Bizi kandırıyorlar

Fenerbahçe altyapı hocaları avuçlarının içindeki futbolcunun yeteneklerini göremeyecek kadar yetenek avcılığından yoksunken, Portekiz üçüncü lig takımı binlerce kilometre uzaktan Merih Demiral’ı görüp transfer ediyor. Türkiye’de altyapı maltyapı yok. Bizi kandırıyorlar. Altyapı şerefine üç defa: Yalan... Yalan... Yalan...

Bizi kandırıyorlar

ŞANSAL BÜYÜKA İLE DOBRA DOBRA

Fanatik’te müthiş bir haber okudum, kendilerini tebrik ediyorum. Dünya devi Juventus’un 18 milyon euro vererek transfer ettiği Merih Demiral, Fenerbahçe’de altyapıda oynarken, o altyapı hocaları, dönemin Sportif Direktörü Hasan Çetinkaya’ya, “Bu çocuktan bir şey olmaz, yetersiz” demişler.

Altyapı hocalarının “yetersiz” dediği Merih, 18 milyon euro karşılığında Juventus’la sözleşme imzaladı. Ne altyapı hocalarıymış ama... “Altyapıyı bıraksınlar , gidip kavun karpuz satsınlar” diyeceğim ama iyi maldan bu kadar anlıyorlarsa, millete de kavun, karpuz diye “kelek” yedirirler.

İşin şakası bir yana... Türkiye’de altyapı kriterleri, altyapı hocaları kelimenin tam anlamıyla “facia”... Adeta dökülüyorlar. Düşünün, Fenerbahçe altyapı hocaları avuçlarının içindeki futbolcunun yeteneklerini göremeyecek kadar yetenek avcılığından yoksunken, Portekiz üçüncü lig takımı binlerce kilometre uzaktan Merih Demiral’ı görüp transfer ediyor.

Merih, Alanya’da oynarken, Juventus binlerce kilometre uzaktan radarına alıyor, önce Sasuolo’ya transer ettirip İtalya Serie A’da test ediyor, sonra 18 milyon euroyu gözünü kırpmadan sayıp kendi kadrosuna alıyor.  O Juventus ki yıllarca, göbeğinde yabancı bir stoper oynatmadı. Bonucci, Rugani, Chiellini, Barzagli gibi Avrupa’nın en sert, en acımasız, en istikrarlı İtalyanları ile oynarken, Merih için çok uzun yıllar sonra bu alışkanlığını bozdu.

Hep torpil işliyor

Türk futbolunun, kulüplerin altyapıları Merih’i bile keşfedemiyorsa, merak ediyorum, kulüplerde ve altyapı milli takımlarında hocalık yapmak için hangi kriterlere dikkat ediliyor? Kulüplerin altyapılarında çalışan hocalar hangi kriterlere, hangi kabiliyete, hangi kaliteye sahipler? Ne maaş alıyorlar? Altyapıların çalışma koşulları nasıl? Sahaları yeterli mi, tesisleri uygar mı? Örneğin çok uzaktaki bir deplasmanı uçakla mı gidiyorlar, yoksa 20 saat otobüsle mi? Masraf olmasın diye otobüsten inip maça çıkıp, sonra aynı otobüsle geri mi dönüyorlar. Giderken-gelirken otobüste köfte-ekmeğe mi talim ediyorlar?

Abartmıyorum, bunların çoğu doğru... Ege’den çıkıp Malatya’ya 16-18 saatte otobüsle giden altyapı takımları var. Gelmiş geçmiş futbol federasyonları bu altyapıları acaba bir kez olsun denetledi mi, kontrol etti mi, yol gösterdi mi, yaptırım uyguladı mı? Hiç sanmam...

Bu altyapılar, bu altyapı hocaları kulüplerin tercihine bırakılamaz. Kulüplerde de, milli takımda da ciddi bir “torpil” mekanizması işliyor. Özellikle son dönemlerin büyük hastalığı “liyakat değil, sadakat” dört bir yanımızı sarmış durumda...

