Marsilya’dan o son saniye golünü yemese, Fenerbahçe UEFA Avrupa ligi C grubundaki en yakın takipçisine 8 puan fark atıp son iki maçında keyif kahvesini içecekti. Gerekçesi her neyse olmadı. Futbolda yaptığın her hatadan ders çıkarıp önüne bakmadığın sürece bir yerde tökezlemen kaçınılmaz.
Lakin ne ilginçtir, o gün Aykut Kocaman’ın varlığını sorgulayanlar, bugün Avrupa’daki yükseliş sonrası pusuya yatmış durumda.
Antalyaspor yenilgisinin ardından teknik direktörünü istifaya davet edenler, Akhisarspor galibiyetiyle siperlerine çekilmiş vaziyette.
Türkiye’de teknik adamların kaderi bu. Sadece Aykut Kocaman mı?
Başkan Ünal Aysal dimdik arkasında durmasa, Fatih Terim de hırpalanacaklar listesinin başında.
Niye? On milyonlarca euroluk transfer yaptın, çıtayı Türkiye liginin çok üzerine çıkarttın, ama hâlâ fark yaratamadın ya...
Süper Lig peynir ekmek, Avrupa çerez çünkü. Rakiplerin ise figüran!
Düne kadar Galatasaray’ın, Şampiyonlar Ligi macerasına nokta koyanlar, Cluj zaferiyle niçin yelkenleri indirdi acaba?
Acele etmeyin, bu işin yarını da var!
Hangisi doğru derseniz? İkisi de yanlış. İnsanlarda tahammül yok, sabır hak getire.
Hoşgörü mü? Hadi canım, o reyting yapar mı?
Son yıllarda kanaldan kanala virüs gibi yayılan hastalığın belirtileri hep aynı.
Bağır çağır, önüne geleni kılıçtan geçir, eleştiri sınırlarını aşıp hakaret et ve küçümse!..
Şarlatanlığın takdir edildiği yerde nasıl olsa hesap soran yok!
Fatih Terim’in, Şenol Güneş’in, Aykut Kocaman’ın, Ertuğrul Sağlam’ın ya da bir başka teknik adamın futbol bilgisini pazarcı terazisi ile tartmaya kalkanlar, işleriyle hislerini ayırt etmeyi bilmeyenler, tek bir antrenman dahi izlemeden falanca takım hakkında ahkam kesenler, kendilerini bu memlekette futbolun ombudsmanı sanıyor ya! Pes vallahi.
Aslında Aziz Yıldırım doğru söylüyor. Vereceksin her televizyon kanalına maç görüntülerini, bakalım kaçı çadır tiyatrosuna kesecek bilet bulabiliyor?
Tarafsız kalmayı becerebilen, işini doğru yapan, futbolcuyu, teknik adamı, yöneticiyi, hatta iğneyi kendine batırıp medyayı haklı olarak eleştiren yok mu?
Var elbette. Ancak çelişkinin büyüğü de burada. Onları talep eden ve izleyen kitledir futbolun aynası.
Ve arada sırada o aynaya bakıp, gördüğünden utananların çoğunluğu oluşturması, nefes aldıracaktır Türk futboluna!

Pazarlama becerisi!

Değerli bir gazeteci dostum, Merkez Hakem Kurulu’nun perde arkasındaki başkanı Oğuz Sarvan’ı överken, bugüne kadar yaptığı hizmetleri “köpürtemediğinden” ve “pazarlayamadığından” dert yanmış.
Köpürtme işini bilmem de, “pazarlama” konusunda hemfikir değilim kendisiyle.
Yoksa bıraktığı “noktadan” sessiz sedasız işine devam etmesi, başka nasıl izah edilebilir ki? Üstelik bir zamanlar “ağır hakaretlerine” maruz kaldığı Federasyon Başkanı’nın yönetiminde! Her neyse, tabii ki bu Sarvan’ın tercihi!
Değerli dostum ön plana çıkmayı sevmeyen(!) eski hakem Serdar Çakır’ı da yere göğe sığdıramamış. Ankara, İzmir, Trabzon, Adana gibi illerden Avrupa’da görev alan hakem yok iken, Çakır’ın İstanbul hakemliğine katkılarını dile getirmiş. Evet, son derece haklı.
Memlekette bırakın yeni hakem kazandırmayı, mevcutları yok eden yönetici zihniyeti var olduğu sürece, Çakır’ın geçmişin izlerini silecek icraatler yapması çok normal.
Unutmadan. Bir de önerim var kendisi için: Hazır bu enerjiye sahipken, en azından birer dönem adı geçen kentlerde “sevabına” çalışıp, hakemliğin ülke genelinde gelişmesine katkı sağlasa... Fena mı olur acaba?...

O protez sana uymazdı Hadi ağabey!..

Derin izler bıraktığı futbol dünyasından sessiz sedasız gitti Hadi Türkmen.
Bilgi ve deneyimlerini paylaşmayı pek severdi. Dürüst, mütevazı, doğrularını korkmadan savunan, dostlarına değer veren, en sıkıntılı günlerinde bile espri yapmadan duramayan, yüreği sevgi dolu bir insandı Hadi ağabey.
Mafyanın futbolun tekerine çomak soktuğu dönemde Futbol Federasyonu Başkan vekili olarak görev yaparken, her türlü çirkinliğe direnmiş, ancak iş ailesi ve sevenlerini tehdit noktasına gelince, bir daha geri dönmemek üzere kopmuştu çok sevdiği futboldan.
Yıllar öncesinden tanırdım Hadi ağabeyi. Özellikle yakasını kurtaramadığı o hastalık yüzünden iki bacağını birden kaybettiği süreçte, Ampute futbola olan desteği, ilgisi ve sevgisi yakınlaştırmıştı bizi. Ankara’da tedavisi sürerken onu hayata bağlayan en önemli etkenlerden biri idi Ampute futbol.
Her zaman gülümseyerek hatırlayacağımız bir de anısı vardı. Bacakları kesildikten sonra doktorlar protez takılmasını önerir.. Hadi ağabey şiddetle karşı çıkar. Doktorlar ısrar eder, yaşam kalitesinin yükseleceğini söyler. Hadi ağabey dayanamaz, yapıştırır yanıtını:
“İyi de kardeşim bu protezler beyaz. Benim tenim ise siyah. Uymaz bana, boş verin böyle iyiyim!”
Kendisiyle barışık, yaşamı hep iyi tarafından algılamaya çalışan güzel bir insandı O.
Önceki gün 63 yaşında aramızdan ayrıldı. Kalp krizi filan bahane. Gittikçe çekilmez hale gelen, insani değerlerin tükendiği, sevgi fidanlarının artık filizlenmediği bu dünyaya daha fazla dayanamadı Hadi ağabey.
Doğru söylemiştin, o protezler sana hiç uymazdı!
Seni çok özleyeceğiz, huzur içinde yat ağabey...