Ey akıl, G.Saray’a takıl!

Neresinden bakarsan bak, karmakarışık! Tıpkı Arapsaçı gibi... Çözümü zor, çözdükçe dolaşan, çıkış yolları zor bulunan bir sorun bu.
Türkiye’nin Batı’ya açılan penceresi Galatasaray, kapısı da mahkemeye açılan çelişkili bir durumun ortasında.
Onca sorun çözüm beklerken, tükenmiş kaynaklardan sonra fellik fellik 70 milyon borç aranırken; Galatasaray işi-gücü ve gündemi bir yana bırakarak Mali kongrede ortaya çıkan Arapsaçını çözmeye çalışıyor.
Olacak iş değil! Ama bu garip sonucun ortaya çıkmasında da tek aktör “liseciler” değil. Tüzükteki üyelik haklarını kullanmak isteyen 170 kadar Galatasaray Lisesi mezunu, kendilerince kabul edilmeyecek nedenlerle red yanıtı alınca elbette tepki gösteriyorlar. Tepkinin ölçüsü ve ayarı kaçıyor. Yaşlı ve tecrübeli üyelerin yorgun (!) düşüp salonu terk etmelerinden sonra baskın operasyonla ibra oylamasında 27 sayılık farkla bildiğiniz sonuç ortaya çıkıyor: İbrasızlık! Hem Denetleme Kurulu, hem de Yönetim Kurulu ayrı ayrı yapılan oylamalarda ibra edilmiyorlar. Aklanmıyorlar. İki kurul da genel kuruldan (salondakilerden-hazırundan) bekledikleri “helalliği” alamıyor. Başkan Mustafa Cengiz’le Galatasaray Yönetim Kurulu’nun ibra edilmeyeceği, aslında haftalar öncesinden kulislerde konuşuluyor. Divan Kurulu’nun medyaya açık toplantılarında da tartışma konularının başında geliyor. O noktada Başkan Mustafa Cengiz’in meydan okuması ya da “İsterseniz bizi ibra etmeyin” sözleriyle kürsüden “gider” yapması uzlaşma köprülerini atıyor.
Açıkçası yazık oluyor. Sportif anlamda hem şampiyonluk hem de olmazsa mutlak ikincilik kovalayan futbol takımının huzurunu kaçıracak netameli bir durum yaşanıyor. Ödeme sırasındaki milyon Euroluk alacaklılar, futbolcular beklerken hem de. UEFA ve CAS’la yoğun bir süreç yaşanırken, Galatasaray yönetimi zemin kaybediyor, gücünü kaybediyor. Motivasyonunu kaybediyor.
Galatasaray tüzüğü ağır maddelerle dolu.Kongrede ibra edilmeyen yönetimin 30 gün içinde kongre kararı alması, en az bir seçimde aday olmadan yönetimi devretmesi gerekiyor. Yıllar önce Adnan Polat’ın Yargıtay’dan aldığı ibra kararı ise hukukçulara göre uygun bir içtihat değil. Polat’ın davasında Denetleme Kurulu’nun ibra edilmesi etkin rol oynadı. Bu defa öyle bir durum söz konusu değil.
Cengiz ve yönetimi, hukuk yoluyla çözüm ararken Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak “tedbir kararı” talep etmeleri bekleniyor. Mahkeme “tedbir” uygularsa sorun yok. Aksi takdirde uzayan dava nedeniyle arapsaçı (!) daha da karışacak. Arada bir de “kayyum” olasılığı var. Yönetimin kongre kararı almaması halinde “ibrasızlık” oyu veren herhangi bir üyenin Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurması, 3 kişilik kayyum heyetinin yönetimi devralması gibi bir sonuç doğurabilir. Mahkemenin hangi kayyumları, ne derece isabetle seçeceği, onların yönetimi nasıl sürdüreceği de ayrı bir merak konusu.
Galatasaray’da yaşananlar sportif vicdanı sızlatıyor. Ama hukukun vicdanı hepsinden daha önemli ve daha öncelikli.
Galatasaray’ın kulüp, camia, takım, taraftarlar ve kültür anlamında birbirlerini anlamaya, dayanışmaya ihtiyacı var.
Akla, uzlaşmaya ve saygıya!