Siyaset faktörü

Futbol Federasyonu, altyapı hocaları konusunda kaliteleri, yetenekleri, tecrübeleri ve aldıkları maaşlarla ilgili çok ciddi yaptırımlar koymalı ve çok ciddi kontrol altında tutmalı... Bu iş kulüplerin insafına bırakılırsa ancak bu kadar olur... Yani olmaz.

Sonra “altyapıdan oyuncu çıkmıyor” diye feryat edip duruyoruz. Bu feryat niye? Kendimiz diyoruz, kendimiz buluyoruz. Milli takımda altyapı hocaları zaten tamamen eşin, dostun, özellikle siyasetin ağır torpilleri...

Federasyon kurulu oluşuyor, siyaset belirliyor. Altyapı hocası gelecek, siyaset atıyor. Bari buralara karışmayın be kardeşim... Türkiye’de altyapı maltyapı yok. Bizi kandırıyorlar. Altyapı şerefine üç defa: Yalan... Yalan... 

Yazık, çok yazık 

Mehmet Topal gittiği, ayrıldığı her yerde saygı görüyor, iz bırakıyor, iyi anılıyor. Elbette aksi örnekler de var. Maalesef onlardan biri de Alper Potuk... Eskişehir’de harikalar yaratırken Galatasaray ile Fenerbahçe arasında adeta bir transfer savaşına neden oldu. Son dakikada Fenerbahçe kaptı. 8 milyon euro civarında bir bonservis bedeli ödedi, kendisine çok iyi bir kontrat verdi. O gündür, bu gündür ortada yok Alper...

İnsanın işine saygısı olur, vicdanına sorumluluğu olur, yastığa kafasını koyduğunda bir özeleştirisi olur. Eskişehir’de Ersun Yanal’ın elinde parlayan ve zirve yapan Alper Potuk, Fenerbahçe’de aynı Ersun Yanal’ın elinde bile kendine gelemiyorsa geçmiş olsun.

Kendine yazık, yeteneklerine yazık, Fenerbahçe’nin ödediği paralara yazık... İnsanın ayaklarından önce kafasının, vicdanının çalışması gerekiyor. Sanıyorum yanlışlık ve eksik burada...

İkinci Alp dönemi
Çok iyi biliyorum. Zekeriya Alp, “Bir daha MHK başkanlığı mı, tövbe” demişti. Zaten bu yeni dönem için MHK başkanlığını kabul etmesi için çok uzun ve çok ciddi uğraşlar verildi. Zekeriya Alp uzunca bir süre “hayır” diye direndi. Ama benim duyduğum, Nihat Abi’nin ve özellikle Selim Soydan’ın tatlı dile, Zekeriya Alp’i bu kararından vazgeçirdi. Dilerim Zekeriya Alp’in ikinci MHK başkanlığı döneminde hakemler, “Gücün adaletini değil, adaletin gücünü” uygularlar. Huzurlu ve adil bir futbol ortamı için buna çok ihtiyacımız var.

Örnek adam Topal

Galatasaray’da oynarken, Valencia forması giyerken, Fenerbahçe ile yıllarını geçirirken benim için hep örnek adam olmuştur Mehmet Topal... Bir yıl daha sözleşmesi varken 2 milyon 600 bin euro alacağından vazgeçip uygar biçimde ayrılmak, herkesin becereceği, başaracağı bir ayrılık değil... Valencia gibi bir büyük kulübün bile aradan yıllar geçmesine rağmen “Kulüpte iz bırakanlar” törenine eski futbolcusu Mehmet Topal’ı ismen davet etmesi, Topal’ın gittiği her yerde nasıl bir iz bıraktığının en güzel kanıtı değil mi? Şunu da söylemeliyim; seyirci tepkisi yüzünden Mehmet Topal’a veda edilmesini doğru bulmuyorum.

