Trabzonspor-Liverpool maçı bitti. Ama benim üzüntüm sürüyor. O maçta çünkü, Şenol Güneş ve futbolcuları, göz göre göre ellerindeki büyük fırsatı ellerinden düşürdüler, harcadılar.
Kazanacaklarına, tur atlayacaklarına bir türlü inanamadılar.
Serkan Balcı, kaleci Onur ve golü atan Teofilo’nun dışında takımda elle tutulur, gözle görülür bir coşku ve gayret yoktu.
Şenol Hocam dahil!
Bunları maç kritiğinde de yazdım.
Ertesi gün gazetelere baktığımda, Trabzonspor’un gücünün sınırlı olduğu, Şenol Hoca’yı eleştirmenin haksızlık olacağı, Liverpool’un büyüklüğü öne çıkarılmıştı.
Çok şaşırdım.
Neredeyse bir tür suçluluk duygusuna kaptırıyordum kendimi...
Sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Evet, yine de iddia ediyorum:
Trabzonspor, “çakma” Liverpool’u elinden kaçırdı!
Çakma...Çünkü Steven Gerrard ve Fernando Torres’in oynamadığı, Ryan Babbel’in ancak kulübede beklediği Liverpool, asla gerçek Liverpool değildir.
Hele, benim 1996’daki İsviçre maçlarından tanıdığım Roy Hodgson’un, takımındaki ilk sezonunda bir çok sorunla uğraştığı bir dönemde bu takımla eşleşmek büyük bir kısmettir.
Trabzonspor bu kısmeti ayağıyla tepmiştir.
* * *
Gelelim bu kısmet tepme işindeki büyük stratejik yanlışa...
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Onu bilemem. Ben Umut Bulut’u iyi bir hücum oyuncusu olarak beğenirim. Her futbolcu gibi Umut’un da formsuz dönemi, kendini iyi hissetmediği zamanları olabilir... Ama Umut bunları aşabilecek bir oyuncudur. Trabzonspor kadrosunun “değerli” bir parçasıdır.
Şimdi bu Umut, Jaja’nın transferi, Teofilo’nun da Süper Kupa maçındaki üçlemeyle patlamasından sonra doğal olarak duygusal bir sarsıntıya uğradı. Takımda yer bulamayacağından endişe etti. Başka sorunları da var. Sonunda, kimin gayretiyle olduğu bilinmez, Fransa’nın Tolouse takımı kapıyı çaldı.
Biliyorsunuz, Trabzonsporlu yöneticiler çok sıcak karşıladı bu 3,5 milyon euroluk transfer ziyaretini... Yeşil ışığı yaktılar.
Şenol Hoca gelişmeleri ancak maç sabahı öğrendi. Orada tam bir Karadeniz duygusallığıyla davrandı. Umut Bulut’u kadro dışı bıraktı.
Liverpool maçına saatler kala Şenol Hoca da takım da maç konsantrasyonunu kaybetti.
Oysa Şenol Hoca Umut Bulut’u odaya çeker, kapıyı kapatır ve futbolcusuna şunu söyleyebilirdi:
“- Takımdan ayrılma isteğini, gerekçelerini, yararını ve zararını sonra konuşuruz. Sen bir yanlış yaptın ve bu görüşmeleri önemli bir maç öncesine getirdin. Şimdi bunu tartışmayalım. Yapmamız gereken Liverpool’u elemektir.
Bu akşam sahaya çıkarsın, elinden gelenin en iyisini yaparsın. Taraftar da kulüp de sana hakkını helal eder... Gitsen de kalsan da kahraman olursun. Haydi şimdi arkadaşlarının arasına dön ve maçtan başka hiçbir şeyi düşünme!”
Hayır, Şenol Hoca böyle yapmadı.
Aklına değil, öfkesine başvurdu.
Sonra öfke geçti. Akıl başa döndü. Şenol Hoca kadro dışı bıraktığı Umut Bulut’u Antalyaspor maçının kadrosuna alıp 90 dakika oynattı.
Bu yanlışı ve çelişkiyi Şenol Güneş’e hiç yakıştıramıyorum ben...
Eleştirinin, özellikle dostlarımıza ve değer verdiklerimize karşı dürüstçe ödenmesi gereken bir borç olduğunu düşünüyorum.
Ah, Şenol Hocam, ah!
Gel şimdi ya elden kaçan Liverpool maçına birlikte yanalım...
Ya da unut gitsin... Önümüzdeki maçlara bakalım!

