Başbakan’ın hayali suya düşmesin!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatında ulaşmak istediği beş önemli hedef varsa, bunlardan birinin Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği olduğuna eminim. İktidarı döneminde Türkiye’ye “ilkleri” yaşatma konusundaki tavrı bir yana, uzun yıllar yerel yöneticiliğini yaptığı İstanbul’a dünyanın en büyük spor organizasyonunu kazandırmak, Başbakan için çok daha anlamlı, kuşkusuz.
Adaylık sürecinin ilk gününden bu yana 2020 Olimpiyatı için kişisel gayretleriyle ön plana çıkan Erdoğan “devlet garantisi” ile de Uluslararası Olimpiyat Komitesi Değerlendirme Komisyonu’nu da etkilemiş görünüyor. Nasıl görünmesin ki? Geçmiş adaylıklarımızı anımsayın. Hükümetler o vakit de destek veriyordu, ancak bu kez projenin tam göbeğinde.
Siyaset o zaman da istekli görünüyordu, bu defa görülmemiş biçimde kararlı. İlgili bakanlık mecburen projenin içinde yer alıyordu, şimdi en az on bakan olimpiyat için devrede.
İş dünyası projeye hep uzak dururdu, artık 2020 adaylığının en önemli paydaşı.
Cumhurbaşkanları “kerhen” ortalıkta görünürdü, bugün ekip lideri.
Açık söyleyelim, Türkiye hiç bu kadar yakın olmamıştı olimpiyata. İstanbul hiç bir dönemde böyle bir güç bulmamıştı arkasında.
Öyleyse 2020 İstanbul çantada keklik mi? Asla. Hatta bunca çaba ve girişime karşın büyük tehlike ile karşı karşıya adaylığımız!
Sevgili Attila Gökçe ağabey hafta içerisinde bu tehlikeye dikkat çekmek için “Başbakan’a dilekçe” başlıklı bir yazı kaleme almak zorunda hissetmişti. Bilmiyorum mesaj yerine ulaştı mı? Ancak bir kez daha sayın Başbakan’a yoğun gündemi arasında anımsatmak istiyoruz. Olimpiyat adaylığı sürecinde birbirini tamamlaması, koşulsuz işbirliği yapması ve dayanışması gereken unsurlar var. Örneğin Spor Bakanlığı, TMOK, İstanbul 2020 Adaylık Komitesi ve Paralimpik Komitesi gibi! Bunların arasında küslük olur mu? Ya asıl ev sahibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı neden geri planda?..
Attila ağabey yazısını şu cümle ile bitirmişti: “Başbakan’ın adaylık çalışmalarını yürüten tüm ekipleri “kaptan” olarak yeniden toplayıp motive etmesi, bir ayar vermesi gerekiyor.”
IOC Değerlendirme Komisyonu’nun denetlemelerini yakından izleyen Gökçe böyle bir uyarıyı yapma ihtiyacı gördü ise sayın Başbakan’ın bir “akil adam” olarak kendisine kulak vermesi gerek!
Daha açık bir ifadeyle, Başbakan Erdoğan’ın “o ekip” arasında tavan yapan “egolara” bir iğne dokundurması şart!
Tatsızlıkların kokusu Ankara’ya dek ulaştı. “Kaptan” duruma el mi koyar, ayar mı verir bilemeyiz? Ama bu kez de olimpiyat hayali suya düşerse, faturası bazıları için düşündüklerinden de ağır olabilir!

Tahkim, PFDK’yi taca attı!

