Alo... Roberto!..

Benim gibi ucuz-antika ithallere alışmış biri için fazla ama bıkmıştım "Parası yetmez, alamaz" dedikodularından. GPRS onda... Radyo onda... Ses alma, mail yollama... Liste uzayıp gidiyor ama arama-yanıt verme düzeyinde kalmış demode bir kullanıcı için "kullanma zaaflarını" belgelemekten başka bir işe yaramıyor şimdilik!Markasını soranlara "Roberto Carlos" diyorum...Anlamışsınızdır tabi...Geçkin modelli Roberto Carlos da halihazırda piyasanın en iyisi. Ortama göre yapamayacağı yok. İş, satın alanda. Duruma bakılırsa o da "Şan olsun" diye alınmış benim cep telefonu gibi. Neden?Özelliklerinin ancak onda birinden yararlanabiliyor "kullanıcıları"!Mesela rakibi lodos balığına çeviren ver-kaçları, benim telefonun FM kanalı gibi bir kere bile devreye sokulmadı; bu gidişle sokulamaz da. Var mı?.. Var. Kullanıyor musun?.. Bir gün işe yarar!"Keşke bu kadar para verip almasaydın" diyecekler ama çekiniyorlar. Roberto'nun milimetrik çapraz pasları, mobil telefonu fiyaka olsun diye el bombası gibi taşıyan tipleri hatırlatan takım arkadaşlarının şaşkınlığına kurban gidiyor sahada... Hatta mahcubiyet yaratıyor. Aynen benim telefon... Ben son arayanları arıyorum, alet uyduya ulaşıp geri dönmüş ve sanal dünyada!Şeytan diyor bas tekmeyi, kır şunu. Her yaptığı ile insana eski çağda kaldığını, beceriksizliğini hatırlatmaktan başka işe yaramıyor meret. Oysa bedelinin hakkını vermeye çalışıyor "alet". Belli ki, daha zeki, daha modern, daha kullanmayı bilen insanlar için tasarlanmış. Carlos gibi.Sol kulvarı, Kızıl Ordu geçmiş 1945 Almanyasına çeviren deparları yanıtsız bırakılıyor yanlış tuşa basıp telefonu kapadıktan sonra "Alo... Alo" diye bağıran takımdaşları tarafından.İnce hesaplarını hesaplayabilecek "hesap adamları" yok ki. Tüm yaşamını onun becerilerine göre ayarlamak da cesaret işi. Çok dayanamam ben. Yakında faturayı "cep"e keserim. "Nedir bu kardeşim?.. Aldık başımıza dert oldu" derim soranlara!..Roberto Carlos'un da aynı akıbete uğramasından korkuyorum doğrusu. Bütçemi zorlasa da kıydım paraya yeni bir cep telefonu aldım. Modeli geçkin, lakin piyasanın en sağlamı, en güvenlisi, muhtemelen en beceriklisi... Nerede bizim "ağız payı verme üstadı" yöneticilerimiz?En ufak eleştiride internet sitelerine döşenenler, programlara bağlanıp toplumu gerenler, sayfalara sığamayanlar... Esip gürleyenler. Saygıdeğer yöneticiler!.. En dürüstler, en doğrular, en tok gözlüler, en ahlaklılar...Neredesiniz?5 Ağustos 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi'nin Pazar ekinde, Mehmet Aslan'a röportaj veren Brezilyalı futbol menajeri Jaider Moreira, ipliğinizi pazara çıkardı; oralı değilsiniz."Görmedik" deseniz olmaz. Gazetede anons, ilavede iki sayfa. Bölüm başlığı; "Türk yöneticiler ile ilgili iki müthiş iddia"! Menajer diyor ki, "Transfer yapan Türk yöneticiler paranın bir kısmını cebe atar.Yine Türk yöneticiler, uçak ve fahişe paralarını da bize yükler." Ayrıntılar da var. İki maç izleyip 20 kadınla beraber olan mı istersiniz, 500 bin dolarlık futbolcunun fiyatını 800 bine çıkarıp 300'ü cebe