Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye’de desteklediği projelerle güçlenen, yaşamları değişen, başkalarına da destek olan insanların öyküsünü anlatan yeni bir kampanya başlattı.

“Bence Mutluluk” adını taşıyan kampanya, insanları neyin mutlu ettiğine odaklanmanın bizi daha iyi bir dünyaya götüreceğini hatırlatan 6 kısa filmden oluşuyor. Bu filmlerde tanıtılan ve konuşan Barış Yüksel (Antalya), Nimet Taş (Kilis), Nurettin Kılıç (Mardin), Rabia Aydemir (Isparta), Şirin Muhammed (İstanbul), Ulaş Tepe (Ordu). Her filmin sonunda öyküsü anlatılan insanların “Sizce mutluluk nedir?” sorusuna verdikleri yanıtlar duyuruluyor. Örneğin Antalyalı Barış Yüksel, “Bence mutluluk üretmek ve paylaşmaktır” diyor. Hayatın her alanında geçerli, sporda da unutulan kavramlar. (bencemutluluk.undp.org.tr)”

Sporumuzda, özellikle futbolumuzda “Sizce mutluk nedir?” sorusuna yanıt verecek örnek oluşturacak 6 başarılı insan bulabilir miyiz, ne dersiniz? Hayır, skor tabelalarını, sihirli transfer öykülerini, şampiyonluk turlarını anlatmayın bana. Doğrudan, sadece oyunun örneğin, sonuç ne olursa olsun, size verdiği mutluluk var mı? O mutluluğu kaç kişiyle paylaştınız? Çocuklarınıza, torunlarınıza aktaracağınız kaç mutluluk öyküsü var, söyler misiniz?
Galatasaray’dan başlayalım: Taraftar oyundan, muhalefet yönetimden, teknik direktör oyuncularından şikayetçi.
Beşiktaş’ta tribün Abdullah Avcı’dan, camia “Paralar nerde?” diye diye yiyip bitirdiği Fikret Orman’dan, oyuncular birbirinden, Burak Yılmaz pas oyunundan, Caner hakem kararlarından dertli!
Fenerbahçe’de Ali Koç parasızlıktan, Ersun Yanal oyuncu yetersizliğinden, taraftar oyundan, oyuncular da içinde bulundukları baskılı ortamdan yakınıyorlar. Herkes mutsuz, doyumsuz, şikayetçi... Ve herkes işaret parmağıyla birilerini gösteriyor.
Herkes kelle tüccarı. Kime sorsanız, TFF’den şikayetçi. TFF yönetimi değişti. Olmadı yeni gelen de gitsin! MHK sürekli sanık sandalyesinde. Namoğlu gitti, yetmedi. Sabri Çelik gitti, olmadı. Zekeriya Alp ile de olmuyor, bırakın gitsin! Cüneyt Çakır bile gitsin, hakem stoku da bitsin. Elde kimse kalmasın.

Medyadaki yazılara, seslere, görüntülere bakın. Ortada polemik yaratacak, tartışma ve spekülasyonlarla dolu gerilim ve beslenme alanı yoksa susun! Yazmayın, söylemeyin, ekranı işgal etmeyin.
Polemikler örneğin... Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’in “Biraz da ceza yemeyenler konuşsun” diye başkan ve yöneticilerle başlattığı polemik de bir mutsuzluk öyküsü aslında. Başkan, “düşman”la “rakip” kavramlarını ayıramıyor. Sonra “Herkes işine baksın” diyor. Yaratılan sorun ve kriz, 24 saat sonra çözülmüş oluyor. Saatler süren tartışmalardan, sosyal medya rüzgarlarından sonra mutsuz insanlar sakinleşiyor.
Bu olumsuz tablolarla kavgalarla, yetersizliklerle, yanlışlarla ne zaman baş edeceğiz?
Peki biz nasıl mutlu olacağız?
Galiba biraz daha mutsuzlukla (!)

Suat Arslanboğa

Beşiktaş - Başakşehir maçında futbolcu Adem Ljajiç’ göstermediği kırmızı kart nedeniyle hakemliğin onurunu korumadığı için profesyonel sözleşmesi iptal edilen Suat Arslanboğa “tek suçlu” mudur?
VAR odasından sahada olup biteni gözlemleyen ve kırmızı kartlık iki ihlale rağmen uyarı görevini yapmayan Halis Özkahya kayıt dışı mı kalacaktır?
TFF Suat Arslanboğa ile sezon başında profesyonel sözleşme yapmış, maaş ödenmesine karar vermiştir. İptal edilen sözleşme gereği kendisine sezon sonuna kadar maaş ödenmesi gerekli değil midir?
Soralım, dedik.

Salondaki en kötü koltuk

Murat Murathanoğlu’nun kitabı bu başlığı taşıyor. Niye böyle olduğunu da anlatmış. Öncelikle Mundi Kitap’a spor kütüphanemize kazandırdığı bu eser için teşekkür etmeliyiz. Her kitap eser sayılır mı, bilmem. Ama Murat’ınki gerçek bir eser. Neden? Merakıyla, sevgisiyle, ilgisi ve bilgisiyle mühendislik diplomasını bir kenara koyup basketbolun peşine düşmüş. Hayatını parkeye adamış. Meraklıkların, ilgililerin, sporcuların, kulüplerin ve coach’ların referansı olmuş. Murat Murathanoğlu, yaptıklarıyla kendini yazan, eseri kendi olan bir adam. Böyle bir adama da saygı duyulur. 30 yılda yaşananları anlatıyor. Bu spora verdiği değişik boyuttaki emekler nedeniyle kimi zaman haksız suçlamalarla karşılaşmış. Yine de kırgınlığını fazla büyütmemiş. Yazar, yorumcu, spiker olarak rahmetli İsmet Badem’le olan unutulmaz ortaklığının kitapta yer alması doğal. Önsözünden son sözüne kadar merakla okunacak, yeni şeyler öğrenilecek bir kitap bu. Eline sağlık Murat, teşekkürler... İyi ki varsın!

Maksat, mutsuzluk olsun

Polat’ın Budapeşte mesajları

Galatasaray eski başkanı sevgili dostum Adnan Polat, Macaristan’ı Avrupa merkez üssü olarak seçip çok değerli yatırımlar yapmış. Gülbaba Vakfı ile iki ülke arasında kültür köprüsü kurmuş. Geçen hafta bir grup spor yazarı arkadaşımızı davet ederek Budapeşte’deki etkinliklerini tanıtmış. Bu arada Galatasaray’la ilgili görüşlerini aktarmış. Hepsi iyi güzel de... Bazı arkadaşlar sportif haberi verirken, Budapeşte’yi atlamışlar. Davet konusuna hiç değinmemişler. O zaman da insanın sorası geliyor: “Nerede arkadaşlar? Neden?”