Anlaşıldı. Biz bu takımla pek rahat edemeyeceğiz. Huzursuz, öfke ve hayal kırıklıklarıyla dolu zamanlarımız olacak. Keyif alacağımız maçlara da tanık olacağız.

Maceralı bir yoldayız, anlayacağınız... Bu macera şahsen bana her türlü duyguyu yaşatıyor.

Sahadaki genç adamlarla birlikte kan-ter içinde kalıyorum.

İlk yarıya bakarsak... Maç santrada değil de bizim kale sahamızda başladı sanki. Ev sahibi Ruslar küçücük alanı adeta parsellediler. Savunmacılarımız ve kaleci Sinan, bu baskıya dayanamazdı. Maçı orada oynamak, “Hadi buyur, at” demekti. Ne topu kazanmak ne de kazandığın topla oyun kurup oyuna ortak olmak gibi bir şansımız olmadı ilk 10 dakikada...

Sonrasında biraz oynama isteği... Ne var ki Oğuzhan, Hakan ve Cenk Tosun çok kolay top kaybettiler. Dönen toplarda Ruslar oyun kurarken Okay ve Mahmut’un merkez kontrolünü kaçırdığını gördük. Adamlar kolayca yükleniyorlardı. Savunmacılarımız yine Zeki, Serdar, Çağlar ve Hasan Ali bu baskılarla başa çıkmakta zorlandılar. Hele Hasan Ali... Bir ara baktım, rakibi yerine kendine çalım atıp topu taçlandırıyor (!)... Karşıdan da Fernandes rahat rahat geliyor. Sağda da Zeki’yi sadece top bizdeyken kanat atağında (!) görüyorum. İki bekimiz nedense savunmayı değil, hücum etmeyi (!) seviyor.

Kale sahası içindeki didişmemiz elbette maraza çıkaracaktı. Adamlar kornerden attıkları topu yere indirdiler. Al ha-ver ha, sonunda Neustadter onun ayağından, bunun boşluğundan sekip gelen topu kalemize atıverdi. İlk gol sevinicini armağan ettik ligimizin sevimli misafirine...

Golden sonra biraz daha oynamaya başladık. İki-üç kez golün dibine yaklaştık. Mahmut’un fişek şutu dışarı gitti ama, olsun. İki şut daha, ilk yarı bitti...

İki kurt futbol adamı Cherchesov ile Lucescu, bu maçı satranç aklıyla, hesaplı hamlelerle güzelleştirebilirlerdi. Hayır öyle olmadı. Lucescu’nun takımı, bizim çocuklar, öyle akıllı hamleler sergileyemediler. Sadece Cengiz Ünder’in iki çıkışı, Oğuzhan’ın başarılı bir organizasyonu... Topu topu üç atak...

İkinci yarıda bizimkiler sanki sihirli çubuklarla değişmiş gibi oynadılar. Hareketli, etkili, iştahlı bir arayışla Ruslar’ın başını ağrıttılar. Cherchesov da uyanık Cheryshev’i sürdü sahaya... Az sonra... Aaa... Bir de baktık Cheryshev... Golovin’den bir pas. Tek vuruş ve gol. O karedeki savunmacılarımıza ne diyelim... Hepsi de bizim çocuklar. Usta satranççı Cherchesov’muş... Hem liderliği perçinledi hem de aynı statta yaşadığı Hırvatistan acısını unuttu.