Bu yarışa kravatsız girilmez

VIP kapısında davetiyeli olmanız yetmiyor. Üstünüze başınıza da bakıyorlar. Erkeklerde takım elbise, kravat şart. VIP’in dört yanı “halk”la çevrili. Bir yanda soğuk kovalarda şaraplar-karidesler, diğer yanda elinde ganyan kuponlarıyla hayatlarını değiştirmek için hayal kuranlar...

Bu yarışa kravatsız girilmez

85. Gazi Koşusu’nu seyretmek üzere Veliefendi yolundayım. Sanıyorum ki Zeytinburnu’na yaklaştıkça her köşe başında Veliefendi yazan bir tabela göreceğim ama nafile. Tabelalar, zaten oraya vardığınızda başlıyor.
Ama kolayı var. Veliefendi Hipodromu’na yaklaştığınızı önce sayıları gittikçe artan ganyan bayilerinden anlıyorsunuz. Sonra da kenarlara park etmiş at kamyonlarından.
Koşular öğlen başladığı için çoktan dolmuş hipodrom, bir yandan da kapıdaki kuyruk devam ediyor. Giriş bay 2 TL, bayan 1 TL. Pozitif ayrımcılık diye buna derim.
İçeri girince çimenlerin üzerine kurulmuş piknik sofralarıyla karşılaşıyorsunuz. Belli ki bu bir pazar eğlencesi aynı zamanda.

Kapıda kıyafet kontrolü
Benim istikametim ise VIP tribünü. Malum, Gazi Koşusu Türkiye’nin Royal Ascot’u ya, işin eğlencesine bakacağım.
Royal Ascot’taki gibi ikram var mı, şapkalar o kadar iddialı mı, şampanyalar patlıyor mu, bakacağım. Gazi Koşusu, 300 yaşındaki Royal Ascot’un yanında “genç”. Ama Sultanahmet’teki Hipodrom’un 2. YY’da yapıldığı düşünülürse, bu gelenek biraz geç yerleşmiş bize.
Gazi Koşusu “henüz” 85. Yılında. İlk kez Atatürk’ün emriyle 1927’de Ankara’da düzenlenmiş. O zamanlar devlet büyükleri de atlarıyla yarışırmış bu koşuda. 1929’da Celal Bayar’ın, 1930’da ise İsmet İnönü’nün atı kazanmış. Sonraki yıllarda siyasette yaşanacak rekabet, Gazi Koşusu’nda başlamış yani. Koşu, İstanbul’a ise 1968’de gelmiş.
Bu koşuda sadece üç yaşındaki safkan İngiliz atları yarışabiliyor. Yani bir at ömründe ancak bir kere girebilir bu yarışa. Kazandın kazandın, yoksa başka atla girmen gerek.
VIP kapısında davetiyeli olmanız yetmiyor. Üstünüze başınıza da bakıyorlar. Erkeklerde takım elbise, kravat şart. Sınavı geçtikten sonra yakanıza iliştirilen rozetle kapılar açılıyor.
İçerideki herkes davetli. Gazi Koşusu dışında 60-70 TL’lik biletlerle girilen bu alanda bugün bilet satılmıyor. Türkiye Jokey Kulübü misafirlerini ağırlıyor.

Şampanya eksik
VIP alanı içeriden iki kat ama tribüne çıkınca kademe kademe oturma düzeniyle karşılaşıyorsunuz. Kimi masalı kimi de standart tribün. Her birinin üzerinde ekran bulunan masalar önceden rezerve edilmiş.
Catering, The Marmara Esma Sultan ekibine ait. Açık büfede tavuk, balık, et, makarna, salatalar, peynirler, tatlılar, ne ararsanız var. 1500 kişilik yemek hazırlanmış bugün için, 20 kişi de servis ediyor. Şarap, viski gördüm ama Royal Ascot’a özenip şampanya içenle karşılaşmadım. Merak edip, kan ter içinde oradan oraya koşuşturan şefe sordum, ikramda şampanya yokmuş.
Royal Ascot’tan intikal ikinci konuya gelince... Tesadüfen şapka devrimiyle yaşıt olan Gazi Koşusu’nda şapka sayısı pek fazla değil. Olanlar da epey iddialı. Ama birinciliği iki şapka arasında paylaştırıyorum ki, ikisi de aynı kişinin elinden çıkmış. Bu şapkalardan birini taşıyan Merve Bayındır’ın.

