Monaco maçının yorumuna geçmeden şu tespiti yapalım.

Fenerbahçe sportif açıdan hedefsiz bir takım görüntüsünde. Hedefsiz derken, üst düzey hedefleri olmayan bir takım görüntüsü veriyor anlamında söylüyorum.

Neden mi?

Çünkü hedefleri olan bir takım hem idari, hem de teknik açıdan bu kadar hatalı yönetilemez.

Fenerbahçe' nin son 15-20 senede yaptığı yönetsel hatalar, hain 3 Temmuz kumpasının verdiği zararlar ve Fenerbahçe' ye yapılan haksızlıklar ile birleşerek; Finansal Fair Play kısıtlarına dönüştü. Bu da maalesef yönetimin bu sezonki hoca ve kadro tercihlerine yol açtı.

Avrupa' nın vasat takımlarından Monaco karşısında dahi turu geçemeyen Fenerbahçe' nin mevcut kötü görüntüsünün arkasında yatan ana sebep bu.

Fenerbahçe taraftarı heyecanını ve üst düzey başarılara olan inancını bir miktar kaybetmiş gibi gözüküyor. Yönetimin hoca tercihi ve transfer stratejileri buna yol açtı diye düşünüyorum. Taraftarlardan aldığım e-postalar da bunu doğrular mahiyette.

Zaten Vitor Pereira ile yüksek hedeflerden bahsetmek ne derece mümkün olabilir?

Monaco maçı özelindeki taktik intiharından dolayı yazmıyorum bunu. Geçen sezondan bu yana Vitor Pereia bu tür hataları zaten sürekli yapıyor. Göreve başladığı günden beri Vitor Pereira sürekli arayışta, sürekli mazeret üretiyor. Yönetim ya bunları görmüyor, ya da görmek istemiyor.

Fenerbahçe yönetimi bu teknik direktör ve bu kadro ile Avrupa' da veya ligde üst düzey başarı bekliyor ise bu futbolun gerçeklerine uygun bir beklenti değil.

Sezona Vitor ile devam etme kararı zaten üstü kapalı olarak üst düzey hedeflerim yok, idare edeceğim, idare etmek zorundayım mesajı anlamına geliyor olabilir.

Bu genel değerlendirmeyi bırakıp, gelelim Monaco maçına.

Monaco karşısında Fenerbahçe' nin tam 12 tane hatası vardı. Bu hataların %90' ını Vitor Pereira' ya yazmak gerek.

1. Maça deplasmanda 3-5-2 ile çıkmak.

2. Maçta Fernandao' ya forma vermek.

3. Beraberlik yetmesine rağmen maça temkinli bir oyun ve sağlamcı bir anlayış ile başlamamak.

4. Beklerin arkalarına sürekli adam kaçırmaları ve hızla geriye dönememeleri.

5. Sağ ve sol stoperlerin, beklerin kademesine zamanında girememeleri.

6. Ozan Tufan, Josef ve Salih üçlüsünün pas isabetlerinin düşük olması. Hatalı pas tercihleri yapmaları ve takımın sürekli ileri top şişirmesi ve dönen topların alınamaması.

7. Fernandao ile başlamanın yanı sıra, ciddi kilo fazlası olan, kondisyonu yetersiz ve sahada adım atamayan Fernandao' ya 90 dakika dayanmak.

8. İkinci yarıda Aatıf ve Stoch gibi hareketli ve açık alanda iş yapabilecek isimler ile 4-2-3-1' e dönmemek. Hatta en başta maça bu sistem ile başlamamak.

9. Kjaer sakatken, tam iyileşmemişken riske girip ona forma vermek.

10. Savunma geçişleri ve adam paylaşımlarında büyük acemilikler yapılması.

11. Kompakt bir oyun ortaya koyamamak.

12. Maça konsantre başlamamak, teknik direktörün takımına yeterli motivasyon sağlamaması.

Bu 12 hata, turun kaybedilmesine yol açtı. Hakem faktörünün ciddi etkisi olduğuna inanmıyorum. Bu kadar büyük hatalar ile turun geçilmesi zaten mucize idi.

Bugün Hasan Ali, Van der Wiel, Ozan, Josef ve Fernandao PTT 1. Lig seviyesinde bir performans sergilediler. Takımın en iyisi yine Emenike idi. Ancak onun gayretleri de yetmedi. Özellikle Ozan, Fernandao ve Josef bugün gerçekten döküldüler. Hasan Ali' nin yaptırdığı penaltı ise büyük bir acemilik, olmayacak bir hata.

Fenerbahçe' nin takım olarak son 24- 25 aydır pozitif bir oyun karakteri yok. Pereira, geçen seneden farklı bir sistem uygulamaya çalışıyor ancak elinde 3-5-2' yi istikrarlı şekilde oynayabilecek malzeme yok. Bir kere Fernandao, Josef ve Hasan Ali bu sisteme uygun futbolcular değil.

Ülkemiz böylesi zor bir dönemden geçerken ve finansal fair play kısıtları varken yönetimin önceliği futbolda üst düzey hedefler olmayabilir. Bunu anlayabilirim. Saygı da duyarım.

Ancak bu durumun taraftara iletişiminin doğru yapılması lazım. Taraftarın bu sezon için ikna edilmesi lazım. Sezon sonu hayal kırıklığı yaşanmaması için bu şart.

Bu sezon mevcut hoca ve kadro ile her kulvarda şampiyonluğa oynayacağız demek, taraftarın aklı ile alay etmek gibi algılanabilir. Zira Fenerbahçe taraftarı gerçekten de futboldan anlar. O yüzden şu mesajı vermek daha doğru: "biz bu şartlarda elimizden gelenin en iyisini yapacağız ama üst düzey başarı sözü vermiyoruz, sizde bize anlayış gösterin, bizi ne olursa olsun destekleyin".

Eğer bu mecburi hedefsizlik durumu doğru bir iletişim stratejisi ile anlatılmaz ya da popülist söylemler ile taraftar ümitlendirilir ise, ortaya çıkacak erken başarısızlıklarda (Monaco maçı gibi) kombine, forma, üyelik ve sponsorluk gelirleri dibe vurabilir. O yüzden yönetimin taraftarı ile doğru bir iletişim kurması ve sebepleri iyi açıklaması gerek.

Zira, Pereira' nın tazminatı fazla idi yollamadık, Fernandao' dan iyisi mi var da alalım, kadromuz zaten iyiydi fazla transfere gerek yok gibi argümanlar dışarıdan taraftara çok mantıksız gözüküyor, bizden söylemesi.

Şimdi tam da burada bana "ne hedefi, ne futbolu, ne maçı kardeşim, memleket elden gidiyor" diyebilirsiniz. Haklısınız. Böyle bir dönemde futbol üzerine yazı yazarken oldukça zorlanıyorum. Zira memleketimizin gündemi futbol ile dolu olamayacak kadar sıkıntılı. Futbol belki de gündemde en son sırada olmalı. Memleketimizin içinde bulunduğu durum ve milletimizce verilen demokrasi mücadelesi, futbol konuşmayı ve yazmayı esasen oldukça anlamsız kılıyor.

Ancak biz spor yazarlarının da hayatın normalleşmesine katkı sağlamak adına, takımları, yönetsel kararları, transferleri ve maçları yorumlamamız gerekiyor. Takipçilerimize duyduğumuz saygı nedeniyle bunları yazmak zorunda hissediyoruz. Bunu da özellikle belirtmek isterim.