Alkışı da gördük, ihaneti de...

Kupanın yarı final ilk ayağında futbolun güzelliklerine değil, çirkin yüzüne tanıklık ettiğimiz bir gece yaşadık. Oysa daha dört gün önce Beşiktaş ile Fenerbahçe’nin ligdeki randevusu sona erdiğinde, her iki takım teknik direktörünün de sahadaki mücadeleyi sıra dışı yerlere taşıyacak söylemleri yoktu.
Beşiktaş geriye düştüğü mücadelenin ikinci yarısında çatır çatır oynamış, ezeli rakibine futbol ve skor olarak konuşulacak tek kelime bırakmamıştı.
Ya Vodafone Park’taki rövanş niteliğindeki maç? Fenerbahçe hocasının ve futbolcuların bir hafta içinde ikinci kez aynı akıbete uğramamak için çok daha fazla motive olacakları belliydi. Aksi takdirde altından kalkamayacakları bu sorumluluk, lig için de ağır darbe olacaktı.
Nitekim pazarın aksine, rakibe önlem almış bir Aykut Kocaman, maçı 9 kişi tamamlamasına karşın, müthiş direnç gösteren bir takım vardı sahada. Bu tip oyunlarda “tahrik” kozunu çok iyi kullanan Volkan Demirel, geliyorum denen ikinci sarıyı görüp son 15 dakika takımını dokuz kişi bırakmasa, skor pekâlâ farklı olabilirdi.
Beşiktaş’ın kısa sürede gösterdiği negatif değişime ne demeli? Kimse rakibin agresif oyununu ve hakemi suçlamasın sakın. Sanki ilk kez yaşıyorlar. Ne Şenol Güneş’in ne futbolcuların böyle bir hakkı var? Maçın kısa özetini seyretsinler yeter. Önlemini alacak, doğru hamleler yapacaksın. Şenol hocanın algı operasyonu iddialarına gelince... Yapmayan varsa, bir adım öne çıksın. Aykut hoca için de benzer şeyleri söyleyelim; yok aslında birbirinizden farkınız...

Özür yetmez!
Gelelim kupa maçında arkadaşlarına ve onların emeklerine ihanet edenlere. Hakem Fırat Aydınus’u hedef tahtasına koymak ne Alper’i, ne Volkan Demirel’i, ne de Josef’in tahriklerine kapılıp kendini attıran Quaresma’yı kurtarır. Kusura bakmasınlar, budalaca kartlarla maçın önüne geçip, futbol dışında her şeyin konuşulmasına yol açtıkları için camialarından ve takımlarından özür dilesinler. O da yetmez. Yokluklarında yaşanacak olası kayıplardan da sorumlu olacaklarını peşinen kabul etsinler ki, öfkeli taraftar sakinleşsin.
Türk futbolunun kimyasını hakemlerin bozduğunu söyleyenlere yanıtım şudur; “Sadece hakemler mi? Azıcık aynaya bakın, büyük diye geçinen kulüplerin başkan, yönetici, teknik adam ve futbolcusunun hiç mi suçu yok?” Daha ileri gideyim, günahın büyüğü onların. Para alırken hepsi profesyonel, kızarınca amatörler. Başarısızlıkta en kestirme yol hakem. Savunanı yok, sahipleneni hiç yok. Medya da arkalarına geçti mi, buluyoruz günah keçisini.

Aydınus’un suçu!
Hakemler bu sezon berbat. Fırat Aydınus da bu maçta beklenenin altında performans gösterdi. Lakin disiplin uygulamalarında notu kötü değildi. Üç kırmızı doğru, biri eksik kaldı. Babel’in son dakikada düşürülmesini nasıl es geçti, işte onu anlamak mümkün değil.
Ancak şunun da altını çizeyim, futbolcuların iyi niyetten uzak tutumları, tribün baskısı ve gerilimin had safhada olduğu bu tarz maçları Türkiye’de yönetebilecek sayılı hakemlerden biridir Aydınus. Sanırım o da kendi hesaplaşmasını yapar.
Peki, pazar günü Akhisarspor maçı öncesi Fenerbahçe’de hatalarıyla yüzleşecek kaç kişi var?
Bu kadar efor ve stresten sonra, pazartesi Trabzonspor deplasmanında üç puanı çantada keklik görebiliyor mu Beşiktaşlılar?..

Akyazı çilesi!
Trabzonspor’un yeni stadı 14 ay önce hizmete girdi. Hangi akla hizmet anlayabilmiş değiliz ama, kentin en güzel kıyılarından birine deniz doldurarak yapılan tesisin hâlâ çözülememiş önemli bir sorunu var.
Konu ulaşım elbette. Özellikle büyük maçlarda işkence yaşanıyor. Aracınızla gittiyseniz, yandınız. Maçtan sonra eve dönmek için 2 saat trafik çilesini çekmek zorundasınız. Dolmuş, taksi, otobüs kullanarak geldiyseniz, bunlara tekrar ulaşabilmek için 1 kilometreden fazla yürümelisiniz. Bir de yağmura yakalanırsanız, ki defalarca başımıza geldi, vay hâlinize.
İstanbul Olimpiyat Stadı’na gidenler bilir. Plansız, programsız, alt yapısı hazırlanmadan yüz milyonlarca lira harcanarak yapılan stat, bugün kullanılmıyor bile. Akıl edenler şimdi pişman mı bilmiyorum ama, Trabzon’a hizmet ediyoruz diye her fırsatta rant devşirenlerin Akyazı projesi de bunun benzeri.
Güzelim Avni Aker Stadı’nı yıkıp aynı yere modern bir tesis yapmak dururken, o değerli araziyi AVM’ye çevirip tarihi yerle bir edenler, sözde Trabzon sevdalısıymış ya, gülüyorum hepsine!
Hikâye değil, traji komik bir yaşanmışlıkla noktalayalım Akyazı meselesini. Stat inşaası sürerken ulaşım konusunda girişimde bulunulmuş. Ankara’da bir üniversiteden ekip çağrılmış. Şehir merkezine uzanacak raylı sisteme dayalı proje istenmiş. Bunu duyan minibüsçüler durur mu? (Kentte en yaygın ulaşım aracıdır) Akademisyenleri çalıştıkları arazide önce sözle, sonra ufak çaplı fiziki olarak taciz edip göndermişler geldikleri yere.
Pazartesi Beşiktaş maçı var. Bir engel çıkmazsa yerinde izleyeceğiz. Ve maç bitiminde aynı sıkıntıları yaşarken, sevgili İskender Gönen ile birlikte insanlara bu eziyeti yaşatanların kulaklarını derinden çınlatacağız!

Bu neyin öfkesi hocam?
Salı günü Galatasaray ile oynanan kupa maçında Akhisarspor hocası Okan Buruk hakem tarafından tribüne gönderildi. Buruk’un ilk vukuatı değil bu. Ligin ilk yarısında yine Galatasaray maçında sahadan çıkarılmış, sonrasında yaptığı açıklamaları da kapsayan 5 maçlık ceza kesilmişti.
Keskin sirke küpüne zarar. Kendisi mütevazı kadrosuyla ligde tutunmaya çalışan bir takımın başında. Çok rahat bir konumda da değil. Şimdi 1 maç daha ceza aldı. 24 haftanın 4’te birinde kulübede olmamak nasıl bir sorumluluk duygusu acaba? Bu neyin öfkesidir bilmiyorum ama, hak ararken ekmek yediği camiaya bundan daha büyük zarar nasıl verilir, oturup muhasebesini yapması gerekir Okan Buruk’un!