Aman yanlış anlamayın... Başlıktaki deyimi ben uydurdum. Hiçbir bilimsel iddiam yok. Sırf dikkat çekmek adına eğlenceli bir başlık bu. Laf aramızda arkadaşlarla sohbet ederken de bu deyimi kullanırım. Ne demek istediğimi anlarlar, anlayış gösterirler.

Efendim “halet-i psikoloji” deyimiyle üzerinde durmak istediğim konu sporda boş ve loş bıraktığımız bir alanla ilgili. Spor Psikolojisi.

Prof. Turgay Biçer hocamı aradım. Malum, pazartesi gecesi oynanan Beşiktaş - Medipol Başakşehir maçında futbolcu Caner Erkin’in sarı kart sonrası öfkeli söz ve davranışlarının kırmızı kart gerektirdiğini, Beşiktaş’ta bir öfke kontrolu sorunu olduğunu dile getirmiştim. Turgay Hoca’ya bunları anlattıktan sonra yapılması gerekenleri sordum. “-Antrenman, sporcuyu mükemmele götüren kondisyon, teknik ve taktik bilgilerle psikolojik bölümlerden oluşur” dedi, “Bir takımın psikolojik antrenmanı yoksa, o antrenman eksik sayılır.”

Sporcuların öfke kontrolu ve duygu yönetimini öğrenmeleri, özellikle mentor ve psikologlardan yararlanmaları gerektiğini anlattı. Süper Lig’imizde çok az futbolcunun öfke kontrolunu becerebildiğini açkladı. Akla gelen ilk örnekler Fenerbahçeli Mehmet Topal, Galatasaraylı Selçuk İnan ve Beşiktaşlı Gökhan Gönül.

Toplumdaki ağır abi, dayı, vurdulu kırdılı dizi kültürü zaten öfkeyi özendiriyor. Sporu bir tür savaş olarak algıladığımızda rekabet de düşmanlığa dönüşüyor.

Yeniden Turgay Biçer’e dönersek... Hocamız futbolcuların bireysel olarak ve takımca öfkelerini ve duygularını kontrol etmek üzere bilgilendirilmelerini, çalışmalarını öneriyor. Bu arada spor ve psikolojinin farklı alanlar olduğunu anlatarak spor psikolojisinin lisans programına dönüştüğünü söylüyor. Bu amaçla Egzersiz ve Spor Psikolojisi Derneği’ni kurmuşlar. Avrupa ve Dünya örgütlerinde yerlerini almışlar. Asıl örgütlenmeleri gereken alan kulüplerimiz. Ne yazık ki Beşiktaş alt yapısının dışında bu alana kapı açan bir kulübümüz henüz yok. Spor alanlarındaki öfkeli davranışlar, takımların asabi tansiyonunu yükselten kontrolsuzluk, pahalıya mal oluyor.

Sportif performans için gerekli antrenmanların “spor psikolojisiyle” de tamamlanması gerekiyor.

Çebi’nin sustuğu yer

Beşiktaş İkinci Başkanı Ahmet Nur Çebi’yi açıksözlülüğünden dolayı pek severim. Peşpeşe uğradıkları puan kayıplarını sordum. “Maalesef kötü bir algı oluştu”, “Anlatılan komplo teorilerine göre bu sezon üçüncü şampiyonluk için mücadele eden Beşiktaş’ın yolu kesilecekmiş. Lig, A veya B takımının lehine dizayn ediliyormuş. Bunlar safsata, abes, akıl dışı saçmalıklar. Ne var ki bu söylentiler takımı iyice germiş durumda. Ben böyle düşünüyorum” diyor.

Öfke kontrolunu hatırlatıyorum: “Bugün yönetim kurulumuz toplanıyor. Mutlaka gündeme getireceğim.”

Yeniden takımın düşük performansına dönüyoruz. “Valla bu işi Şenol Hocamız çözecek. Takımın babası o. Bizim de teknik anlamda babamız o. Biz hocamıza güveniyoruz” diyor.

“- Transferde alınan futbolcuların takıma ayak uyduramadığını görüyoruz. Acaba yönetim olarak bu yıl hatalı transferler yaptığınızı düşünüyor musunuz?”

İşte Çebi’nin yanıtı:

“-Bu konuda susmayı tercih ediyorum. Verecek yanıtım yok. Susuyorum ve saygılarımı sunuyorum.”

50 YIL SONRA... 50 YIL SONRA... 50 YIL SONRA...

Haydi, gelin yüzleşelim

Edebiyat ve felsefe dünyamızın büyük ustası Tahsin Yücel hocamız, 1998’de bir kitap yazdı: Söylemlerin İçinden. Spor yazarlarını, gurme yazarları ve magazin basınının kullandığı dili, popüler kültüre kattığı değerleri (!) anlatan denemelerdi. Çok değerli bir eserdi, okuduğumda yüzümüze bir ayna tuttuğunu, anladım, kendi gerçekliğimizi gördüm.

Tahsin Hocamız, spor basınında büyük yenilgilerin, hezimetlerin ve felaketlerin üzerinde pek durulmadığını, çabucak unutturulduğunu, ama başarıların da destana dönüştürüldüğünü yazar. Maalesef bugün de böyledir durum.

İşte o noktada göz kamaştıran bir ışık çakıyor karanlıkta. Kenan Başaran kardeşimin kitabı: “Sivas - Kayseri /Türkiye’nin En Büyük Futbol Faciası/ İletişim Yayınları”... Üzerinden tam da yarım asır geçmiş trajedimizin gerçeklerini yeniden yazıyor. Tanıklarla görüşüp ifadelerin üzerinden geçiyor, facianın sosyal ve sportif boyutlarını, derinliklerini ölçmeye çalışıyor. Unuttuğumuz, halı altına süpürdüğümüz mahcubiyetleri gün ışığına çıkarıyor. Ders almamız, itiraflarda bulunmamız gereken bir yüzleşme çağrısı bu.

Eline sağlık Kenan... Ne demişler? Zaten “Başaran”sın!

İşte olimpik vicdan

TRT Spor’da Zafer Akyol’la birlikte “Güzel Zamanlar”ı sunuyoruz. Spor tarihine geçmiş unutulmaz olaylar... Örnekler, başarılar, ders alınan gariplikler... Yönetmenimiz Mustafa Davutoğlu. Bu benim TRT’de yaptığım en keyifli işlerden biri. Çünkü olimpik ağırlığı var.

İşte size oradan bir hikaye: İlk kış oyunlarında (Chamoniks/ 1924) Norveçli Thorleif Haug, üç altın madalya aldı. Kayak atlamada özel olarak ortaya konan madalyalardan da bronzu kazandı. Aradan 50 yıl geçti. Norveçli spor tarihçisi ve gazeteci Jacob Vaage, hakem heyetinin matematik hatasını bularak IOC’yi uyardı: Madalya Amerikalı sporcu Anders Haugen’in hakkıydı. 1974’de düzenlenen özel bir törenle Haug’un kızı, babasının bronz madalyasını, hak eden 86 yaşındaki Haugen’e verdi.

Şimdi bir düşünün bakalım... Bizim tarihçilerimizden ya da gazetecilerimizden biri 50 yıl sonra madalyayı uçuracak bir hata bulup yazsa, IOC’yi uyarsa... Toplumun tepkisi ne olurdu?

Hadi ama... Düşünün biraz!