Fenerbahçe-Trabzonspor maçını anımsayın. Zorluk derecesi ve tansiyonu yüksek bir mücadeleye tanıklık ettik. Goller, kaçan fırsatlar beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Ama maç bitiminde bir tabloya tanıklık ettim, “İşte bu” diye ayağa fırladım.
Arkadaşlarım şaşkın bakışlarla, “Ne oluyor abi, çıldırdın mı, niye bağırıyorsun?” dediler. Haklılar... Maç bitmiş, ben ayağa fırlıyorum!
Döndüm onlara, “Fırlarım arkadaş, fırlarım... Tabloyu görmüyor musunuz?” diye tepkimi dile getirdim. Ne var ki, bu cümlem onları tatmin etmedi, soru işareti dolu gözlerle beni izlemeye devam ettiler. “Yahu farkında değil misiniz, Emre Belözoğlu maç bitiminde Trabzonspor Kaptanı Sosa ile sarmaş dolaş... Bitmedi, yine kaptan Emre, teknik direktör Ünal Karaman’la birbirlerine sarıldılar” dedim. Hemen bir arkadaşım, üstelik Fenerbahçeli, “Eee ne olmuş, sarıldıysa?” şeklindeki sorusunda ses tonumu biraz daha yükselttim.
‘Hasret kaldık’
“Ne demek ne olmuş... 35 yıldır bu tip tablolara ülke olarak hasret kaldık.” O yıllarda, gergin ve tansiyonu yüksek maçları hep izledik. Ne var ki maç bitiş düdüğüyle birlikte saha içi aktörleri hep sarmaş dolaş olurlardı, hatta maç bitiminde birlikte yemek bile yerlerdi. Saha içinde rakiptiler ama müthiş dostluklar ön plandaydı. Bu tip tablolarla büyüdük...
Sonra mı? Yıllardır, saha içi aktörlerin kavgalarına tanıklık ettik, bıktık, usandık... Kaldı ki söylemekten dilimizde tüy bitti, yazdık, çizdik! Gelin görün ki, biz “Futbol dostluktur, barıştır” hatırlatmasını yaptıkça, kavgaların sonunu bir türlü getiremedik! Dileriz, Emre Belözoğlu’nun bu hareketi milat olur, tüm maçlara yansımalar yapar.
Herkesin, takım kaptanlarının, Emre Belözoğlu’nun bu örnek davranıştan dersler çıkarması en büyük temennimiz... Zor değil, istersek geçmişteki bu olumlu tabloları günümüze taşırız. İnanın buna çok büyük gereksinimimiz var, helal olsun kaptan Emre Belözoğlu’na...
Elbette tribünlerdeki taraftarlara da bu anlamda müthiş görev düşüyor. O dostlukların üst seviyeye çıktığı yıllarda, taraftarların aynı tribünlerde sarmaş dolaş oturduklarını da eskiler çok iyi bilirler.

Protestoya davetiye

Bir deyim vardır, “Teker kırıldıktan sonra, yol gösteren çok olur” diye... Kişisel olarak bu deyimin eleştirilerimde pek yeri yoktur! Tam tersi, öngörülerimi köşeme yansıtırım.
Belki okuyucularımız anımsar, “Beşiktaş’ın bir orta saha ve de bir forvete gereksinimi var” diye dilimiz döndüğünce yazdık, çizdik. Nitekim Rizespor maçında savımızın doğru olduğunu gördük. Gerekçemiz de Burak Yılmaz’ın sakatlığı nedeniyle takımdan uzak kalmasıydı. Varsayalım Burak Yılmaz sakatlanmadı, peki alternatifi var mı? Var gibi... Örneğin Güven Yalçın... Kumaşı iyi, ancak tecrübe sıkıntısı yaşıyor.
Neyse ki son dakikada yönetim Sporting Lizbon’dan Diaby’yi transfer etti. Diaby, forvet dışında çift yönlü, kanatlarda da görev yapabilen bir oyuncu, hayırlı olsun. Ancak Burak Yılmaz’ın bir an önce işbaşı yapması şart... Tecrübeli golcünün milli maçlar sonrasında takıma katılacağı söyleniyor, inşallah...
Rize maçından kafama takılan bir şey daha var, Lens konusu... Elbette Avcı’nın işine karışmak gibi niyetimiz yok. Ancak Lens, görünen köydür arkadaş! İyi niyetli, gelin görün ki, olmayınca olmuyor. Israr etmek doğru değil. Ne oldu, oyundan çıkarken protesto edildi, hoş olmadı. Kenar yönetim o hamleyi çok önceden yapması gerekirdi, yapmadı. Protestolara davetiye çıkardı...

Köstek değil destek olun

MHK Yönetimi, geçtiğimiz günlerde Kulüpler Birliği Vakfı’nın toplantısına katıldı. Güzel bir adım... O toplantıda MHK, kulüp başkanlarını özellikle VAR ve hakem atamaları konusunda bilgilendirdi.
Beni asıl ilgilendiren MHK üyelerinin yaptığı konuşmalar... “Eğer futbolumuzda aşama kaydetmek istiyorsak, siz yöneticiler, başkanlar teknik adamlar, futbolcular ve bizler bir bütünlük sağlamak zorundayız. Bu bütünlüğü sağlayabilirsek ki mecburuz, futbolumuzu güzel yerlere götürebiliriz.”
Valla, her cümleye şapka çıkarırım. Neticede futbol ailesi olarak aynı gemidesiniz... O gemi batarsa, hep birlikte batarsınız!
En ufak başarısızlıkta eleştiri oklarımızı hakemlere, MHK’ye doğrultuyoruz, yanlış! Maalesef yönetim kademeleri, teknik adamlar, analizlerini yapma yerine, başka adreslere yöneliyorlar, varsa yoksa MHK ve hakemlerimiz! Çuvaldızı önce kendinize, iğneyi sonra başkasına batıracaksınız.
Özet, MHK’nin bu çağrısına kulak verin, artı sorumluluklarınız büyük biliyoruz, biraz özeleştiri yapın. Köstek yerine hem federasyona hem de diğer kurallara destek verelim, sorumluluktan kaçmayalım. Türk futbolunu Avrupa düzeyine taşıyalım, ne dersiniz?