O adamı 50 yaş üzerinde olanlar çok iyi hatırlarlar…
Dile kolay 4 yılda 143 maç…
120’sinde ilk 11’de sahaya çıktı.
4 yılda 3 şampiyonluk. Kupa maçları şampiyonluğu hariç…
Ömrü hayatında hiç kart görmedi.
Trabzonspor’un 1.Lig’de golünü atan ilk oyuncudur o…
***
O adam bu ülkede adı ve soyadı ile söylenen-bilinen tek oyuncudur aynı zamanda…
O bugün hayatta olan Trabzonspor’un birkaç efsanesinden biridir.
O adamın Rizespor’dan Trabzonspor’a geldiği yıl aynı soyadı taşımamıza rağmen akrabamız ve hemşerimiz olmadığını, Kastamonulu olduğunu öğrendiğimde ortaokula gidiyordum.
Şenol, Dozer Cemil, Kadir, Ali Kemal, Bekir ve Necati o yıllar Trabzonspor’da ne ise Ali Yavuz da onlar gibiydi. Onlardan tek farkı; nüfus kâğıdına “Trabzon” yazmamasıydı…

O adam; Kastamonulu Ali Yavuz


***
Trabzonspor’dan ayrılışı sessiz sedasız oldu…
Vatani görevini yapmak için İzmir’e gider, Göztepe’de oynamaya başlar.
Gidiş o gidiş…
Bir daha ne gören vardı, ne de yerini bilen vardı…
***
Birileri 70’li yıllardan ve efsane futbolculardan bahsetse, aklımıza hep o adam gelmiştir…
Çünkü o bir efsaneydi, benim gibi milyonların hayallerini süsleyen bir kahramandı.
Trabzonsporlulara şampiyonluk sevincini tattıran, bugün milyonlarca gencin Trabzonsporlu olmasını sağlayanlardan biriydi o…
O adamı mutlaka bulup konuşmalıydık.
***
Seneler evvel bir dostum kendisini bir hastanede gördüğünü ve bayağı bi dertleştiğini söylemişti.
Başına gelenleri bizimle paylaştığında, başımdan aşağıya adeta soğuk sular dökülmüştü.
Bulup konuşmalıydık o adamla…
Çünkü o Trabzonspor’un ta kendisiydi…
Çünkü o yaşayan efsaneydi…

O adam; Kastamonulu Ali Yavuz


***.
Gazeteci arkadaşlarımızdan biri, Sarıyer Maden’de ikamet ettiğini söylemişti… Telefon numarasını aldık.. Ulaşıp buluşma gününü ve yerini kararlaştırdık…
Birkaç gün sonra ver elini Sarıyer…
Ağaçlardan gökyüzünde oklavanın altından geçmişçesine incelen bulutları görmenin zor olduğu bir ortam… Oksijen bol… Yarı taşlı, yarı kurumuş çamurlu bir yol…
***
Tertemiz tahta bir masanın etrafında toplanmış beklemedeyiz.
Hep 70’li yıllardan konuşuyoruz.
Dalların çıtırtısı, ağaçların hışırtısı konuştuklarımıza eşlik ediyordu…
Mekan sahibi, yerel ses sanatçılarımızdan Temel Reis, arada bir lafımızın arasına girip yumuşak esintide tembel tembel sallanan ağaçları kendi elleriyle diktiğini, kendine has üslubuyla arada bir şarkılar söylüyordu, büyük bir gururla…
Trabzonspor gibiyim..!
Trabzonlu ve Trabzonsporlu olduğumuzu bilen adamın gözlerinin içi gülerek, iki elini yana açarak bize doğru geliyor. Attığı her adımda tıkırdayan taşların sesini duyar gibi oluyorduk…
Bizimle toklaşmak ve kucaklaşmak için can atıyordu adeta…
40 yıllık dostmuşuz gibi kucaklaştık…
Birbirimize sıkıca sarıldık…
Ey gidi koca Ali Yavuz… Sahalara sığmayan, durdurulamayan koca adam, güneşin bordo-mavi renklerini soldurduğu kalın elbiselerin markajı altındadır, sessiz ve sakin…
Artık o adam karşımızdadır…
Hal-hatır derken, başladık konuşmaya…
- Ali Yavuz ağabey nasılsın?
- Trabzonspor gibiyim uşaklar, direnmeye-mücadeleye devam ediyorum… Hayat çok yordu beni çok…
***