Güler de oynadı
VIP alanı öyle bir kurulmuş ki, dört yanı “halk”la çevrili. Bir yanda soğuk kovalarda şaraplar-karidesler, diğer yanda elinde ganyan kuponlarıyla hayatlarını değiştirmek için hayal kuranlar... Tam bir “Aşağıdakiler Yukarıdakiler” görüntüsü. Ama yarış başladığı anda iki tarafın aklında aynı şey var: Oynadığı atın kazanması.
İster tribünde otur, ister VIP’te, ister protokolde. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler’in elinde kuponu görünce anladım ki, at yarışı herkes için.
Böylece ben de eksik kalmamaya karar verip, kasaya doğru ilerledim. “At yarışı oynama”nın tınısı pek olumlu değildir zihnimizde. Rızkını at yarışında yiyenler, ganyanla yok olan hayatlar duymaya alıştığımızdan herhalde. O yüzden jilet gibi giyimli adamlar, ipek elbiseli-şapkalı kadınları kuyrukta görünce afalladım. Sıra bana gelince işler daha da zorlaştı. Nasıl oynayacağıma dair hiçbir fikrim yok. Kasadaki görevli sabırla anlattı, önüme de yarışan atların listesini verdi. Yarışın favorilerini de söyledi. Ama ben ismini beğenip 14 numaralı “Time to Dance”i seçtim. “Yürü oğlum Time to Dance” kulağa pek hoş gelmese de, onu tek geçip 10 TL yatırdım. Meğer büyük paraymış!

‘Yarışı hatırlamıyorum’
Gazi Koşusu, günün 6. Koşusu. Her koşu yaklaşık 1-2 dakika sürüyor. Geriye kalan zaman VIP için beslenme, tribünler için sağa sola bakınma vakti. Saat 17.10 olunca atlar yerleşmeye başladı. Starta 5 dakika var. Herkeste bir hareket... Ve tam 17.15’te başladı yarış. Aaa, benim Time To Dance birinci. Benim dans etmeme saniyeler kalmış. Geliyor paralar... On saniyelik sevincimin ardından 14 numara geriye düştü, gittikçe daha geriye. 1 numaralı Anatoly bir fırladı ki, zıpkın gibi. Herkes ayakta artık, çığlıklar, alkışlar... Ve Anatoly açık ara kazandı.
Canım Time to Dance dili dışarıda zar zor geldi, sonuncu olarak... Ben mağlubiyetin sarsıntısı içindeyken herkes Anatoly’nin sahibi Osman Hattat’ın çevresini sardı. Alkışlarla yerinden kalktı Hattat, yukarı çıktı. Ve ağlamaya başladı, hem de hüngür hüngür... Sonra toparlanıp hemen jokeye koştu, kucaklaştılar. Sıra kupayı almaya geldi. Gazi Koşusu Kupası, ünlü heykeltıraş Şadi Çalık imzalı. 1970’den beri verilen gümüş kupanın üzerinde Atatürk’ün ata binen bir figürü var.
Törenden sonra sohbet ettik Osman Hattat’la, “Nasıldı yarış?” dedim. “Hatırlamıyorum” cevabını verdi. Yalnızca kazandığımızı gördüm, o kadar. Yaşadığı sevinci de mukayeseli açıkladı: “Galatasaray UEFA Kupası’nı kazandığında ben yöneticiydim. İşte aynı sevinç!”
“Keşke sizin ata oynasaydım” deyiverdim birden. Allahtan çok heyecanlı, beni duymadı. Onu kutlamak için etrafını saranların arasında kayboldu. Ben de eve döndüm.

Halı sahada alkış alan gol!

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber