Bırakın orada yatmayı, cezaevinde bir yakınını, arkadaşını ya da dostunu bile ziyaret etmeyenler ekran başında atıp tutuyor.
Siz o yüksek duvarların ardında özgürlüklerin dört duvar arasına sıkıştırıldığı odalarından çıkıp tanıdık bir yüz görmenin mutluluğunu yaşayan insanların ruh halini paylaştınız mı?..
Sizi ayıran o kalın camın arkasındaki insanın neler hissettiğini, ne düşündüğünü öğrenmek için beyninizin algı kıvrımlarını zorladınız mı?
Dışarıdan ahkam kesmek kolay. Yaftayı boynunu asıp, yargıya varmak da hakeza! Nasıl olsa karşınızda yanıt verecek kimse yok.
Bu ülke aylardır şike ve teşvik davasında yargılanan insanları konuşuyor. Çoğu uzun süre cezaevinde yattı. Bazıları hâlâ özgürlüklerine kavuşacağı günü bekliyor.
Onlardan biri de Aziz Yıldırım... Seveni kadar nefret edeni, peşinden koşanı kadar, orada olmasından memnuniyet duyanı var.
Ben Aziz Yıldırım’ı takdir ediyorum. Bugün Türkiye’de hiç bir kulüp başkanı inançları ve doğruları adına bu kadar süre cezaevinde yatmayı göze alıp, davasının peşinde koşamazdı.
Aylardır Aziz Yıldırım’ı suçlayan, hatta geçmişte düştükleri çukurdan onun uzattığı el sayesinde çıkan bazı kulüp yöneticileri, savunmasız bir insanın acizliğinden yararlanmaya çalışıp tribünlere oynarken, acaba hiç onun konumunda olabileceklerini düşündüler mi?
Ya da ekran başında kendini hakim yerine koyanlar, yargı kararını vermeden insanları suçlu gibi göstermenin vicdani bir bedeli olacağını hiç hesap ettiler mi?
Eğri oturalım doğru konuşalım. Fenerbahçe camiası ve Aziz Yıldırım 10 aydır sınanıyor. Yıldırım o camia, camia ise Yıldırım’ın dik duruşu sayesinde ayakta.
İddia ediyorum, şu an ligde başkanlık yapan hiç bir şahıs Aziz Yıldırım kadar direnç gösteremez, hükümet dahil egemen güçlere bu kadar kafa tutamazdı.
Yıldırım şike mi yaptı? Kanıtlansın bedelini ödesin. Teşvik mi verdi? Talimat açık, futboldan uzaklaştırılsın. Her ikisinde de parmağı mı var? Ömür boyu futboldan men edilsin.
Ama el insaf!
Çocuk istismarcıları, kadın katilleri ve vurguncular üç ay sonra elini kolunu sallayarak dışarı çıkar, cana kıyanlar zaman aşımından yararlanıp aramızda dolaşırken, Aziz Yıldırım’ın tutuklu olmasından keyif alanlar ve milletin seçtiği vekillerin cezaevinde olmasından rahatsızlık duymayanlar, adaletin bir gün kendilerine de gerekli olacağını unutmasın!

Şikeden daha tehlikelisi kapımızda
“Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi” adıyla çıkarılmış bir yasamız var. Numarası 6222.
Bugün onlarca insan yasa hükümleri gereği şike ve teşvik iddiasıyla yargılanıyor.
Aynı yasada sadece şike değil, pek çok eylemin tanımı yapılıyor.
Örneğin ırkçlık ve ayrımcılık yasaklanıyor!
Spor alanlarında kötü ve çirkin tezahürata ceza öngörülüyor!
Statlara yaralayıcı ve öldürücü aletler sokulması engelleniyor!
Seyir güvenliğini bozanlara hapis cezası veriliyor!
Tesislere zarar verenlere bedeli ödetiliyor!
Alkollü veya uyuşturucu madde kullananların spor alanlarına girmesine izin verilmiyor!
Haa, bu yaptırımların ne kadarı uygulanıyor, o ayrı bir tartışma konusu.
Tıpkı aynı yasada şiddeti teşvik edecek açıklamalar yapan yönetici, teknik adam ve futbolculara ceza öngörülmesi gibi.
Peki, bugüne dek toplumu geren kulüp başkanının, rakibi yeren futbolcunun, meslektaşını ağır dille eleştiren teknik adamın, demeçleriyle insanları galeyana getiren yöneticinin, bu yasa hükümleri gereği ceza aldığını gördünüz mü?
Elbette hayır.
Haber verme ve eleştiri hakkı sınırlarını aşıp hakarete varan yorum yapan herhangi bir medya mensubuna yaptırım uygulandığına tanık oldunuz mu?
Elbette hayır.
Fazla geriye gitmeden son bir aydır yapılan açıklamalara göz atın.
Kin, nefret, tahrik, tehdit, gözdağı, aşağılama, suçlama, ne ararsanız tekmili birden ortalıkta.
Tek tek isim vermeye gerek yok. Herkes kimin ne söylediğini iyi biliyor.
Bunları yapanlar güzide kulüplerin başkan ya da yöneticileri. Aynı takımların başındaki teknik adamlar. O formaları giyen futbolcular.
Öte tarafta, onların verdiği mesajlardan kendilerine görev çıkaran taraftar kitleleri.
Bölünen, ayrışan, birbirlerinden nefret eder hale gelen camialar.
İşi kan dökmeye, ölmeye kadar götüren ilkel beyinler.
Süper finalde son iki haftaya girilirken sahadaki rekabet tavan yapmış durumda.
Tribündeki atmosfer patlama noktasında. Sokaktaki gerilim üst sınırda.
Hani nerede o tüm bunları önlemeye yönelik o meşhur yasa? Nerede yaptırımlar? Sözüm ona caydırıcı cezalar? Hepsi kağıt üzerinde.
Bugün sadece şike ve teşvik davası odaklı yasaya sahip olduğunu düşünenler, yarın toplumsal bir faciaya doğru giden bu tehlikeyi fark ettiklerinde, umarım geç kalınmış olmaz, umarız telafisi olmayan yaralar açılmaz.

Öfke kontrolü ve rakibe saygı
Fatih Terim’in son haftalarda dengesi bozuldu.
Son örneği Trabzonspor maçından sonra söyledikleri.
Terim’e göre Galatasaray’ın disiplin kuruluna sevk edilmesi takımın konsantrasyonunu bozmuş. Kafalar karışmış, motivasyon kaybolmuş. Alınan beraberliğin sorumlusu da federasyonmuş.
Hadi öyle diyelim Fatih hoca. Senin takımın bu ritim bozukluğunu bir maçta yaşadı.
Ya Fenerbahçe? Sezon başından beri her hafta, her maçta aynı sıkıntıyı çekenler ne desin?
Teknik adamıyla, futbolcusuyla, taraftarı ile senin bir maçta çektiğin acıyı aylardır yaşayanlar ne yapsın?..
Federasyonu eleştirebilirsin, hakem kararlarını beğenmeyebilirsin. Haklı olarak tepki de gösterebilirsin. Lakin dünyanın sonu olmayan puan kayıplarına kılıf ararken, o gün sahada onuruyla mücadele eden rakibin emeğine de saygı göstermeyi ihmal etmemelisin.
Büyüklük, liderlik ve örnek insan olmak bunu gerektirir, öyle değil mi Fatih hocam!