Maçın ilk yarısı tamamlandığında sadece Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli değil maçı takip eden Yeni Malatyasporlu veya Herta Berlinli futbolseverlerin de aklında farkın daha da açılacağı ve Beşiktaş’ın hem kolay hem de tarihi bir galibiyet alacağı düşüncesi vardı ve bu düşünce gayet normaldi. Fakat ikinci yarıda sarı lacivertli oyuncular, kendilerini alelade bir alt sıra takımından ayıran “forma” farkının ayırdına vardı, Ersun Yanal da ilk yarıdaki kadro yanlışından döndü ve Fenerbahçe, futbol sınırları dahilinde bir imkânsızı başardı.

Fenerbahçe bu kadar geriden olmasa da benzer bir reaksiyonu Galatasaray deplasmanında da göstermiş, o gün de “Fenerbahçe kümeye” tezahüratında bulunanları mahcup etmişti; aynı forma farkıyla.

Sarı lacivertlilerin rakiplerinin biraz duygu, biraz da temennilerle karışık Fenerbahçe eleştirilerini bir nebze anlamak mümkün ama dünkü maçın devre arasında sosyal medyada olduğu gibi Fenerbahçe taraftarının takımlarından, yönetimlerinden, oyuncularından; haydi isim de vereyim Hasan Ali veya Sadık’tan bu kadar çabuk vazgeçip mahcuplar kervanına katılmalarını anlamak çok zor. Elbette Sadık, Puyol değil ve çok ciddi eksikleri var ama o her şeyden önce hırsı ve isteğiyle formayı hak ediyor ki Fenerbahçe’de bu konuda ciddi bir eksiklik var.

Fenerbahçe “gitti ve beraberinde birçok şey götürdü” denilebilecek bir maçtan puan çıkardığı için sevinmeyi hak ediyor fakat bunu yaparken ilk yarıdaki felaket futbol, bireysel hatalar ve yanlış oyuncu tercihlerinin nedenleri gözden kaçırılmamalı. Zira son haftalarda olumlu gelişmeler olsa da hâlâ düzlüğe çıkılmış değil ve o düzlük için Valbuena, Soldado ve Dirar’ın oynamaları, Moses ve Zayk’ın vites artırmaları ve yılların klişesi olan “iç saha maçlarında Mehmet Topal sahada olmamalı” sözünün gerçekleştirilmesi şart.

Fenerbahçe’nin maç içindeki dirilişi ne denli başarılıysa, daha ilk yarıda farka koşması, kendi sahasında oynaması ve rakibinden kadro olarak daha iyi olmasına karşın Beşiktaş’ın bu reaksiyona seyirci kalması da o denli büyük bir başarısızlık oldu. Maça müthiş bir tempo ile başlayıp, rakibin açık oynama cesaretini hem organize hücumlar hem de kontra ataklarla cezalandıran siyah beyazlıların ikinci yarının ilk bölümlerinde paralize olması çok hoş görülecek veya “ilk yarıda da biz iyiydik” savunmasıyla geçiştirilecek bir performans değil.

Sahada Beşiktaşlı futbolcular rakiplerinin tepkiye yanıt vermekte zorlanırken aynı zorluğu saha kenarında da Şenol Güneş yaşadı. İkinci yarıda oyunu bir nebze olsun soğutup, orta alanda topa daha çok sahip olabilmek için Necip’i düşünebilirdi fakat oyuncunun çok gereksiz bir şekilde sarı kart görmesi ona bu fırsatı vermedi.

Beşiktaş için bu rüya gibi başlayıp huzursuzlukla sona eren gecede en büyük teselli muhtemelen Kagava oldu. Japon oyuncunun kiralık olması onunla ilgili öngörüleri zorlaştırıyor ama Japon oyuncunun Beşiktaş’ta kaldığı sürece çok iyi bir performans göstereceğini kestirmek zor değil. Onun Bundesliga’da, daha doğrusu Dortmund’ta kendine yer bulamamasının nedeni teknik yetersizlik değil, fizik gücü ve hızının düşük olmasıydı. Bizim ligimizde bu özellikler Almanya’da olduğu kadar elzem olmadığından Japon oyuncu teknolojisi ile etkilemeye devam edecektir.