozisyonu bulundu! Fakat oyun anlamdaki mahkûmiyet değişmedi.

Fenerbahçe’nin Atibasız Beşiktaş karşısında dahi pozisyona girememesi bir niyet veya plan eksikliği değil güçsüzlüktendi. Nitekim son dakikada gelen gol, puan cetvelinde geride, oyunda da 9 kişi kalmış olmanın etkisiyle bir galibiyet sevinci yaratsa da bu durum Vodafone Arena’da sahaya futbol adına hiçbir şey koyulmadığı gerçeğini değiştirmiyor; tıpkı TT Arena’da da koyulamadığı gibi.

Uzatma dakikalarında gelen golde topu ağlara Marselo göndermiş, Fabri boşa çıkmış ve topu ceza sahasına Kayer göndermiş olsa da bu golde Skertel ve De Souza’nın da payı var; daha doğrusu onların zihniyetlerinin. Kırmızı kart görerek takımlarını eksik bırakan bu iki oyuncunun kendilerine güvenip sahayı hızla terk etmeleri her şeye karşın umutsuz olmadıklarını gösterdi ve nitekim bu umudun meyvesini aldılar.

Fenerbahçe oynadığı son 8 maçın 5’inde son dakikada gol attı ve bu gollerle 7 ilave puan kazandı. Bu durum takımın istek seviyesinin yüksekliğini çok net gösteriyor. Fakat bu istekli kadro, kapasite ile desteklenemedi ve bu durum sarı lacivertliler adına sezonun özeti oldu.

Beşiktaş

Beşiktaş’ın Lyon’a elenmesinin ardından geçen hafta Başakşehir’e sadece skor değil oyun olarak da kaybetmesi her şeyden önce zihinlerdeki o güçlü Beşiktaş algısını yaralamıştı. Derbide de, nakavta bir yumruk uzaklığındaki rakibine o son darbeyi vuramamak ve elbirliğiyle topu kendi ağlarına göndermek bu yarayı daha da açtı. Bu açıdan maç sonunda Fenerbahçe için yapılan tüm eleştiriler aslında Beşiktaş eleştirisi.

Şimdi arkaya yaslanıp “aslında Beşiktaş hep böyleydi, sadece fazla abartıldı” demek doğru değil elbet. Çünkü Beşiktaş, bir ay öncesine kadar, söylendiği kadar kusursuz olmasa da, bugüne kıyasla çok daha etkiliydi. O etkili Beşiktaş’tan derbideki Beşiktaş’ı çıkarınca geriye her şeyden önce moral kalıyor.

Sanırım Beşiktaş’ın ikinci yarının hemen başında şampiyon ilan edilmesi ama bir yandan da daha ligin bitmesine çok uzun bir süre olması siyah beyazlı zihinleri çok yordu. Şenol Güneş ve öğrencilerinin normalde 3-4 bilemediniz 5 hafta taşınacak ruh haline çok erken girmeleri, bir yandan şampiyon ilan edilip diğer taraftan hâlâ maç oynamak zorunda olmaları akılları karıştırdı. Sonuçta ortaya bir nevi bahar yorgunluğu çıktı.

Bugün Beşiktaş her şeye rağmen ligin lideri ve favorisi. Zaten onlara yapılan eleştiriler şampiyon olup olamamaktan bağımsız, takımın geneli ve özellikle de geleceği ile ilgili. Fakat şunu da yabana atmamak gerekir ki hâlâ ipleri elinde bulunduran siyah beyazlılar kendi kalelerine bir gol daha atarsa onun telafisi olmayabilir.

Aziz Yıldırım, Volkan, Talişka

Aziz Yıldırım ile ilgili defaatle çok şey yazdım; bunları tekrarlamak bana zor geliyor. Fenerbahçe'ye zarar veriyor. Görevi çok önceden bırakmalıydı.

Aslında Volkan da öyle ama onun bir farkı var yaptığı işi iyi yapıyor ve bu anlamda saygıyı hak ediyor. Fakat Volkan’ın davranışları kötü. Gerginlikten hoşlanıyor. Haklıyken haksız duruma geçecek kadar agresif. Keyif kaçırıyor, kendi iyi oyununu kendisi gölgeliyor.

Volkan kötü de Talişka iyi mi? Hiç değil. Yaptığı davranışın yenilir yutulur tarafı yok. Onun yaptığına “ama öteki de böyle yaptı, beriki de şöyle yaptı” gibi savunmalar getirmek o hatayı paylaşmak olur; kimseye yakışmaz.

Futbolcular melek olsun gibi bir dileğim yok, istediklerini yapabilirler. Onlara verilen veya verilmeyen cezaların her zaman tartışılacağı da kesin. Dileğim, futbol seyircilerinin iyi ve kötüye bakarken muhakemelerini yitirmemeleri, kim yaparsa yapsın kötüyü savunup kötülüğe ortak olmamaları. Kötülükten kimseye fayda gelmez.

can.nizamoglu@gmail.com