Topla ceza sahası içine girdiniz. Baktınız rakip futbolcu size son derece kontrolsüz bir şekilde koşarak geliyor ve yatarak bir müdahale yaptı. Ondan pekâlâ sayılabilirsiniz. Fakat siz o müdahaleye maruz kalıp düşmeyi tercih ediyorsunuz ve takımınız bir penaltı kazanırken rakip oyuncu müdahalesinin sertliğine göre sarı veya kırmızı kartla cezalandırılıyor; futbolda bunun adı profesyonellik.

Başka bir örnek, takımınız 1-0 önde ve maçın 89. dakikası. Takımınız köşe vuruşu kazandı ve futbolcunuzun bu atışı kullanmak için hiç acelesi yok. Aynı şekilde oyuna giren ve oydan çıkan oyuncularınız da yavaş oynatma modunda. İtiraf edelim, biz de ekran başında veya stadyumda oyuncularımızın bu aheste davranışlarından hiç şikâyetçi değiliz. Bunlar da profesyonellik. Sadece futbolcular değil, istediği skorla giden oyunun son dakikasında “yalandan” oyuncu değişikliği yapan teknik direktöre ne demeli? Evet, profesyonelliğin ta kendisi.

Durum bu olunca futboldaki profesyonelliği sanırım şu şekilde tanımlamak mümkün: içinde bulunulan durumdan, oyun kurallarına aykırı olmayan bir şekilde kendine avantaj sağlama işi. Burada önemli nokta “içinde bulunulan durum”. Başka bir deyişle siz kendi kendinize profesyonellik yapamazsınız. Rakip size müdahale etmemişken ceza sahası içinde kendinizi yere bırakamaz, sırf rakip kart görsün diye numaradan yerde kıvranamazsınız. Eğer bunları yaparsanız bu profesyonellik değil aldatma veya hile olur. Profesyonellik tanımının tuttuğumuz takıma göre farklılaşmaması gerekir. Kendi oyuncumuz yerde zaman geçirirken ıslık çalar, rakip bunu yaptığında küfür edersek doğru bir iş yapmış olmayız.

Hafta sonu oynanan derbide Fan Persi’nin Tosiç ile girdiği ve rakibinin kırmızı kart görmesi ile sonuçlandığı hareketleri de bariz bir profesyonellik örneği olup, bu pozisyonda kabahatin büyüğü profesyonel davranandan ziyade o futbolcuya öyle davranma fırsatı verendedir.

Futbol ortamımızın gerginliği nedeniyle burada iki not ilave etmek isterim. Öncelikle profesyonellik ne öyle örnek gösterilecek veya gurur duyulacak kadar iyi ne de yapanı ayıplayacak kadar kötü bir iştir; keyifsiz bir eylemdir. İkicisi de bahsettiğim pozisyon sadece Hollandalı oyuncunun Tosiç ile olan mücadelesi olup, tribünlere dil çıkarması veya tartışmaya konu şortunu düzeltme/elini şortunun içine sokma hareketleri profesyonellik kapsamında değildir.

***

Derbiden sonra, ki bu durum genelde de böyle, her taraftar sadece kendi takımının lehine olan fotoğraf veya videoları paylaşır, bunların altına veya üstüne de “bakın ve gerçeği görün” minvalinde açıklamalar yapar oldu. Örnek vermek gerekirse bir Fenerbahçe taraftarı derbiden sonra Şenol Güneş’in Kayer’in çenesini sıkmasını, Lens’in ağlarla buluşan topunun gol sayılmamasını, veya sahaya taraftar girmesini seçip, beğenip paylaşırken, Beşiktaşlılar da aynı işi Fan Persi’nin Tosiç’e yaptığı faulü, Volkan’ın köşe vuruşu sırasında bir Beşiktaşlı oyuncu ile adeta güreşmesini, yine Fan Persi’nin Oğuzhan’a elle müdahalesini yaymak için yapıyor.

Bu olanları “taraftarlık” başlığı altına sokabilirsiniz ama ondan önce bence bu haksızlık. Hani son dönemin moda tabiri var ya “algı operasyonu” diye, tam da o. Hayat zaten algıdan ibaret olduğu için ona operasyon yapılmasına izin vermemek gerektiği gibi aynı operasyonu bizim de yapmamamız gerek. En azından bırakalım bunu kulüplerin resmi veya resmi olmayan internet siteleri yapsın.

***

Fikret Orman’ın derbiden hemen sonraki “süt kupası” açıklaması talihsizdi fakat bir gün sonra, içinde özür de barındıran açıklamalar ziyadesiyle güzeldi. Bir gün sonra da Şekip Mosturoğlu'nun hem özrü kabul edip hem de kendisinin özür dilemesi yine sahalarda görmek istediğimiz hareketlerden oldu. Sanırım şu “konuşmadan önce 24 saat geçmesini bekleyin” kuralı doğru. Derbiler zaten çok gergin geçiyor. Taraftar gergin, futbolcular gergin, yöneticiler gergin, hakemler gergin… Böyle bir ortam ortaya güzel bir ürün çıkması mümkün olmadığı için bu ortamı yumuşatmaya, biraz da olsa kendi gözlüğümüzü çıkarıp aynı sahaya karşı tarafın gözlüğüyle bakmaya çalışmaya çok ihtiyaç var. Bu nedenle Orman ve Mosturoğlu’nun açıklamaları hem önemli hem de değerli olup takdirdeki aslan payı ilk açıklamayı yapan Fikret Orman’ın.