Namı diğer Temel Reis’in getirdiği tavşankanı çayları yudumlarken muhabbeti daha da koyulaştırdık:
“Trabzonspor’a Rizespor’dan geldim. Yani profesyonel olduğum ilk takımdır Trabzonspor. Askere gidene kadar bordo-mavili formayı giydim. Vatani görevimi ifa ederken Göztepe’de oynadım. O zamanki şartlar bugünkü gibi değildi, kulübüm futboldan uzak kalmayayım diye transferime izin verdi, zira o yıllar bugünkü gibi futbol oynadığınız yerde askerlik yapma şansınız yoktu”
Efsane tüm bunları anlatırken bir bulut güneşin önünden geçerken olduğu gibi, her şey çabuk olup bitmişti.
Ankara’da kaleye geçtim…
Bir iç çekerek başını kaldırıp bulutlara baktı. Patlamış baraj gibiydi…
“Hiç unutmam Ankaragücü maçıydı. Oyuncu değiştirme hakkımız yok. Şenol Güneş sakatlandı. E kaleye kim geçecek, rahmetli Kadir “ Ben” dedi… Ben, “hayır, ben geçeceğim” dedim. Düşünün kaleye geçmek, sorumluluk almak için birbirimizle yarışıyoruz. Kaleye ben geçtim, maçı da biz aldık…”
Ömeragiç “ Trabzonspor balon” dedi…
“Avni Aker’de uzun zamandır yenilmiyorduk. Mustafa Denizli’li Altay bizi mağlup etmişti. Hocaları Ömeragiç, maç sonu “ Trabzonspor balon, balon” demez mi… İzmir’de görüşeceğiz dedik ona…
O haftayı iple çektik.
İzmir’e gittiğimiz hafta Adana Demirspor-Fenerbahçe maçı oynanıyor. O zamana kadar şampiyonluk aklımıza gelmiyor. Bizden yarım saat evvel başlayan maçta Fenerbahçe’nin 2-0 önde olduğunu söylediler. Devre arası soyunma odasına giderken, radyodan maçı dinleyen bir polis, Alpaslan’ın penaltı kaçırdığını, Fenerbahçe’nin 3-2 mağlup olduğunu söyledi. İkinci yarı sahaya çıktığımızda bütün tribünler “ Trabzon, Trabzon” diye inliyordu… Tabi ki Altay ile olan hesabımızı orada görmüştük!”
Trabzon’a geldiğimizde, taraftarın idmanlara akın ettiğini görünce, birbirimize “biz şampiyon olacağız” diye söylemeye başladık”

Trabzonspor’a küfür edilince…
“Hiç unutmuyorum. Bir Eskişehir maçı sonrası, tam otobüse binmek üzereyken, bir gurup taraftar Trabzonspor’a ve bize küfretti. Kadir hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Sen misin Trabzonspor’a küfreden, biz herkese sahayı dar ediyoruz, size mi acıyacağız. Hep birlikte otobüsten indik, üzerimizde formalar, ayaklarımızda kramponlar sokakta taraftar kovalıyoruz. Birkaç dakika önce aslan kesilenler kedi olmuş, kaçacak delik aramaya başladılar”
Bunları anlatırken işaret parmağını bir sarkaç gibi öne arkaya sallıyordu efsane…
Bulut olmak istedi…
Gözleri buğulandı efsanenin, “ Dozer Cemil ve Liverpool” dedi. Gözlerini bizden kaçırıp, yanı başımızda güzelce kırpılmış çalılıklara dikti, tutkalla yapışmışçasına.
İki dakika evvel salladığı parmağıyla omzunu gösterdi bizlere. Maç günü sakat olduğunu, ona rağmen oynamak istediğini söylemiş hocasına. Sakat olan Dozer Cemil ile iğne vurulup çıkmışlar sahaya…
70. Dakikadan sonra çok acı çektiğini, ancak tribünlerden yükselen “ Şampiyon Trabzon” tezahüratları ona ve Dozer Cemil’e ilaç gibi geldiğini söyledi.
O gerçeği tekrar yaşamak, bir bulut gibi yükselmek o günlere, Avni Aker’e gitmek ister gibiydi…


