Hukukçu değiliz... Ne var ki yıllarım Beşiktaş kongrelerini izlemekle geçti. Bu nedenle biraz olsun donanımlıyız.
“İbra” kelimesi Arapça kökenlidir, Türkçe karşılığı “aklama” ya da “temize çıkma”dır. Hatta “beraat” kelimesiyle yakın anlama gelir.
Bu kelimenin anlamını öğrendikten sonra, dönelim asıl konumuza, yani Galatasaray’a...
İşin hukuki boyutlarına girmeyeceğim, bizi aşar. O yönünü uzmanlara bırakmak işin en doğrusudur. Tüzükler, kulüplerimizin anayasasıdır. Yönetimler bunun dışına çıkamaz. Efendim, görüyoruz ki, Galatasaray Yönetimi sıkıntılı bir sürece girdi. Ortalık toz-duman... Yazılı ve görsel medyanın gündemine oturdu. Nasıl oturmasın arkadaş? Galatasaray geçtiğimiz sezonu şampiyon olarak bitirdi, şimdilerde ise ikinci sırada hedefi kovalıyor. Mali Kongre’de başkan Mustafa Cengiz ve arkadaşları üyelerin oylarıyla mali anlamda ibra olurken, idari yönden kırmızı kart gördü! Denetim Kurulu da bu anlamda sınıfta kaldı!
Elbette üyelerin özgür iradelerini eleştirecek halimiz yok ama müthiş bir çelişki var arkadaş! Mali yönden Başkan Cengiz ve yol arkadaşlarını aklıyorsanız ki öyle, bu da kulübü iyi yönettiklerinin en büyük belgesi ya da en büyük göstergesi değil midir?
Tüzüğe göre başkan Mustafa Cengiz, bir ay içinde olağanüstü seçim kongresi kararı almak zorunda... Ne var ki başkan Cengiz, direniyor, konuyu mahkemeye taşıyacağına işaret ediyor.
Galatasaray’daki yönetim krizinden takımın etkilenip, etkilenmeyeceği de şimdilik tartışma konusu. Ancak takımın bu kaostan kişisel olarak olumsuz etkileneceğine inanmıyorum. Neden mi? Fatih Terim gibi donanımlı bir hoca var başlarında, takımı kaosun dışında tutma adına, her türlü mücadeleyi verir, başarılı da olur, merak etmeyin.
Örnek mi? UEFA Kupası’nın alındığı dönemi hatırlamak yeterli...

Guti’ye bir omuz at hocam
Efendim Şenol Güneş hocamız, milli mesaisini yüz akıyla tamamladı, yeniden Beşiktaş’a kanalize oldu. Güneş’in iki takımı çalıştırması yönündeki eleştirilere yeniden dönmek gibi bir amacımız yok. Biliyoruz ki Güneş, ay-yıldızlı ekipte iyi bir sınav vermeseydi, o tartışmalar yeniden alevlenirdi kuşkusuz... İki galibiyet yangını söndürdü, ateş yerini küllere bıraktı!
Güneş hocanın işine karışmak gibi bir düşüncemiz yok. Yok da, 1 Haziran’da Beşiktaş’ta görevi sona eriyor, ay-yıldızlı ekiple uzun soluklu bir maratona çıkacak. Dememiz o ki, en azından hazirana kadar, şu Guti meselesine biraz destek verse, onun önüne açsa, biraz sorumluluk verse, bilgi-birikimini ona aktarsa fena mı olur?

Merih’i daha iyi tanıdık
2020 Avrupa Şampiyonası Elemeleri’ne iki galibiyetle başladık, grubumuzdaki iki ciddi rakibimiz Fransa ve İzlanda’ya gözdağı verdik, özgüven duygumuzu yukarıya taşıdık. Şenol Güneş hocamız, iki maç kadrosunu tecrübeli-genç oyuncu karışımından oluşturdu, iyi de yaptı. En azından yeni heyecanları, yeni yüzleri tanıma şansımız oldu.
Örneğin Merih Demiral... İtalya Serie A takımlarından Sassuolo’da top koşturuyor. Alanya’dan gitti, orada onu hatırlayan var mı? 2018’de Ukrayna ile yaptığımız özel maç kadrosundaydı, sadece beş dakika şans buldu. Güneş, iki maçta da Merih’i banko oynattı, biz de onu alıcı gözüyle izleme şansını bulduk. Ülkemiz takımlarının birçoğu stoper sıkıntısı çekiyor, bulamıyor, yabancılara yelken açıyorlar. Merih, boylu poslu, kapı gibi, artı sert, gözü kara, yüksek toplarda zamanlaması ise harika...
Altyapısı neresi biliyor musunuz?
FENERBAHÇE...

Emre futboldan kopmaz, kopamaz
Bir takımda kaptan olmak kolay bir iş değildir. Kaptanlar, teknik adamların saha içinde ve dışında eli, koludur, gözüdür.
Kaptan Emre Belözoğlu, özel bir oyuncudur. 38 yaşında olmasına karşın çıkıyor, takır takır topunu oynuyor. Benzetme yerindeyse gençlere taş çıkartıyor, örnek oluyor.
Bakmayın saha içindeki sinirli hallerine... Kazanma arzusundan kaynaklanıyor, inanın. Başakşehir şampiyonluğa oynuyorsa, kaptanın bu başarıda tuzu, biberi, alın teri var. Bu oyunda öyle kara kaşına, gözüne bakmazlar. Yetenekliyseniz formayı kaparsınız. Şenol Güneş, milli takımda işbaşı yapar yapmaz kaptanı kadroya aldı. Ay-yıldızlı formayla dalya demeye şurada üç maç kaldı. Vallahi futbolu ne zaman bırakır, bırakmaz bilemiyoruz. Ne var ki, bu performansıyla, kırka kadar bu iş gider.
Bıraktığı an, biliyorum ki kaptan futboldan kopmaz, kopamaz... Onun Türk futboluna vereceği daha çok enerjisi var. İdari menajerlik veya teknik adamlık fark etmez, ikisini de aslanlar gibi yapar.

Hasan Ali dört dörtlük
Bu oyunda sol ayaklı futbolcular ayrıcalıklı ve de avantajlıdırlar. Bir de yetenekliyseniz, teknik adamların ‘vazgeçilmezleri’ arasında olursunuz.
Sergen Yalçın’ı anımsayın, o nasıl bir sol ayaktır kardeşim, raket gibiydi maşallah... Günümüze dönelim, rotayı Hasan Ali Kaldırım kardeşimize çevirelim, aman nazar değmesin müthiş oynuyor, maçlarda sol kanat ondan soruluyor. Fenerbahçe’ye kim gelirse gelsin, kantarda ağır basıyor, her teknik adam ona sarılıyor.
Keza Milli Takım... Orada da aslanlar gibi oynuyor, en olgun çağını yaşıyor. Bakıyorsunuz attığı son dört resmi golün ikisi de sağ ayakla... Kısacası komple bir futbolcu...