Bursa’nın forması boşsa
70’li yıllarda Türkiye otomotiv endüstrisinde çok önemli hamleler yaptı.
Bursa’nın yeşilinden, meyva bahçelerinden, güzelim tarım alanlarından vazgeçip iki büyük markanın Renault ile Fiat üretim üslerine sahip olduk.
Renault ve Fiat, (Oyak ve Tofaş) kentteki sosyal hayatı da etkiledi.
Spora ciddi yatırımlar yaptılar.
Bugün NBA’de oynayan Mehmet Okur, Oyak Renault’da basketbola başladı örneğin... TOFAŞ da basketbolda hem lig şampiyonu oldu, hem de Koraç Kupası’nda Aris’le final oynadı.
Diyeceğim o ki, bu ülkenin iki büyük holdingi, Oyak ve Koç, Bursa’ya çok değer kattı.
Lig başlayınca baktım, Bursaspor’un forması boş. Reklamsız kalmışlar. Forma reklamı bulamamışlar.
Bursaspor bu ülkenin şampiyonu... Ligde 34 maç oynayacak. Şampiyonlar Ligi’nde en az 6 maçı var. Türkiye Kupası ile birlikte 50’ye yakın maç...
Hem de hepsinde başrolde...
O halde soralım yeniden:
Bu formalar niye boş sevgili otomotivciler?

Ah Şenol Hocam, ah

İşte spor sarayı
Geçen hafta bir grup gazeteci, Trabzon’a uçtuk. Sultan Murat Yaylası’nda unutulmaz bir gün geçirdik. Oradaki izlenimlerimi, yarın bu sayfada yazacağım.
Harika şeyler oluyor Trabzon’da...
Örneğin gelecek yıl Avrupa Olimpik Gençlik Oyunları yapılacak.
Avrupa’nın 49 ülkesinden gençler, 9 spor dalında Trabzon’da yarışacaklar.
Olimpiyat bayrağı Trabzon’da dalgalanacak.
Asıl kazanan da Trabzon ve Trabzonspor olacak.
Karadeniz Üniversitesi kampüsünün hemen yanında, şehre tepeden bakan 7200 kişilik spor salonu bir mücevher gibi... Trabzonspor basketbol takımı maçlarını bu sarayda oynayacak.
Bir yüzme havuzu ve atlama kulesi inşaatı var ki, her iki disiplinde Türkiye’nin tek taş pırlantası olacak.
Organizasyon Komitesi Başkanı Nihat Doker dostumuzun nefes alacak zamanı yok...
Trabzon, tam anlamıyla olimpik bir kente dönüşüyor, ne güzel!

Hiddink’i anlamak
Milli Takım, Kazakistan’a uçarken, Hiddink’in seçtiği aday kadroya baktım, herkes gibi ben de yadırgadım.
Örneğin kadro ilan edilinceye kadar Galatasaray’da 1 dakika bile oynamayan Gökhan Zan’ı, Fenerbahçe’de Aykut Kocaman’ın yönetim kuruluyla birlikte elden çıkarmaya karar verdiği Kazım’ı, takımlarında oynamayan, formsuz günler geçiren oyuncuları kadroya çağırması hepimizi şaşırttı.
Daha da ilginç olanı, geçen sezonu ve yeni sezonun ilk haftalarını dikkate aldığımızda kuşkusuz kariyerini en çok geliştiren Bursasporlu Volkan Şen’in kadroya çağırılmaması “Hiddink nasıl seçiyor?” sorularını sormamıza neden oldu.
Avrupa’da oynayanlar ezbere çağırılırken Volkan gibi oyuncuların dışarıda bırakılması elbette umut kırıcı.
Kazakistan ve Belçika sınavlarında kazaya uğrarsak, korkarım ki skor tabelalarının etkisinde acımasız bir eleştiri sağanağına yakalanacak Hiddink.
Onu yine anlayamayacağız.
Benim bildiğim kadarıyla Hollandalı Hoca’nın kafasında yardımcılarıyla birlikte belirlediği 30 kişilik bir çerçeve kadro var. Gününe göre seçimini oradan yapıyor. O çerçevenin değişmesi kolay değil...
Hiddink bizi, biz de onu anlayana kadar bu böyle sürecek.
Bu kadro da Hiddink’in seçimi...
Kadroyu Oğuz Çetin’in seçtiğini düşünmek o kadar doğru değil!