Bizim kulüpler adam olmaz 

Meslekdaşım Serdar Ali Çelikler’e inanırım. Yazdıklarını okurum, söylediklerini dinlerim. Serdar’ın yazdığına göre Galatasaray ile Fenerbahçe arasında, transferi papatya falına dönen Rizeli Vedat Muriç’e, Fenerbahçe ilk teklifi yapıp 1 milyon 700 bin euro vermiş, sonra Galatasaray 2 milyon 200 bin euroya çıkmış, son olarak Fenerbahçe yıllık 2 milyon 500 bin euro vermiş.

Benfica’nın daha 15 gün önce Atletico Madrid’e tam 126 milyon euroya sattığı Joao Felix’e yılda 500 bin euro maaş ödediğini daha bu mart ayında bizzat Benfica Kulübü Başkanı’nın ağzından işittim, kulaklarımla duydum.

UEFA hangi yaptırımı uygularsa uygulasın , bizim kulüpler adam olmaz. “Artık ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız” diyorlar ama üstlerindeki yorgan gitti, çıplak kaldılar, hala farkında değiller.

Şener kaybettiklerini yeniden kazanır mı?
Şener Özbayraklı, Bursaspor’da oynarken, benim için Türkiye’nin en iyi sağ kanat savunma oyuncusuydu. Fenerbahçe’deki kötü yıllar Şener’i de etkiledi. Ciddi bir ivme kaybetti.

Galatasaray’da kendini yeniden bulabilir mi? Bana göre bulur. Tümer Metin’den dinledim. Şener için hep “karakter olarak süper” der. Böyle oyuncunun kaybettiklerini yeniden kazanması zor olmaz diye düşünüyorum. Ayrıca bu dünya kötülere kalmasın, iyilerin olsun. Şener de iyi insan... Dilerim göz kamaştıran çizgiyi yeniden yakalar.

Max Kruse ve kumar!

Fenerbahçe’nin yeni transferi, Alman futbolcu Max Kruse için, “Çok kumar oynuyor” diyorlar. Hatta Alman futbolcunun, “Benim özel hayatıma karışmayın” diye sözleşmesine  madde koydurduğu bile iddia ediliyor. Ancak Max Kruse’nin istatistiklerine baktığımda ,kendisini kumar oynuyor olsa bile, Fenerbahçe’nin bu transferde kumar oynamadığı anlaşılıyor.

Eren’i alan kazanır

Baştan yazayım da kimse yanlış anlamasın. Galatasaray’ın gözden çıkardığı Eren Derdiyok ile en ufak bir selamım sabahım yok. Bir rastlantı sonucu bile karşı karşıya gelmedim. Şimdi içimden geçeni söyleyeyim, Eren Derdiyok’u alan kazanır. Tamam, çok sakatlanıyor, kılı dönse kafaya takıyor ama adam iyi golcü... Hele bizim orta seviye takımlarda büyük iş yapar. Elbette kefil değilim ama benim futbol anlayışım içinde iyi golcü...

Bir sezon daha...

Trabzonspor’un iki genci ve kıymetlisi Yusuf Yazıcı ile Abdülkadir Ömür’ün etrafında döndürülen transfer fırtınasından ödüm kopuyor. Bu iki kıymetlinin tam gelişim çağında sanki kafalarını dağıtmak, motivasyonlarını bozmak ister gibi bir hava var. Ben de genç Türk oyuncuların Avrupa’ya açılmasından son derece mutlu oluyorum. Ancak sanki Yusuf Yazıcı ile Abdülkadir Ömür bir sezon daha Trabzonspor forması ile dolu dolu  oynamalı, sonrasında uzak denizlere açılmalı...

Geçmişten hiç mi ders almıyorsunuz? 

Galatasaraylı yöneticiler, Diagne gitsin diye yırtınıyorlar. Oysa fazla değil, altı ay önce almak için yırtınıyorlardı. Bir futbolcu için bu kadar radikal görüş değişikliği olabilir mi? Madem bu kadar ısrarla isteyip aldınız, şimdi satmak için niye bu kadar telaştasınız? Ayrıca parasal yönünü bilemem ama  Diagne gitmezse de dert değil... Hangi santrafor gelirse gelsin, Diagne’nin karşısına bir 20 gol yazın. Az mı? Alacağınız santrforun böyle bir garantisi var mı?

