Başbakan Platini ile ne konuşur?

Michel Platini ile Yıldırım Demirören’in Nyon’daki tanışma toplantısı öncesi yazılan şike senaryolarını filme alacak yönetmen çıkmayınca, yeni bir gündem oluşturma çabası başladı.
Efendim, Platini 22 Mart’taki UEFA kongresi için geleceği İstanbul’da Başbakan ile görüşecek ve Türkiye’deki şike-teşvik davasının kaderi belirlenecekmiş.
Hadi, kongre için devlet garantisi veren bir ülkenin Başbakanı’nın UEFA Başkanı ile Türk kahvesi içip sohbet etmesi kadar doğal bir şey olamaz da, şike konusunda pazarlık yapabileceği nasıl düşünülebilir?
Futbolla iç içe yaşayan Başbakan’ın elbette şikeyle ilgili fikirleri ve önerileri olabilir. Ancak bunları doğrudan UEFA Başkanı’na söyleyecek kadar sürece müdahil olacağını öngörmek, ne devlet adamlığı ne de sorumlu siyaset anlayışı ile bağdaşır.
Düşünebilir musunuz? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Ali Aydınlar Federasyonu’nun çözemediği, Yıldırım Demirören ve ekibinin çözüm üretmek için talip olduğu bir görevi bizzat üstlenecek ve Platini’ye “Gel kardeşim, bunların bir şeyden anladığı yok. Biz kafa kafaya verelim şu işin içinden çıkalım” diyecek!
Yapmayın, en azından makama saygısızlıktır.
Başbakan’ın Türkiye’nin bir numaralı gündem maddelerinden biri haline gelen bir konuda vereceği mesaj varsa, bunu doğrudan Avrupa futbolunun patronuna ileteceğini düşünmek bile abesle iştigaldir.
O zaman “Futbol Federasyonu ne iş yapar?”, “Onca kurulun işlevi nedir?” diye sormazlar mı adama?Başbakan Platini ile ne konuşur
Olmaz ya, Başbakan gerçekleşeceği söylenen görüşmede mevzuyu açıp bir kaç kelam etse, Platini de nezaketen “Sayın Başbakan, bu işler siyasi değil sportiftir” dese, nasıl bir fırtına kopar düşünebiliyor musunuz?
Yıllarca gazetecilikte siyaset yazmış, şimdilerde iktidar partisinde vekil olarak siyaset yapan arkadaşıma sordum aynı soruyu.
“Sayın Başbakan, Platini ile bir araya gelirse, konunun açılma ihtimali nedir sence?”
Yanıtı çok netti:
“Bence çok düşük. Başbakanımız şike sürecinde konu Fenerbahçe’yi de yakından ilgilendirmesine karşın fikirlerini kamuoyuna açıklamadı. Şimdi kalkıp Platini ile mi paylaşacak?.. Bu ülkede yaşanacak her krizde Başbakan devreye girecek ve müdahil olacaksa ilgili kurumların, kişilerin görevi ne? “
Yıldırım Demirören ve yol arkadaşları şike konusunda Türkiye ile UEFA arasındaki sıkıntıyı ortadan kaldırabilmek için göreve talip oldu. Olurken de bir yol haritası çizdi. Artık talimat mı değişir, yargı sonucu mu beklenir, sahaya mı bakılır bilinmez. Ulusal bazda kendi kararlarınızı alır, yaptırımlarınızı uygular, sonuçları ne olursa olsun gerekçelerini insanlara anlatabilirsiniz.
Ancak iş, FIFA ile UEFA boyutuna gelince, onların kırmızı çizgilerini yok sayamaz ve çiğneyip geçemezsiniz.
İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz durum gerçekten çok kritik.
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Lakin Demirören, uluslararası kurumlar tarafından kabul edilebilir bir formül üretebilirse, ben de iddia ediyorum kendi istemediği sürece kimse onu Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’ndan uzaklaştıramaz. Yeter ki bu aşamadan sonra işin içine daha fazla siyaset bulaşmasın!

Aslında çok şey değişti!
Korcan Çelikay, İskender Alın ve İbrahim Akın şike davasının önemli sanıkları arasında yer alıyorlardı. Mahkeme önce İskender ve İbrahim’i, ardından da Korcan’ı tutuksuz yargılanmak üzere tahliye etti.
Gelin görün ki, mahkemenin salıverdiği bu üç futbolcu defalarca itirazda bulunmalarına karşın, haklarındaki idari tedbir kararını kaldırtamadı.
O günlerde dönemin Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın “Ben burada olduğum sürece futbol oynamalarına izin vermem” diye sözleri PFDK tarafından “emir” olarak algılanmış ve her defasında itiraz başvuruları geri çevrilmişti.
Değişmeyen tek kurul başkanı olan Halit Fahri Gültekin, salı günü bir kez daha ret yanıtı verince, Korcan ve İskender’in avukatları soluğu Tahkim Kurulu’nda aldı.
Sonrası malum. Bir saat sonra iki futbolcu da oynama özgürlüklerine kavuştu.
Peki bu süreçte ne değişti? Federasyon talimatları mı? Yasalar mı? Yoksa hukukçuların olaya bakış açısı mı?
Disiplin kurulu üç gün önce diyor ki “idari tedbir kararının kaldırılmasını gerektiren bir neden yok.”
Tahkim Kurulu ise disiplin talimatının 84. maddesine atıfta bulunarak, “disiplin ihlalinin gerçekleştirildiği konusunda kuvvetli şüpheler ortadan kalkmıştır.”
Yani şike yapmakla suçlanan futbolculara yönelik iddialar tahliye kararı ile geçerliliğini yitirmiştir.
İnsan sorgulamadan edemiyor; aynı disiplin kurulu geçen hafta Sivasspor kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz, üç gün önce de Fenerbahçe asbaşkanı Şekip Mosturoğlu hakkındaki idari tedbir kararlarını kaldırırken, hangi kriterleri göz önüne aldı? Tıpkı Tahkim’in yaptığı gibi talimatın 84. maddesindeki kuvvetli şüphelerin ortadan kalkmasını!
Konu kulüp başkanı ve yöneticisi olunca farklı, futbolcu olunca daha farklı!
Sonuçları ne olursa olsun, alınan kararlar çok daha farklı bir noktaya getirdi bizi.
Şike yapmak ve teşvik-alıp vermekle suçlanan, aylarca cezaevinde yatan pek çok kişi “sportif” anlamda “sakıncalı” sınıfından çıktı.
Şimdi onlar başkanlık da yapabilirler, yöneticilik de. Futbol da oynayabilirler, transfer de olabilirler. Şike davasının 26 Mart’taki duruşmasında benzer tahliye kararları çıkarsa, o şahıslar için de tedbir kararının kaldırılması sürpriz olmayacak.
Öyleyse bu tablo kimin işine yarayacak, kimin elini güçlendirecek? Elbette Futbol Federasyonu’nun. Kime karşı? Tabii ki FIFA ve UEFA’ya!
Yargı kararını ne zaman verir kestiremiyoruz. Ancak federasyonun sportif cezaya gerek görmediği spor adamlarının sayısı şike davasındaki tutuklu sanıkların yarısından fazlasını oluşturuyorsa, elinizde UEFA’nın önüne konacak kuvvetli argümanlar ve olası cezaları hafifletecek kanıtlar var demektir! İşte size yol haritasının ip uçları!