Evet, Tahkim Kurulu resmen Disiplin Kurulu’nu taca attı.
Tahkim, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a verilen 21 günlük hak mahrumiyeti cezasını hatalı bulmasına karşın onaylamak zorunda kalırken, kardeş yargı organına da hukuk dersi verdi.
Nasıl mı? Yıldırım’ın hakem Tolga Özkalfa’ya yönelik sözlü eylemi raporlarda sabit ve kesin bir dille yazılmasına karşın, PFDK olayın soyunma odası koridorunda geçtiğini ve sözlerinin “tehdit” niteliğinde olduğunu göz ardı ederek, cezayı üçte iki oranında az kesti. Oysa Başkan’ın eylemi raporlara ve sonradan izlenen görüntülere göre “sportmenliğe aykırı” hareket değil, resmen “tehdit” idi. Cezası ise 21 değil, asgari 60 gün hak mahrumiyeti idi! Bu önemli saptamayı yapan Tahkim, cezayı yanlış verilmesine karşın değiştiremedi. Çünkü aleyhte itiraz yoktu ve ceza re’sen aleyhe bozulamazdı.
İtirazı kim yapmalıydı? Hukuk müşavirliği. Peki ilgili birim niçin böyle bir girişimde bulunmadı? Gökhan Zan’ın cezasının ertelenmesine itiraz eden Hukuk Müşavirliği neden bu kez devreye girmedi?
Çünkü Zan dosyasında “itiraz talimatı veren” TFF yöneticileri, konu Aziz Yıldırım olunca suskun kaldı! İtiraz edilse ceza 60 güne çıkacak ve ortalık yangın yerine dönecekti!
İşte TFF’nin üç ayrı hukuk birimi. Talimatlar aynı, hakem ve temsilci raporları sabit, yaptırımlar belli, ancak ulaşılan sonuçlar farklı!
Sizce de ortada garip bir durum yok mu?..

Gönlümüze göre manşetler

Avrupa’daki temsilcimiz çeyrek final ilk maçlarını oynadı.
Rakipler güçlü, ancak biz umutluyduk.
İşimiz zor, lakin mucizelere inanan bir millettik.
Kimi zaman duygularımız mantığın önüne geçti, bazen gerçekler ağır bastı. Medyamız da bu coşku selinden nasibini aldı.
Galatasaray ters köşe yaptı, Fenerbahçe zafer yaşattı.
İşte o maçların öncesi ve sonrası manşetleri süsleyen başlıklardan bazıları:
***
“Son duanı et“, “Kalk yiğidim, aslan payını aslan olmayan aldı”
“Burası Kadıköy, burdan çıkış yok”, “Çizmeli kedi”
(Fotomaç)
“Koy elini kalbine”, “Norveç kasabı”
“Lazio’ya çizmeyi ters giydir”, “Muhteşem”
(Açık Mert Korkusuz)
“Aslan’sın boğarsın”, “Hayallere veda”
“Kupa gelecek”, “Türk’ün kalbi seninle atar yaşa Fenerbahçe.”
(Haber Türk)
“Yine tarih yaz aslanım”, “Acı ama Real”
“1-0 olsun, bizim olsun”, “Bundan iyisi Şam’da kayısı”
(Vatan)
“Göster Real’iteni”, “Futbolun Real’itesi”
“Çizme’yi Kadıköy’de aş”, “Yeni Vakanüviz....”
(Radikal)
“Zafer gecesi olsun”, “Beyaz kabus”
“Nefes nefese”, “Yarınlar bizim”
(Milliyet)
“3 Nisan’ı seversin, yine yaparsın”, “Maalesef mucizeye kaldı”
“Haydi Fenerbahçe”, “Şahanesin Fenerbahçem”
(Hürriyet)
“Wembley yolunda hep beraber”, “Olmadı”
“Fener gol gol gol, yarı final geliyor”. “Haydi Roma’ya yarı finale”
(Fanatik)
“Bernabeu’da tarihi baştan yazalım” , “Bernabeu’da iflas ettik”
“Bu rüya gerçek olsun”, “Amsterdam uçuşu”
(Star)
“Kralların düellosu”, “Acı ama Real”
“Silahşörler, Gladyatörler”, “Roma’yı da yakarız”
(Sabah)