Bornova, Türkiye’de futbolun ilk oynandığı yerlerden biri. Şimdilerde üniversite kampüsü, sanayi toplumundaki yerleşimler nedeniyle doğa ile iç-içe o yeşil rengini ne kadar koruyabildi, bilemiyorum. Ama dünkü maç biraz da 100 yıllık tarihsel bir geri dönüşümle bol gollü bir gösteriye dönüştü.

Son iki yılın şampiyonu Beşiktaş, bu yıl sıkıntılı ve yavaş bir oyun oynuyor. Maçlarında coşku yaratan gösterilerin yerini, telaşlı koşuşturmalar alıyor. Ancak dün bu tablo biraz değişir gibi oldu. Şenol Güneş, beklenmedik bir sonuca takılmamak için baştan işini sıkı tuttu. Orta alan-merkezde Oğuzhan’ı dinlendirirken Atiba-Tolgay ikilisini tercih etmişti. Oyun akıcı ve yüksek tempolu olmamasına rağmen Beşiktaş’ın hücumda daha etkin ve iştahlı olduğunu gördük.

Göztepe gibi zor bir takım karşısında böyle bir niyetle oynamak, cesaret işiydi. Bir yandan kontrol futbolu oynanırken, öte yandan ofansif fırsatları da kovalıyorlardı. Siyah-beyazlı takımın son haftalarda en çok eleştirilen oyuncusu Talisca, Babel’in kaldırdığı topa ustaca dokunarak takımını öne geçirdi.

Beşiktaş’ın öne geçmesi, zihinlerde soru işaretlerine neden oldu. Acaba ilk golü attıktan sonra takıma yerleşen rehavet duygusu tekrarlanacak mıydı? O duygular Fabri’ye çok bedeller ödetmişti. Korkulan olmadı, sonrasında Babel, kendisine yakışır bir driplingle topu taşıyıp savunma önünde topu çekerek çok klas bir vuruşla rahat nefes aldırdı takımına. Tolgay Arslan’ın da gole katkısını unutmamak gerekiyor. Sonrasında da Talisca’nın kurnaz pasıyla Cenk Tosun farkı yaratan golü sergiledi.

Bu maç aynı zamanda “boynuz ve kulak” maçıydı. Geçen iki yılda Şenol Güneş’in yardımcılığını yapan Tamer Tuna, bu defa kariyerinde kendi türküsünü söylemeye karar vermişti. Göztepe gerçekten güzel oyunuyla baskılı ve golü arayan bir takımdı ama Jahovic’in yokluğu ofansif güçlerini budamıştı. Nabil Ghilas bu yükü taşımaya çalıştı, ama yetmedi.

Hüseyin Göçek’e bakarsak... 55’de Atiba’nın Traore’yi kolundan çekmesi penaltı olmalıydı. 67’de Kadu - Talisca mücadelesinde hem kırmızı kart, hem de penaltı gerekiyordu. Göztepeli Nabil Ghilas’ın attığı golde ofsayt var. 85’de Leo’nun oyun gereği yaptığı mücadelede Necip’in ayağına basması kırmızı kartla değil, sadece faulle değerlendirilmeliydi. Özetle Hüseyin Göçek’e yakışmayan bir maç izledik. Oysa Beşiktaş - Galatasaray maçı için iyi bir adaydı.

Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’nde 10 puana ulaşması, takımda lige daha dikkatli ve istekli bir bakış yaratmış. Dün özellikle ofansif fırsatları değerlendirerek kendilerini gösterdiler.