Bilal Meşe

Bilal Meşe

bmese@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

İnsan yaşamında ‘özel fotoğraflar’ vardır, yıllar geçse de silip atamazsınız, nefes aldıkça kalbinizin bir köşesinde mutlaka yeri vardır.
Aklımıza geldikçe içimiz acır, ‘keşke yaşasaydı’ dediklerimiz vardır ki, sayısı pek fazla değildir!
Ama biri var ki, harbi benim için ‘özel’ insandır, kalbime, beynime kazınmıştır.
Yusuf Tunaoğlu, (Arap Yusuf) abim... Onu kaybedeli tam tamına 20 yıl olmuş, ne çabuk da geçiyor şu zaman, su gibi akıp gidiyor.
Dedim ya ‘özel’ insandır Yusuf abi... Sağlığında omuz-omuza Milliyet’te çalıştık, sosyal hayatımın içinde o güzel adam hep vardı, yanı başındaydım... Hani sıkça kullandığımız, dilimize doladığımız ‘adam gibi adam’ benzetmesi Yusuf abiyle müthiş örtüşür. Apoletlerinde ‘adamlığın’ tüm yıldızlarını taşıyordu.
Bakın rahmetli Cihat Arman 5 temmuz 1970’te Milliyet’teki ‘Doğmadan ölenler’ başlıklı köşe yazısında Yusuf abiyi nasıl anlatmış; “Seyrettiğim maçların birinde bir genç görmüştüm. Mükemmel fiziği, harika top kontrolü, yumuşaklığı ve futbola yatkınlığı ile beni büyülemişti adeta bu genç. Yusuf dediler adına... İşlendiği zaman Türk futbolunda pırıl pırıl parlayabilirdi bu kara elmas...”
Yazı akıp gidiyor...
Evet, Cihat ağabeyimizin Yusuf abiyi, ‘Kara Elmas’a benzetmesi ki çok doğru, ne denli yetenekli bir oyuncu olduğunun en büyük göstergesiydi kuşkusuz... Zaman tüneline girip, doksanlı yıllara dönmek istiyorum. Sultanahmet’te Yücel Dersanesi’nin spor salonu... Haftada bir gün orada minyatür kale maçlar yapardık.
Kimler yoktu ki... Rahmetli Yusuf abi, Can Bartu, Kazım Kanat, Tayfun Gündoğar ve Veysel Serçe bugün aramızda olmayanlar.... Faik Gürses, Mustafa Kefeli, Timur Aksu, Atilla Aksu, Tarık Çaldıran, Cem Buba, Erden Güley, Mahir Çerci, Mehmet Akgüneş, Aydın İşleyen, Öznur Kalender, Sanlı Sarıalioğlu, Samet Aybaba bunlar aklıma gelenler...
Niye bunu yazdım?
Yusuf abiyle karşı karşıya oynamak hiç de sanıldığı kadar kolay değildi. Onun ayağından bırakın bir kişi, üç, bazen dört kişi topu alamazdık. Valla, öyle klas hareketler yapardı ki, neredeyse karşısına gelene gemici düğümü atardı. Böylesi bir top tekniği olan, iki ayağını da eli gibi kullanan başka bir futbolcuya rastlamadım dersem abartmış olmam. Milliyet’te yazarlık yaptığı süreçte, maça gitmenize gerek yoktu, Yusuf abinin yazısını okumak yeterliydi. Hiç unutmam, Sergen Yalçın’a toz kondurmazdı. Aleyhinde sıkıysa yaz veya konuşun vay halinize!
Ne güzel benzetme yapmış rahmetli Cihat Arman ağabeyimiz, ‘Kara Elmas’ diye, ışıklar yoldaşın olsun güzel adam...

