An itibarıyla bir anket yapılsa ve şu sorulsa;
“Futbolun paydaşları arasında en güvenilmez olanı kimlerdir?”
Seçenekler de şöyle sıralansa;
A- Hakemler
B- Futbolcular
C- Teknik direktirektörler
D- Medya
Bıyık altından gülüyorsunuz değil mi?
Açık ara “hakemler” çıkmaz ise, 35 yıllık mesleğimi bırakıyorum.
Peki ne ara bu hale geldi, neden böyle bir çöküş içine girdi hakemlik kurumu?
Hemen altını çizeyim. Topu Sabri Çelik MHK’sine atıp, yakın geçmişi görmezden gelmek, art niyettir.
Sadece Merkez Hakem Kurulu üzerinden maddi-manevi hesap peşinde koşanların savunmasıdır bu teori.
Hata yapmadılar mı? Yaptılar. Kör göze parmak sokarcasına, bunca yıllık yöneticilik deneyimlerine yakışmayan atamalar yaptılar.
Yangına benzin döktüler. Ve kısa sürede hedef haline geldiler.

Para bozar mı?
Gelelim gerçeklere. Aralıklı olarak 4 yıldan fazladır o kurulu yöneten Namoğlu, yarını planlama değil, günü kurtarmanın peşinde koşunca, onca zaman heba oldu. Arpa boyu yol alınmadı.
Falanca hakem Cüneyt Çakır’ın veliahdı olur diyebileceğimiz bir isim yetişmedi. Gençlik önemsenmedi. Tek adamlık yönetimi, hakemliği iflas noktasına getirdi.
En tehlikelisi de, kendini ayrıcalıklı gören bir “hakem grubu” oluştu. Hata yapsa da maç almaya devam edeceğini bilen, kendini vazgeçilmez gören, hatta kurul yönetmeye kalkan bu grup gerçek işlerini unutup, profesyonelliğin kaymağını yemeye kalkınca, bu noktaya geldi hakemlik!
Çoğunu tanırım. Dostluğum, arkadaşlığım vardır.
Ama kusura bakmasınlar. Bazıları sadece kendi ayaklarına kurşun sıkmakla kalmadı, tüm camiayı güvenilmez, art niyetli ve “tetikçi” konumuna soktu.
Kimi şımardı, kimi geldiği yeri hazmedemedi, bazısı ise eski kötü alışkanlıklarının kurbanı oldu!
“Efendim, para hakemleri bozdu” diyorlar.
Kafanda tilkiler dolaşmıyorsa, sadece işine odaklanabiliyorsan, çıkar ilişkilerine girmiyor, kendi yetersizliğini yan yollara saparak kapatmaya çalışmıyorsan, para kimseyi bozmaz.
Aksine motive eder, hırslandırır, daha iyisini yapmak için gayret göstermenize aracı olur.
Sanıyorum biraz da kişilik, eğitim, kültür ve yaşamdan ne beklediğinizle ilgili bir sorun bu!
İnsanlar salak değil. “Hata” ile “kötü niyet” arasındaki farkı anlayacak kadar futbolla iç içe yaşayan bir toplumuz.
Üstelik, teknoloji sayesinde hiçbir şey gizli kalmıyor artık. Futbolcunun, teknik direktörün ve hakemin ne yaptığını, nasıl bir ruh hali içinde olduğunu milyonların gözü önüne taşıyan aracılar var günümüzde.

Bedel ödeyecekler!
Şu bir gerçek. Son yılların en kötü hakem performansını izliyoruz. Büyük takımların kayırıldığı, diğerlerinin ezildiği görüşü hiç bu kadar hakim olmamıştı. Sonuçta ortalık savaş alanına döndü.
Belki alışık değiller ama bedel ödeme vakti geldi sanırım!
Nereden mi biliyorum? MHK Başkanı Sabri Çelik’in hafta içinde Beylerbeyi’nde hakemlere yaptığı konuşmanın satır aralarına bakın.
Sabri hocanın mesajı çok netti;
“Sezonun bu bölümünde sizi destekleyemeyeceğiz, hakemlik kurumunu yıpratacak hatalar yapmayın ve daha dikkatli olun. Bu uyarıyı kendimiz için değil, sizin hakemlik kariyerlerinizin geleceği açısından söylüyorum. Performansınızda sorunlar varsa, sezon sonunda siz de sorun yaşarsınız. Olumsuz sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırsınız.”
Bunları işitmek acı, ama gerçek!

