Bir fotoğrafın gösterdikleri

Şenol Güneş’in kariyeri ortada, biliniyor... İlave edecek şimdilik bir şey yok. Biraz filmi geri sarıp, 2000 yılına gidelim ki, Güneş’in yeniden işbaşı yaptığı Milli Takım’da neleri başarıp, başaramayacağını görebilelim.
O süreçte yaşananların birçoğu biliniyor, hele bir jeep olayı var ki, tartışması neredeyse bir yıl sürdü! 2000 Avrupa Şampiyonası Finalleri’nde elenip, ülkemize dönerken, her yönüyle darmadağın olmuş ekibi Mustafa Denizli’den teslim alan Şenol Güneş, bu olumsuz tablodan dünya üçüncüsü çıkarmış bir hocadır. Nasıl başardı bunu? Morallerin dibe vurduğu, tartışmaların üst seviyeye ulaştığı bu ekibi yeni bir rotaya sokmak zorlukların en büyüğüdür. 2000’de başarısız olan ekibi dağıtıp, yeni bir ekip oluşturmak kimine basit gelebilir.
Ama madalyonun tersi farklı... Düşünün; o ekip daha önce Avrupa Şampiyonası görmüş, hatta UEFA Kupası’nı ülkemize getirmiş oyunculardan kuruluydu. Dememiz o ki, Türk futbolunun üst seviye oyuncularını öyle pat kapının önüne koyamazsınız, önemli olan o dağılmış takımı yeniden toparlamaktır.
İşte Güneş hoca, kaybetme yerine kazanmayı tercih etti, müthiş bir sloganla işe başladı. Neydi o, “El ele, gönül gönüle, haydi Seul’e...”
Bir anekdot daha verip, asıl konumuza geçelim, lafı uzatmayalım. Bir İlhan Mansız olayı vardı. Tecrübeli futbolcu 2002 yılında Japonya’da yedek kalmaktan şikayetçiydi. Ayrılık noktasındaydı. Güneş, Mansız’ın kalbini kazandı. İlhan’ın Senegal’e attığı altın gol, hala unutulmazlar arasında sıcaklığını koruyor.

Güneş’in olduğu yerde
Gelelim bugüne... Dört maç, dört galibiyet, ikisi puan maçı... Güneş’in olduğu yerde kavga dövüş, patırtı gürültü olmaz. Tam tersi sevgi ve mutluluk üst seviyededir. Milli Takım kampında bayramlaşmanın çekildiği bir fotoğraf karesi var. Üşenmedim saydım, o karede tam tamına 67 kişi var. O kadar insanın bir araya gelmesi, yukarıdaki düşüncelerimi doğrular niteliğindedir.
Şunu biliyoruz ki Şenol Güneş’in bir oyun felsefesi, artı elinin altında geniş bir kadro var. Dememiz o ki, bu felsefeyi sahada uygulayacak oyuncular kalıcı olacaktır. Kaldı ki Güneş, birçok oyuncuyu yakından tanıyor. Örneğin son maçta iki gol atan Zeki Çelik, sol bek Emre Taşdemir, Enes Ünal, Ozan Tufan... Bursaspor altyapısında hepsine eli değmiş. Örnekleri çoğaltabiliriz, gerek yok...
Zeki’nin attığı iki gol sevincinin fotoğraf karelerini anımsayın, kararı siz verin... Hocanın kuşkusuz en büyük avantajı elini değdiği, yeteneğine inandığı oyuncu grubuyla yola çıktı, meyvalarını da alıyor. Kişisel olarak Enes’e takıldım. Öyle yırtıcı bir forvet tipi değil, acaba kanatta oynasa daha mı iyi olur? Bence olur.
Şimdi önümüzde Fransa sınavı var, korkacak halimiz de yok. Yeter ki, Burak Yılmaz kardeşimiz gününde olsun, diğer oyuncular Güneş’in oyun sistemine uysunlar, yeter. Zor gibi gözüküyor ama bu zoru başarmak bu oyunun ilk kuralıdır değil mi?
Sonuç; Güneş bilgi birikimiyle, bu geniş ekiple, büyük bir iş kazası yaşamazsak 2020 Avrupa Şampiyonası’na yelken açarız. Güneşli Milli Takım’da bu ışığı ve umudu görüyorum.

Bir fotoğrafın gösterdikleri

Avcı taraftarla avlar!
Abdullah Avcı, müthiş tecrübeli hocalarımızdan... Tek eksiği bir kupa, yani Süper Lig Şampiyonluğu...
Taraftardan yoksun olmasına karşın Başakşehir’i hep yarışın içinde tuttu. Avcı hocanın farkındalığı da burada yatıyor.
Taraftarsız bir takım, tadı tuzu olmayan yemeğe benzer! Şimdi muhteşem bir taraftar önünde kantara çıkacak. Beşiktaş’ın yaş ortalaması ortada...
Biliyoruz ki Avcı hoca, bu ekibi gençleştirmenin planlarını Ümraniye’de yapıyor, araştırıyor. Altyapıda çok yetenekli bir grup var, Avcı gözünü oraya dikmiş, iyi de yapıyor. Oradaki genç yetenekleri mutlaka yukarı çekecektir.
Eeee ortada kulübün bir de ekonomik yapısı var. Onu da düşünmek zorunda Avcı...Kendisine ve ekibine, yeni sezonda başarılar diliyorum, yolları açık olsun.
Ne var ki, Beşiktaş taraftarı artık şampiyonluk istiyor, bunu Avcı hoca da biliyor. Nasıl ki Başakşehir’i tüm handikaplara karşın yarışın içinde tuttu, Beşiktaş’ı o müthiş taraftarla başarıya taşıyacaktır.
Bizim takım oyuncularından Celal Umut Eren, müthiş bir araştırmacı, sürekli nokta atışı yapıyor. “Miras değil, alın teri” başlıklı haberinde Abdullah Avcı’nın başarısını rakamlarla ortaya koydu... Fazla söze gerek var mı?