Dick Advocaat bir sihirbaz değil. O bir usta.

2 ay önce kendisine verilen bu takımdan, Manchester United gibi bir futbol markasına, bir futbol devine kafa tutabilecek bir takım oluşturmayı başardı. Bu bir sihirbazlık değil, ustalık. Dün gece alınan 2-1 'lik galibiyet şapkadan tavşan çıkartmak değil, doğru taktik ve fizik antrenmanların sonucu. Çok çalışmanın sonucu. Sahada basmadık yer bırakmamanın, formayı en son dakikaya kadar terletmenin sonucu.

Tamam mı, devam mı maçı idi Fenerbahçe açısından. Advocaat' in takımı bunu çok iyi biliyordu. Fazlası ile konsantreydiler.

Fenerbahçe takımı, sahadaki 11 futbolcusu ve sonradan oyuna girenler de dahil, Manchester United karşısında birden fazla şeyi doğru yaptılar. Manchester United ile oynanan ilk maçın arkasından yazmıştım, böyle bir takımı yenmek için onlardan çok koşacak, daha fazla ikili mücadele kazanacak, pas opsiyonlarını marke edecek, pas bağlantılarını bozacak ve bunu bir disiplin içinde maç boyu devam ettireceksin. Daha fazla koşmak bile artık tek başına yeterli değil.

Fenerbahçe dün takım olarak bunların hepsini yaptı. Yapınca da, 4-0 veya 5-0' ı bulma şansını da yakaladı. Manchester United, böyle dirençli, bilinçli ve disiplinli bir takım beklemiyordu.

Fenerbahçe' de Emenike hariç kötü performans veren bir isim yoktu.

Lens yine sahada takımın itici gücü oldu. Hücumda, savunmada, çizgide, kısaca her yerde gördük onu. Hızı, sprintleri, çalımları, pasları ve attığı muhteşem gol. Fenerbahçe Alex' den sonra nihayet kendisini heyecanlandıran bir futbolcu ile tanıştı.

Takımda dün herkes mükemmeldi. Ancak Hasan Ali, Mehmet Topal, Josef ve Alper diğerlerinden bir damla daha fazla ter akıttılar. Sahada her yerdeydiler. Pasları iyi yerlere attılar. Rakibi iyi bozdular. Alan daralttılar.

Dün Sow' un attığı gol konuşuldu. Ben ise golden ziyade saha içindeki mücadelesini beğendim. Sow, birkaç pozisyonda geriye savunmasına yardıma geldi, defanstan top çıkarttı. Sow' un hiç bir zaman komple bir futbolcu olduğunu düşünmedim, hala da dün geceki gole rağmen Fenerbahçe' de oynayacak seviyede olmadığını düşünüyorum. Ancak Fenerbahçe' yi seviyor. Bu sevgi, Emenike' nin aksine, elinden gelenin en iyisini yapma isteği ile sahada olmasına imkan veriyor. Bu kadar iyi niyetli olunca, taraftar nezdinde puan kazanıyorsun. Futbolun şansı da yanında oluyor.

Emenike için de bir parantez açmak istiyorum. Emenike, tıpkı kendisini koruyan kollayan sayın Aziz Yıldırım gibi çok duygusal. Böyle duygusal insanları yönetmek zordur. Emenike dün yine küskünlükle sahaya çıktı ve Fenerbahçe' yi 3 golden etti. Yanından geçen toplara bile hamle yapmadı. Pres yapmadı. Arkadaşları ter akıtırken, rahat, vurdumduymaz bir tavırla sahada dolaştı. Bu maç 2-2 bitmiş olsa, Emenike' yi taraftar tepkisinden Başkan bile koruyamazdı. Ben dün geceki Emenike' yi arkadaşlarına saygısızlık etmiş bir futbolcu olarak görüyorum.

Bu maç ustanın ustalığını konuşturma maçı oldu. Teknik direktör farkı böyle maçlarda belli oluyor. Advocaat gibi ustaların dokunuşları, böyle önemli maçlarda ortaya çıkıyor. Kenarda Advocaat gibi tecrübeli, ne yaptığını bilen bir hoca olduğunda, sahadaki futbolcu da daha bir özgüvenle oynuyor. İşte bu sihirbazlık değil, yılların getirdiği ustalık.

Maç öncesi kadrolar belli olduğunda, neden RvP değil de Sow diyerek hocaya tepki göstermiştim. Advocaat basın toplantısında RvP' nin yorgunluk nedeni ile dinlendirildiğini ve esasen takımın ilk santrafor opsiyonu olduğunu da ima edecek bir açıklama yaptı. Bu açıklama yeterince tatmin edici idi. Hocanın kadrosunu bir bütün olarak gördüğü ve herkese güvendiği görülüyor.