Topun ağzındakiler!
Arif olan anlar. İsimlerini yazmayacağım. Aralarında deve dişi gibi isimler var. Lakin kendileri de biliyor başlarına gelecekleri. En az 5 hakem topun ağzında.
Ve ne yazık ki, kulüplerin baskısı, tehdidi, ısrarı da devrede! Onları savunacak argüman bırakmıyor hakemler. Yazık!
İki hafta önce yazmıştım. Bir hakemin cep telefonunda bir kulüp başkanının numarasının ne işi var diye? Beşiktaş Başkanı Fikret Orman sayesinde yanıtını öğrendim!
Takip edenler bilir. Tarzım değildir. Bu, hakemler hakkında yazdığım en ağır yazı olabilir. İsteyen alınsın, darılsın.
Sebebi ben değilim, aynaya baksınlar, sorgulasınlar.
Anket ile başlamıştık, bir öngörü ile sonlandırayım.
“Hakemliğimiz hangi noktada?” diye bir soru sorulsa, sanırım boş yerler şu cümleler ile doldurulurdu:
“7 FİFA hakemi ve kokartını yakın zamanda bırakmış üç deneyimli hakem arasından, Galatasaray- Başakşehirspor maçını yine Cüneyt Çakır yönetmek zorunda kalıyorsa... Bu sadece Türk hakemliğinin değil, Türk futbolunun da ayıbıdır!..”

Helal olsun PFDK’ya!
Rizespor Başkanı Hasan Kartal, Galatasaray maçının hakemi ile ilgili “Silahım olsa vururdum” dedi mi?
Dedi.
Bu sözleri kızgınlıkla da olsa söylediğini canlı yayında kabul etti mi?
Etti.
Kartal, bu eyleminin dışında müsabaka temsilcisine de saldırdığı için disiplin kuruluna sevk edildi mi?
Edildi.
Peki ne ceza aldı?
Hakemi tehdit eden sözleri, “sportmenliğe aykırı” açıklama olarak değerlendirildi, ihtar verildi.
Temsilciye “saldırısı”, “sportmenliğe aykırı harekete” çevrildi, 11 gün ceza aldı.
Disiplin Kurulu üyelerine soruyorum; Suçun niteliğini değiştirmek vicdanınızı rahatsız etmedi, verdiniz karar içinize sindi mi?
Gelelim PFDK’nın adeta ödüllendirdiği Hasan Kartal’a.
Bir kulüp başkanı ne kadar haklı olursa olsun bu tarz konuşamaz.
O makamlar her daim örnek alınır, taklit edilir.
İmam-cemaat meselesini unutmayın!
Ya delinin biri, çıkıp hakem vurursa?

Sezon finaline tek bilet
Başakşehir, peşin ilan edilen şampiyonluğunu müslif tüccar gibi heba edip bu noktaya geldi ise, sorumluyu dışarıda aramayacak.
Şimdi kendi göbeğini kesme vakti. Lig tarihini değiştirmek ve koca bir sezonun emeğini şampiyonlukla taçlandırmak istiyorsa, Galatasaray’ı yenmenin dışında seçeneği yok. Dolayısıyla, o kanıksadığımız sistem, üç puana yetmez.
Fatih Terim ve Abdullah Avcı’nın satranç bildiğini varsayarak diyorum ki;
Oyunu favori olan değil, sabreden, zekasını kullanan ve tahtadaki kozlarını doğru kullanan kazanır.