Geçen yıl santrfor bulamadan Gomis’i satıp, ligin koca bir ilk yarısında golcü diye kıvranmadınız mı? Ne çabuk unuttunuz bunu da, daha bir golcü bulmadan Diagne’yi postalamaya çalışıyorsunuz. Geçmişten hiç mi ders almıyorsunuz?

Biraz özen, biraz saygı

Bugün yaşama dair bazı  yazdım, kusura bakmayın. Ama hepimiz hayatın içindeyiz. THY iç hatlarda bütün yeni uçaklarını İstanbul Havalimanı’nda kullanıyor. Ne kadar eski uçak varsa Sabiha Gökçen’de... Yolcu aynı yolcu, para aynı para ama yeni ve modern uçaklar İstanbul Havalimanı’nda, daha eskiler Sabiha Gökçen’de... Ayrıca business uçanlar, normal bilete oranla en az iki katı, belki de daha fazla para ödüyorlar, ekonomiden bozma koltuklarda uçuyorlar. Niye? Bu kadar farkın bir karşılığı olmaz mı?  Eğer “yemek farklı” derseniz, sonuçta iç hat seferi... En uzun yol 1.5 saat... Yemek yeseniz ne olur, yemeseniz ne olur...

Sabiha Gökçen’den kendim dahil, eş-dost kim varsa uçuyoruz, daha bir sefer yeni bir uçağa rastlamadık. Bizim günahımız ne? İstanbul Havalimanı’ndan uçanların parası para da, bizimki çakıl taşı mı?

Lütfen Sabiha Gökçen yolcularına da biraz özen, biraz saygı...

Doğru işler doğru adımlar
Trabzonspor müthiş işler yapmaya devam ediyor. Gençlik fırtınasının içine şimdi de Obi Mikel gibi bir futbol efsanesini kattılar. Ellerini çabuk tutup Bankalar Birliği ile anlaşmaya vardılar. Sıcak ve samimi temaslarla UEFA yolunu açtılar. Çoğu işi çok doğru yapıyorlar. Umarım bu doğru adımların sonucunu doğru ve iyi sonuçlarla alırlar. Bunu hak ediyorlar.

Böyle gelmiş böyle gidiyor
Bodrum Yalıkavak Küdür mevki, fok balıklarının üreme alanı... Yani koruma altında... Buna rağmen gemi büyüklüğünde yatlar gelip bu koya demir atıyor ve günlerce kalıp atıklarını, kimyasallarını denize bıraktıktan sonra gidiyorlar. Fransa’nın Monaco-Nice-Cannes hattında sahile bir kilometre yakından tek gemi, tek büyük yat geçemez. Hepsi marinalarda konuşlanmak zorunda... Bizde burnunuzun dibinde demirliyorlar. Utanmasalar karaya kadar çıkacaklar. Eee yat sahibi olunca güç de, itibar da fazla oluyor. Devlet bürokrasisi, bu güç sahibi insanlarla uğraşıp başını niye derde soksun? Böyle gelmiş böyle gidiyor...

Ses kirliliği

Dünya efsanesi müzisyen Fazıl Say bile Ege kıyılarındaki müzik gürültüsünden şikayetçi olmuş. Fazıl Say, Ege’nin hangi şirin yerindedir bilemem. Ama benim bildiğim, Bordum Yalıkavak’ta, Marina civarındaki gece kulübü ve barların ses kirliliğinden sabahın erken saatlerine kadar uyuma şansınız yok. Mekanlar elbette yaşasın... Yaz dediğiniz zaten sınırlı günler... Ancak evine çekilip yatan dedelere-ninelere-bebelere yazık değil mi? Ya sesin geçmesini engelleyen önlemler alınsın ya da müziğe makul bir bitiş saati ayarlansın. Egemen güçlere şirin görünürken, sıradan vatandaşlar sabahın ilk ışıklarına kadar uykusuz kalmasın.

 



 

 

 

Marius Sumudica: “Utanç verici bir sonuç”

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber