Sezonun 6. haftasında yeniden gördük ki hakemler istesek de istemesek de gündem oluşturmaya devam ediyor.
Güzel... Bu işi dert ve meslek edinmiş arkadaşlarımız, yorumcular ve moderatörler, bol bol uzatmalı tartışmalarla hem kuralları didikliyorlar hem de keskin iddialar ve varsayımlarla saha dışına da uzanıp bizleri aydınlatmaya (!) çalışıyorlar.
Kulüp yöneticileri de durur mu? Onlar da oyunun kurallarını, VAR sistemini dile getirerek ağır eleştirilerde bulunuyorlar.
Önce şu kural hatasından başlayalım... Alanyaspor-Fenerbahçe maçında Alanyaspor golcüsü Cisse, top Fenerbahçe kalecisi Altay’ın elindeyken halinden belli ki bilerek ve isteyerek ceza alanı dışına çıkmıyor. O sırada Altay topu çabucak oyuna sokmak amacıyla Jailson’un ayağına atıyor. Ceza alanı dışından gelen Alanyasporlu futbolcu yaptığı presle topun Cisse’nin önüne gitmesini sağlıyor. Vuruş ve gol... Burada bir kural hatası var. Ancak hakemin bu konuda takdir hakkını da dikkate almak gerekiyor. Hakeme göre Cisse kasten ağır davranmıyor olabilir. Yine de hakem Halis Özkahya oyunu durdurup Cisse’ye sarı kart gösterdikten sonra yeniden kaleciden başlatmalıydı. Kural kitabında IFAB’ın kullandığı bir deyim var: “Hücum eden takımın oyuncusu kalecinin topu oyuna çabuk sokma gayreti karşısında ceza alanını terk edecek fırsat bulamamış olabilir”. Hadi buyrun burdan yakın... Ortada çelişkili, yoruma açık, önemli bir konu var. Kural hatası iddiasını dile getiren Fenerbahçe, TFF Yönetim Kurulu’nun kararını bekliyor. O karar ancak derbiden sonra, haftaya açıklanabilir.
HHH
Şu işe bakın: Alanyaspor-Fenerbahçe maçının hakemi Halis Özkahya, VAR hakemi de Suat Arslanboğa. Adı geçen ikili sanki haftanın tartışılmaz kararlarını almış gibi rol değiştirerek Beşiktaş-Başakşehir maçında görevlendiriliyor. Arslanboğa sahada, Özkahya VAR’da.
Maçın 35. dakikası... Beşiktaşlı Ljajic, Suat Arslanboğa’nın koluna iki eliyle vuruyor ve sarı kart görüyor. Ljajic açısından bakarsak bu bir çıldırma alameti. Trabzon maçında oynayamayacak. Arslanboğa’ya bakacak olursak orası bir kırılma noktası ve bitiş...
Suat Arslanboğa 2008-09 sezonunda Diyarbakır-Fenerbahçe maçı sırasında Emre Belözoğlu’nun öfkeyle eline vurmasına kırmızı kart göstermedi, bu olaydan bir ders çıkaramadı.
Böyle tablolar futbolu yöneten otoriteler tarafından hakemin sonu olarak ilan ediliyor. Buyrun, Braga-Fenerbahçe maçında Volkan Şen hakem Ivan Bebek’e dokundu, darbe yaptı. UEFA tarafından Mayıs 2016’da altı ay cezalandırıldı.
Barcelona-Real Madrid İspanya Süper Kupa Finali’nde hakem Ricardo de Burgos’u ittiği için Cristiano Ronaldo Ağustos 2017’de beş maç ceza aldı.
Norveçli hakem Svein Oddvar Moen 6 Ekim 2016’da bizim de bulunduğumuz grupta İzlanda-Finlandiya maçının son dakikalarında İzlanda’nın attığı galibiyet golünden sonra Finlandiyalı oyuncu Niklas Moisander itiraz etti. Hakem Moen’in ensesinden formasını tutup çekti. Moen kırmızı yerine sarı kart gösterdi. UEFA bu olaydan sonra hakem Moen ile yollarını ayırdı. Dünkü Suat Arslanboğa hali Ljajic karşısında bir kariyer tükenişidir. Kimse alınmasın, darılmasın.
HHH
Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı, Gazişehir-Beşiktaş maçından sonra “Ben zaten hangi hakemin hangi maçı nasıl aldığını biliyorum” diyor. Gürültüye giden, anlaşılamayan bir ifade. Şimdi burada TFF, MHK artık hangisi doğrudan ilgiliyse... Her zaman doğrudan konuşan Abdullah Avcı’yı çağırıp bilgisine başvurmalı. Kamuoyunda magazinel haberlerden uzak durmak için soruşturma gizli yürütülmeli. Bu dediğim sadece Avcı ile ilgili değil. Başka hocalar, başka yöneticiler de benzer iddialı demeçleri veriyorlar. Kimi ceza alıyor, kimi söylediğiyle kalıyor. Bu işin cezayla kapatılacak bir yanı yok. Ceza belki de son karar noktası. O noktaya varıncaya kadar iddiaları dinlemek, araştırmak, kurumsal ve yapısal önlemler almak gerekir.
Özetle her olayı örtmeye kalkarsak günün birinde kokudan bayırılız.
Örtme, kokmasın!

Fikret Orman: Hizmetten hezimete

Fikret Orman kendisinden beklemediğim ama yine de şaşırmadığım bir açıklama yaptı. Olağanüstü kongreyi toplayarak, görevini bırakacağını söyledi.
Bence hiç de doğru yapmadı. Orman’ı tanır ve severim... Babası merhum Abdülkadir Orman çok değerli bir büyüğüm ve dostumdu. Fikret Orman Beşiktaş’ın Süleyman Seba ruhu taşıyan, tertemiz bir yöneticisi ve başkanıdır.
Yine de çelişkiler içinde. Eski stadı yıkıp yerine Vodafone gibi modern bir final stadı yapacak kadar cesur, fedadan “Come to Beşiktaş”a kadar yaşanan maceralarda liderlik yapacak kadar planlı ve sorumlu ama işler biraz aksi gidince, sıkıntılar ve tepkiler yoğunlaşınca öfkeyle ayağa kalkıp yanlış kararlar alacak kadar da fevri bir spor adamı. O yanlışları çok yapmaya başladı. Orhan Ak’ın istifasını kabul etmemeliydi. Yeni getirdiği Abdullah Avcı’nın motivasyonunu bozacak, takımın özgüvenini sarsacak şu son açıklamayı yapmamalıydı. İşler biraz kötüye gidince Beşiktaş tribünlerinde oluşan “Senato”nun (!) homurdanmalarına, sloganlarına, protestolarına ilkeli bir duruşla kendini kaptırmadan devam etmeliydi.
Süleymen Seba, Ahmet Dursun gürültüsüyle başlayan nice protestolara heykel gibi dimdik durarak hiç kulak asmadı, işini yaptı.
Beşiktaş Yönetim Kurulu bugün olağanüstü kongre için karar alacak. Dileğim şudur, kongreyi, yeni arayışları, yeni adayları aramak, belki yeniden aday olmak Beşiktaş’a zaman ve enerji kaybettirir. Çözülme yaratır. Avcı’nın da gidebileceği kötü bir süreci başlatır. Bu kadar hizmet, böylesine küskün bir öfkeyle hezimete dönüşmemeli.

Çok yaşa Necati abi

Milliyet’in ve mesleğin adanmış sembolüydü Necati Karakaya.
Doktordu, ama sadece Namık Abi’nin defin ruhsatını imzaladı. Muayenehane açmadı. Resmi ve özel hastanelerde çalışmadı. Doktorluk unvanıydı ama işi değildi. Onun işi gazetecilik, spikerlik, kulüp yöneticiliğiydi. Binlerce maç anlattı TRT’de. Memleketin en ücra köşelerine gitti. Karanlıkta kalmış sırları gün ışığına çıkardı. Yaptığı her işe onurunu, aklını ve vicdanını kattı. Serviste yüksek sesle bağırarak dolaşıp hepimizin dikkatini çeken haberler verirdi.
Feriköylü ve Beşiktaşlıydı. Bir dönem başkanıydı Feriköy’ün. Tanrı da ona küçük bir şaka yaptı. İzmir’de 1968 Nisan’ında oynanan Göztepe-Feriköy maçını TRT spikeri ve Feriköy Başkanı olarak radyodan anlatırken, takımının 9-1’lik hezimetini aktarmak zorunda kaldı. Ama o maçı dinleyenler Necati Abi’nin soğukkanlılığına, duru ve temiz anlatımına hayran kaldılar.
Bizim derneğimiz TSYD’nin kurucu üyesiydi. Hepsini de rahmet ve saygıyla analım ama derneğin kurucu ulu babalarını birleştirip buluşturan, uzlaştıran ve bürokratik işlemleri tamamlayarak bugün hepimizi kucaklayan TSYD’nin mimarıydı. Onca yoğun mesaisi içinde bize bir de kitap armağan etti: Atatürk Beşiktaşlı.
Hayır, onun öldüğüne inanamıyorum. Bize öğrettikleriyle, anlattıkları ve yaşattıklarıyla hep kalbimizde.
Çok yaşa Necati Abi.