Haberin Devamı

Sergen hoca haklı

Haberin Devamı

Evet, Sergen Yalçınlı Beşiktaş’ın ligi 3. sırada tamamlaması bence büyük başarıdır. Efendim, sokaktaki taraftar hala kaybedilen Galatasaray ve Antalyaspor maçlarını konuşuyor! Valla haksız da değiller, Kartal o iki maçı kazansaydı, bugün farklı şeyler konuşuyor olacaktık.
Kim ne derse desin, Kartal’ın kadrosu öyle eleştirildiği kadar kötü değildi bana göre. Tamam belki alternatif oyuncusu azdı, ancak sahaya çıkan 11 hiç ezilmeden mücadele etti, oynadığı futbolla, taraflı-tarafsız herkesin beğenisini kazanmadı mı?
Sergen Yalçın, o kadroya verimlilik kazandırdı, oyun sistemine dokunuşlarıyla bugünkü konuma getirdi Kartal’ı...Tek sıkıntı ekonomikti, bunu da bilmeyen yok!
Nereye varmak istiyorum... İddia ediyorum, oyuncu kadrosu asla hafife alınamaz. Bu kadro korunabilseydi ve 2-3 takviye ile inanın yeni sezonda şampiyonlukta en büyük söz sahibi olurdu.
Ne var ki, Kartal’dan başka takımlara kanat çırpanlar var. Burak Yılmaz gitti, onun yeri nasıl dolacak, merak ediyorum? Baksanıza Sergen hoca, yönetimden bu alana iki forvet istedi, kıssadan hisse! Elneny gidiyor yeri nasıl dolacak?
Bitmedi, yazılıp çizildiği gibi Gökhan Gönül, Fenerbahçe’ye dönüş yaparsa, o ayarda bir futbolcuyu bulmak mümkün mü? Sergen hoca geleceği görüyor, öyle ‘8-10 oyuncu isterim’ sözünü laf olsun diye söylemedi!

Haberin Devamı

Yolunuz açık olsun

Valla, artıları ve eksileriyle bir sezonu daha noktaladık. Sezonla ilgili yazılacak-çizilecek çok güzel hikayeler var. Böylesi çekişmeye geçmişte pek tanıklık etmedik. Dememiz o ki, şampiyonluk yarışı neredeyse son haftaya kadar sürdü.
Ya düşme potasına ne demeli? Kimin düşeceği, kimin kalacağı bile son haftalara taşındı. Neticede düşme kaldırıldı, hepsi ligde kaldı!
Diğer bir farklılık ise üç büyüklerin yarışın uzağında olmalarıydı. Başakşehir ile Trabzonspor arasındaki kora-kor şampiyonluk mücadelesinden heyecan duyduk, keyif aldık. Sonuçta ipi Başakşehir göğüsledi, işin özeti hak etti...
Niye mi?
Çünkü altı yıllık bir çalışmanın ürünüdür bugünkü şampiyonluk. Kolay değil, altı yıldır o hedefi yakalamak için çalıştılar, yılmadılar, sabrettiler, Türkiye’nin 6. şampiyonu unvanını kazandılar.
Kutlamalara gelince; valla harikaydı, başından sonuna televizyonun başından ayrılmadım, bayıldım arkadaş bayıldım. Müthiş bir organizasyondu vesselam, çok şampiyonluk kutlaması gördüm, ama bu farklıydı.
Tek eksiği Kovid-19 nedeniyle tribünlere sayılı taraftar alınmasıydı. Bir kez daha Başakşehir’i kutluyor, onlara hem Avrupa Ligi hem de gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’nde başarılar diliyorum, yolları açık, şansları bol olsun.

Alkışlamak lazım

Şu sıralarda Beşiktaş’ın, Trabzonspor’a ceza gelmesi halinde Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme oynayacağı konuşuluyor. Evet, kurallar bunu gerektiriyor. Ne var ki, gerek Başkan Ahmet Nur Çebi, gerekse Sergen Yalçın, Devler Ligi’nin Trabzonspor’un hakkının olduğunu söylüyorlar. Beşiktaşlılık farklı bir duruştur, söylemdir, farkları da burada yatıyor zaten. Bize de Başkan Çebi ve Sergen hocamızı bu yaklaşımları için alkışlamak düşüyor...

GÜZEL SÖZLER
“Bütün mutsuzluklar kardeştir; aynı dili konuşurlar.” Honore de Balzac