Ben Trabzonspor’un çocuğuyum
Futbolu bıraktıktan sonra açık havada çalışmaktan yüzü kararan, teni kırış kırış olan Ali Yavuz bir ara ayağa kalktı, birden ciddileşti, ayakları birer sütün, ciğerleri havasız kalırcasına haykırdı:
“ Ben Trabzonspor’un çocuğuyum”
Biz, gözlerinin içindeki çizgilere bakarken, o ani bir dürtüyle cebinden o yıllara ait Trabzonspor amblemli anahtarlığı gösterdi hepimize.
Ve hiç kullanılmamış gibi gıcır gıcır bir kredi kartı. Çatlayan dudakları gerilmişti, bakışları uzaklara dikilmişti, gırtlaktan gelen hafif bir sesle “ kartında para olmadığını” fısıldadı.
Hamallık yaptım…
İnatçı bir ifadeyle kaşlarını çattı, sessizce çayını yudumlarken soluğunun altından bir şey mırıldanmaya devam ediyordu.
Ellerini gergin bir tavırla koltuk altlarına soktu… Yanına sokulan yavru kediye şefkatle dokundu…
“ Oğlum” kelimesi döküldü, “ Trabzonspor’un çocuğuyum” diyen ağzından…
Efsane hasarlı bir bina… Dokunsanız yıkılacak…
“ Çocuğum hastaydı, elimde avucumda ne varsa tedavisi için harcadım. Öyle gün oldu hastanelere bugünün parasıyla günlük bin lira ödedim. Aklıma şerefli mesleklerden hamallık yapmak geldi. Ver elini Afrika… Cape Town’da üç yıl çalıştım… Evet, evet hamallık yaptım…
Çocuklarımın hasretine daha fazla dayanmayıp Türkiye’ye geldim. Eski dostlarımdan iş istedim. Trabzonsporlu iş adamlarından birinin şantiyesinde çalıştım, kah ofiste durdum, kah şoförlük yaptım… Her şeye katlandım fakat benimle alay edilmesine asla tahammül edemezdim. Oradan ayrıldım. Birçok yerde aylık, hatta haftalık çalıştım. Çocuğumun iyileşmesi için her şeyi yapmaya razıydım. Bu arada Trabzonspor gibi dik durmaya özen gösterdiğimi de söylemelim”
Kadir’im beni arardı…
“Sadece Kadir beni arardı. Maddi ve manevi yardımını hiç eksik etmedi benden. Çocuğumu hastaneden çıkartamamıştım, onu arayıp yardım istedim. Gereğini yapıp çocuğumu onun sayesinde hastaneden alabildim.
Hangi kapıyı çalsam hep yüzüme kapattılar. Trabzonspor başkanlarından biri bana kartını verip, şirketine gelmemi söylemişti. Çaresizdim, her yolu deniyordum… Bir çare, bir umut deyip, Sn. Başkanın şirketine gittim. Kapıdaki görevli “sen kimsin?” sorusuna “ Trabzonsporlu Ali Yavuz cevabını verince, benimle alay etti… Sen kim, Trabzonspor kim der gibiydi. Sekreter başkan yok dedi bana. Oysa Sn. Başkan yerindeydi”
Formam müzede…
Günün birinde, giydiğim 8 numaralı formayı istediler benden. Çocuklar gibi mutlu oldum, zira hatırlanmıştım, formam müzedeki yerini alacaktı. Kargoyla gönderdim. Benzerini yapıp satmışlar, gurur duydum. Teşekkür eden olmadı ama 5 bin lira göndermişlerdi.
Jübilemden aldığım para masrafları zor karşıladı…
Hafızam beni yanıltmıyorsa jübilemden1600 lira aldım. Onu da otel ve diğer masraflara harcadık En acısı; genç neslin futbolculardan biri “ daha ne istiyorsun, sana hiç değil jübile yaptılar” demesi yok mu, işte beni yıkan cümle budur!
Çocuğum iyileşti…
Efsane konuştukça yıkılan, yerle bir olan bizlerdik. Sahaları rakibe dar eden 64 yaşındaki Ali Yavuz ( röportaj yaptığımız tarih itibariyle) ne hallere düşmüştü…
Sırtını iyice sandalyeye yasladı.
Onu ilk defa gülerken gördük, çocuğunun sağlığına kavuştuğunu söylerken…
Onun için neler yapabileceğimizi bir kez daha sorduk…
Milyonlara Trabzonspor’u sevdirenlerden, Trabzonsporlu yapanlardan o adam, Trabzonspor’a sahip çıkmamızı istemişti… Tabi ki üniversite mezunu olan oğluna da…

Dip not:
İnsanların yaşarken kıymetini bilmemek, değerini anlamamak?
Yarın bir gün aramızdan ayrıldıklarında en güzel ve en tesirli kelimelerle anmak?
Hikayeyi yıllar evvel kaleme almıştık.. 70 yaşına merdiven dayayan efsane ile arada bir buluşup muhabbete kaldığımız yerden devam ediyorduk… Trabzonspor camiasında bazı kişilerin uzattığı yardım elinden bahsederken gözleri doluyordu…
Kastamonulu Ali Yavuz ağabeyimizle uzun zamandır görüşemiyoruz… Tahminim odur ki; kendi dünyasına çekilmiştir, futboldan ayrıldığı yıllarda olduğu gibi…
Ders alınası hikayedir Ali Yavuz’un acı hayatı… Allah uzun ömür versin yaşayan efsaneye, yaşarken değerini bilmediğimiz insanlar yarın bir gün hayata gözlerini yumduklarında, ardından süslü kelimeler ile yad edilmesi; acının ve de vefasızlığın en büyüğü olsa gerek!