Madem öyle, işte böyle!
Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz’in Pazartesi saat 14.30’da basın toplantısı yapacağı duyuruluyor. Gazeteciler, televizyoncular orada.
Ekranlardaki canlı yayınlarda ise konu ne olursa olsun basın toplantısının naklen yayınlanacağı duyuruluyor.
Sonra bir açıklama: Toplantı saat 15.30’a alınıyor.
Tek sözcükle saygısızlık! Ardından sorumsuzluk, ciddiyetsizlik, kibir ve düşüncesizlik sözcükleri de eklenebilir.
Toplantıya merakla gelen Hıncal (Uluç) Abimiz, salonu protestoyla terk ediyor. Böyle bir meslek duayeninin basın toplantısına gelmesi önemli. Salonu terk etmesi ise hepimiz adına çok daha önemli. İyi ki varsın Hıncal Abi!
5 dakika 38 saniyede içi boş bir ceviz kabuğu gibi açıklama yapan, soru almayan (!) Mustafa Cengiz’i buradan açıkça kınıyorum.
Umarım bu olay, medyaya ve kamuoyuna saygı adına, tüm spor adamlarına örnek olur!

İki maçtan çıkan ders
Şenol Güneş hocamızı ve futbolcularımızın tümünü kutluyor, alkışlıyoruz. Arnavutluk ve Moldova maçlarında eksiklerimizi, yanlışlarımızı, doğrularımızı, becerilerimizi dolu dolu oynayarak gösterdiler.
2020 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Fransa ve İzlanda maçları için, kendi adıma, önceki duygularım iyimserliğe evrildi.
Asıl anlatmak istediğim bu değil. Haziran’da o maçları konuşur, tartışır, yorumlarız.
Yabancı futbolcu sayısının yeniden gözden geçirilmesini, mümkünse garip formüllerle (!) azaltılmasını önerenlerin en önemli gerekçesi “Milli Takım’a oyuncu yetişmiyor” idi.
İşkodra ve Eskişehir’de gördük ki tüm eksiklere, yanlışlara rağmen yine de geniş bir kadro seçeneğimiz derinliğimiz var. Kaleciden golcülerimize kadar. Orta alanda da “Kaptan Emre’ye ilaveten” yıldız ölçeğinde yeni yeni oyuncularımız var. 2022 Dünya Kupası’na bizi götürebilecek gençlerimiz hiç de fena değil! Demek ki yeni oyuncular yetişiyormuş.
Buradan çıkan ders şu: Yabancı sınırlamasını isteyenler, yerli oyuncuları çok sevdiklerinden değil… Yabancıya verecek paraları olmadığından böyle bir tartışma başlattı. Bizi ikna etmek için rekabet sınırlarını daraltıp daha az masraflı çözüm arayışlarına girdiler. Hepsi bu!

Eda Tuğsuz
TRT Spor’da bir babanın hamallık yaparak yetiştirdiği ve okuttuğu kızını izledim: Eda Tuğsuz!. Anne-babanın, amcanın yanı sıra okuldaki öğretmenleri ve rekortmen ciritçimiz Fatih Avan’ın destekleriyle ciriti 60 metrenin üstüne atabilen, Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’nda finallere yükselip yıldızlar ve gençlerde madalyalar kazanan Eda’ya göz bebeğimiz gibi bakmalıyız.
O zaten atletizmin göz bebeği. Fenerbahçe spor kulübünün de olimpiyat oyunlarına hazırladığı bir evlat.
Büyü Eda... O kadar da “tuğsuz” değilsin. Hadi seni göreyim… Kürsüye çık, üç tuğ vereyim!

Alıştırma turları
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Şenol Hoca’nın yerine teknik direktör arayadursun, sık sık Guti anonsları yapıyor. Atiba’yı da yardımcı olarak düşünüyor.
Alıştırma turları… Umarım Şenol Güneş’in görüşünü de almıştır Başkan.