atanlar mı?..Daha ötesi var mı?Daha ağırı?Oysa siz, bize karşı ne kadar hassastınız! Bir ima bile sizi deli etmeye yeterdi haberin altında bizim imzamız varsa. Ne o?.. Brezilya'dan ses gelmiyor mu? Moreira diye bir menajer resmen "Seksüel nevrozlu üçkağıtçılar" diyor... Tık yok. Ben hazmedemiyorum vallahi. Bugüne kadar kaç yönetici Brezilya'dan "alış-veriş" yapmışsa Pazar sabahı gazete bayilere ulaştığında fırlayıp açıklama yapmalıydı değil mi?Ben duymadım.Pasaportunda Brezilya vizesi olan yüz tane yönetici sayarım ama bir tane açıklama okumadım.Yoksa bu iddialar genel bir kural mı?Her kim ki Brezilya'da futbolcu kovalamış; açıklasın. Sambacı yöneticiler sağır mı? Henüz Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı devam eden sayın Mehmet Ali Şahin'e iki teşekkür borcum var. (Eleştirdiğimiz gibi teşekkür etmeyi de bilmeliyiz değil mi?)Birincisi, yazılarımı ciddiye alıp, belgeleri ihbar kabul ederek Bilardo Federasyonu için müfettiş soruşturması açtırdığından ve benim "Rapor sümenaltı mı ediliyor" ithamlarıma sinirlenmeden tam bir devlet adamlığı vekarı ile işi sonuna kadar götürdüğünden.Hem de futboldan başka hiçbir sporun kale alınmadığı Türkiye'de...İkincisi ise Türk Bilardosu adına... Burada tekrarlamak istemediğim yolsuzluklarla başlayıp itiş kakışlarla süren ve başta Semih Saygıner olmak üzere tüm elit sporcuları bilardoyu bırakma noktasına getiren olaylar zincirini sayın Şahin kırdı:Federasyon genel kurula... Suçlular savcılığa...Açık açık yazıyorum. Bazen adaletini sorguladığım sayın Bakan'ın devri, hiç de korktuğumuz kadar kötü geçmedi. Her doğru uyarıyı dikkate alan iyi niyetli bir bakandı kendisi. Ulusoy savaşının da kişisel fikri olmadığından eminim. Tam da alışıyorduk. İyi ki Meclis Başkanlığı'na aday olmadı. Bakan'a açık teşekkür Kezman'ın oyununa gelip kaptanlık bandını kendi boğazına dolayan İbrahim Üzülmez, öyle bir savunma yaptı ki "Özrü kabahatinden büyük"..."Sakatlandığına inansam sırtımda taşırdım sahanın kenarına"!İnanmayınca, bir iki tane patlatacak tabi... Çünkü sevgili İbrahim eli hortumlu saha komiseri.Savcı, yargıç, infaz memuru, hatta hasta bakıcı...Böyle bir misyona sahip olduğunu nereden vehmetmiş olabilir ki İbrahim?İbrahim Üzülmez üzülmesin ama açık söyleyelim; "eğitiminden"!Numara yaptığına inanan babasından bir iki tokat yiyerek büyüyen, okulda numara yapınca bir iki tokat yiyen, sokakta aynı şekilde cezalandırılan bir toplumun içinden çıkan İbrahim, istediği kadar milyon dolarların döndüğü futbol endüstrisinin yıldızlarından olsun, istediği kadar profesyonellik kurallarıyla yoğrulsun, genlerinde "sorgulama-cezalandırma ve cezayı başkasına bırakmama" proteinlerine sahip.Adrenalin, kontrol mekanizmasını yıkıyor. Tepkiler içgüdüsel oluyor.İbrahim'in "gerekçesi"nden, şu küresel sporun normlarına uygun olmadığı anlaşılıyor ama çare yok... "Uygun" adamları arasak, iki tane "onbir" çıkarıp maç yapamayız vallahi. eguven@milliyet.com.tr İbrahim'i üzmeden

Fatih Terim: "1-0 öne geçseydik farklı olurdu"

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber