Bir “Çakır projesi” daha lazım!

Geçen sezonun sonları sevgili Mustafa Çulcu ile sohbet ediyoruz. İstatistik tutmayı sever. Veriler çoğu zaman da işe yarar. Son on yılda Süper Ligdeki derbi maçlarının 4-5 hakem dışına çıkmadığını söylemişti.
En çok sorumluluğun Cüneyt Çakır’a düştüğünü anımsatmaya gerek yok sanırım. Hangi Merkez Hakem Kurulu olursa olsun; başı sıkışan ona sarılıyor.
Zekeriya Alp MHK’si de yanıltmadı beni. Haftanın en önemli karşılaşmasında yine Cüneyt Çakır var. Lakin, aklın yolu ile Galatasaray- Fenerbahçe derbisini yönetecek hakem sayısının aynı olması düşündürücü.
Peki neden Çakır?
Malum, iki taraf arasındaki karşılıklı suçlamalar ve futbolu kaosa sürükleyen açıklamalar ortamı çok gerdi. Bu atmosferin tribüne ve sahaya yansıması kaçınılmaz.
Üzerine hakem hatalarının eklenmesi olasılığını da bırakın. Hangi MHK riske girer ki?..
“Derbiyi kim yönetecek” diye günlerdir konuşulurken, papatyanın koparacağınız ilk yaprağında, zaten Çakır adı yazıyordu.
Kendini bu göreve aday görenler alınmasın. İki tarafın da hayır diyemeyeceği, kariyerine saygı duyacağı, otoritesine boyun eğeceği ikinci bir hakem yok şu anda.
Dünyada yönetmediği bir maç kalmayan Cüneyt hoca, alışıktır bu seviyelere. Maçı ister, çeker, ekibine ve kendisine güveni tamdır.
Bu akşamki sınav öncesi teknik adamların futbolcularına şu uyarıyı yapmasında yarar var; “Kim gerilimi tırmandırır ise, zararını o görür...”
Öngörümü söylüyorum, saha dışındaki atmosfer futbolculara yansır ise, maçın kırmızı kartsız bitmesi mucize olur. Belki de fazlası çıkar!
Ben, Cüneyt hocanın işlevini yerine getirecek bir VAR’la koordineli biçimde, doksan dakikayı en az tartışma ile bitireceğine inanıyorum.

VAR olsun da!
Bir de MHK’ye naçizane önerim olacak; sezon başında verilen “hakem VAR yardımı ile kararını düzeltse bile cezaya girer” talimatı, bu maç özelinde kesinlike geçerli olmamalı. Sorunsuz bir derbi yaşamak için tüm imkanların kullanılması, günler sürecek yeni polemiklere muhatap olmaktan daha değerli ve öncelikli olmalı. Asıl olan saha içinde adaletin sağlanması. Herkes ona bakar.
Peki, Çakır derbiye atandı, sorunlar bitti mi? Asla, giderek de büyüyor. Hakemler son haftalarda yine formsuz. MHK Başkanı Zekeriya Alp çarşamba günü yapılan seminerde çok sert konuşmuş. İş artık kulak çekme aşamasını geçmiş. Bunca eğitim, bunca seminer, uyarı ve talimata rağmen, MHK’nin kör göze parmak sokan hakemlere tahammülü kalmadığı ortada. Krizin faturası FİFA listesine kadar uzar gider.
Alp göreve gelmeden önce, hakemlerin bıraktığı noktadan çok geride olduğunu görse tercihi yine aynı mı olurdu bilmiyorum ama, kolay pes etmeyeceğini sanmıyorum.
Bu sezonun öznesi kesinlikle hakemler olacak. Federasyonun ve MHK’nin bakış açısı geçmişe oranla daha katı ve tavizsiz.
Derbi hakemi ile başladık, öyle bitirelim. 7 FİFA hakemimiz var. Bir de kokartını çıkartmış ve deneyimi tescilli isimler. Tüm bunların arasından “niçin hep Cüneyt Çakır” sorusuna samimi ve dürüst yanıt veremediğimiz sürece, sadece günü kurtarır, sonra da hakemliğin iflasını izlemek zorunda kalırız!
“Efendim, Çakır bir proje hakemi idi. Çok kollandı, korundu” diyenler var. Doğrudur. Geldiği nokta ve kariyeri ortada. Keşke birkaç tane daha Çakır gibi projemiz olsa.
Onun mirası ile idare edebileceğimiz üç-beş yıl kaldı çünkü!..

Terim “pişman” değil, üzgün!
Sezonun en önemli derbi maçlarından birinde daha Fatih Terim takımının başında olamayacak.
Teknik direktör liderdir. Otoritedir. Hele Fatih Terim gibi bir karizmaya sahipseniz, futbolcu gözünüzün içine bakar. Saha kenarında hep sizi arar. Kulübeden gelecek bir ses, bir uyarı, fırça da yiyecekse, güven verir.
Terim’in taktiksel yönünden çok motivasyon özelliği, çalıştırdığı her takımda ön plana çıkmıştır. Tanıyanlar bilir. Kimi zaman despot bir insan, bazen sevecen bir babadır.
Antrenmanda, soyunma odasında, kulübede futbolcuların, ruh halini değiştirecek sihirli dokunuşları vardır.
Hafta boyu “Fatih hoca derbi maçında tribünde oturacağı için pişman mıdır?” sorusuna yanıt beklerken, çarşamba günü basın mensupları ile yaptığı sohbette, Terim üstü kapalı bir itirafta bulundu aslında.
“Tribünde olmak çok zor. Sahaya uzaksınız, ulaşamıyorsunuz. Çok üzülüyorum. Hoş değil” cümlesinin altında pişmanlık yattığı aşikârdı.
Futbolcularını nelerden mahrum bıraktığının, alınacak olumsuz bir sonucun faturasının önce kendisine kesileceğinin farkında idi.
Galatasaray’ın kazandığı Kayserispor maçından sonra yine tutamamıştı kendini. Neredeyse futbolun tüm paydaşlarına ayar vermek, pahalıya patladı.
Oysa kameraların karşısında yutkunmayı, es geçmeyi, Ali Koç’un iddialarına verdiği tepkiyi orada da göstermeyi becerebilse idi, derbiden çok Terim’in şu anki psikolojisini konuşuyor olmayacaktık.
Ama zor. Değiştirmek neredeyse imkansız. Bunca yıllık futbolculuk ve teknik adamlık deneyimine karşın keskin sirkenin küpüne zarar verdiğini görmemiş olması, onun Galatasaray’ı üzecek her eylemini içselleştiren taraftarın da gözünü kör etme noktasına getirdi. Asıl tehlike bu...

Fırtına çıkış arıyor!
Trabzonspor zor günler geçiriyor.
Hocasının kafası karışık, futbolcusu yorgun. Başkanı ve yönetimi içten içe “nerede hata yaptık” sorusuna yanıt arıyor. Kriz ortamından nemalanmaya çalışanlar cabası.
Peki neden?
Çok net. Başkan Ahmet Ağaoğlu’nun geçen seneki söylemleri farklılaştı. Taraftarın beklentisi arttı. Üç kulvarda mücadele edecek bir takım yaratma sözü tutmadı. Öncelikler doğru belirlenmedi. Transfer politikaları eksik veya yetersiz kaldı. Ses getirecek yüksek ücretli oyuncu almak, takım içinde huzursuzluğa yol açtı. Sürecin teknik direktörün inisiyatifi ve bilgisi dışında yürütülmesi sıkıntı yarattı.
Kısacası sezon başı planlamaları ve gelinen nokta, geçen sezonki tüm güzelliklerin önüne geçti.
Bunlar, gözlemlerime dayalı kişisel fikirlerim. Beşiktaş maçının kazanılması, gerçeklerin üzerini örtmemeli. Aksine, yüzleşmek adına fırsata çevrilmeli.