Çakır’dan sonra 40 yıl daha beklemeyelim

Doğan Babacan ile Cüneyt Çakır arasındaki süreç, Türk hakemliğinin uluslararası platformdaki pek çok eksiğini gözden geçirmesi açısından iyi bir örnek olabilir.
Bugün Cüneyt Çakır Brezilya’daki dünya kupasında görev yapıyor ve daha ilk maçında takdiri hak ediyorsa, kendi becerisi ve yeteneğinin yanında, son yıllarda UEFA ile yürütülen işbirliğinin de katkısı büyüktür.
Konvansiyona dahil olmak, oyunu UEFA’nın kuralları ve prensiplerine göre oynamak, ikili ilişkileri geliştirmek, eğitim seviyesini yükseltmek elbette hakemlerimizin ufkunu genişletti. Süreçte rol model olarak seçilen Cüneyt Çakır gerek içeride, gerek dışarıda ciddi destek gördü. Bu destek gelişimine de önemli katkı sağladı.
Günlerdir dünya kupasında oynanan maçları izliyoruz. Çakır’ın bugüne kadar izlediğimiz hakemler arasından sivrilmesi tabii ki rastlantı değil.
Dünya futbolunda UEFA ve dolayısıyla Avrupa hakemliği, lokomotif görevi yapar. Brezilya’ya çağrılan 25 hakemin 9’nun (1 tane de destek hakem var) Avrupa kıtasından seçilmiş olması, bu tezin doğruluğunun göstergesi. UEFA’ya üye 54 federasyon içinde bir Türk hakemin dünya kupasına çağırılması ise, yönetim bazında yapılan doğru işlerin ve izlenen isabetli politikaların karşılığı.
Çakır ve Bahattin Duran-Tarık Ongun triosu Brezilya’da hangi noktaya gider, merakla izleyeceğiz. Gönlümüzden geçen, milli takımımızın olmadığı bu büyük organizasyonda Çakır ve arkadaşlarının içinde “final” sözcüğü geçen düzeydeki maçları yönetmesi. Ama biliyoruz ki, Çakır’ın performansı kadar FİFA hakem komitesinin de adaletli davranması, bu hayalin olmazsa olmaz ilk iki şartı.
Mevcut federasyon ve MHK kadar, geçmişte de Cüneyt Çakır’ın gelişimine katkı sağlayan tüm yöneticiler, Brezilya’daki gururumuza ortaktır. Lakin şimdi onların sorumlulukları ve görevleri daha ağır.
Türk hakemliğini bulunduğu noktadan daha yukarı taşımak, yeni Cüneyt Çakır’lar yetiştirmek zorundalar. Öngörülen yetenekte ve kapasitede hakemlerimiz var. Hedef, artık her büyük organizasyonda bir Türk hakeminin yer almasını sağlamak olmalı.
Planlama, eğitim, hakemin ekonomik kazanımları ve çalışma koşulları Avrupa standardına uygun hale getirilip, yönetime kim gelirse gelsin sistem değişmeyecek şekilde kurgulanırsa, bu hedef hayal olmaktan çıkar.
Umarız ve dileriz, Cüneyt Çakır ve ekibi Brezilya’dan başarıyla döndükten sonra, aynı keyfi yaşamak için 40 yıl daha beklemek zorunda kalmayız!

Çakır’dan sonra 40 yıl daha beklemeyelim

Olcan, Burak gibi olmasın!

Belli ki Olcan Adın için Trabzonspor defteri kapanmış. Aksini iddia etmek faydasız.
“Efendim bir yıl daha sözleşmesi var, hiçbir yere gidemez” gibi söylemler, Olcan gerçeğini değiştirmez.
Bugün gitmezse seneye zaten serbest kalacak. Üstelik kalırsa, gönülsüz oynayacak. Takıma istenen katkıyı sağlayamayacak.
Trabzonspor yönetimi kulübün menfaati için en doğru kararı vermek zorunda. Gelinin noktadan sonra Olcan’da ısrar etmek iki taraf için de fayda sağlamaz. Yakın geçmişte yaşanmış bir Selçuk İnan örneği var. Sözleşmesi bitti, bedelsiz Galatasaray’a gitti. Trabzonspor’un tek kuruşluk kazancı olmadı.
Bugün Olcan için cazip sayılabilecek teklifler var. Eninde sonunda Trabzonspor’dan ayrılacak. Önemli olan bordo-mavili kulübe katkı sağlayarak gitmesi. Zaten kendisi de söylüyor. Onu yıldız kategorisine sokan Trabzonspor’daki performansıdır. Trabzonspor Olcan’a, Olcan bu takıma çok şey borçludur.
Bir husus daha var. Bu tarz oyuncular kolay yetişmiyor. Olcan’ın Trabzon yerine İstanbul’u tercih etmesi, camiada kırgınlık ve alınganlık yaratmamalı.
Selçuk İnan, Burak Yılmaz ve Umut gibi oyunculara Trabzonspor’dan ayrılırken kendilerini ifade etmelerine fırsat tanınmadı. Niçin gitmek istediklerini anlatamadılar. Profesyonellik ile geleneksellik arasındaki farkı göremeyenler, neredeyse bu oyuncuları hain ilan edecekti. Aynı şeyleri Olcan Adın’ın ya da bir futbolcunun yaşamasına bu kez izin verilmemeli.
Olcan futbolu kadar karakteriyle de örnek bir oyuncu. Kendisi için daha büyük hedefler koyuyorsa, fikrine saygı duyulmalı.
Bardağın diğer tarafından baktığınızda bugünkü ve geçmişdeki yönetimler şunu sorgulamalı; “ Trabzonspor büyük kulüp ise eğer, belli bir seviyeye gelen futbolcular neden rotasını İstanbul’a çeviriyor? Trabzonspor’un neyi eksik? Parası mı yok, yarışmacı kimliğini mi yitirmiş, yoksa kentin sosyal koşulları mı bu tercihte etkili?”
Soruların yanıtları 2010-11 sezonu hariç, Trabzonspor’un niçin tam 30 yıldır şampiyonluk özlemi çektiğini de anlatmaya yetebilir.
Olcan’ın Galatasaray, Beşiktaş veya yurt dışından bir takıma transferi, “paranın” da ötesinde kazançlar sağlayabilir. Yeter ki bu kulübü yönetenler, yukarıdaki sorulara samimiyetle yanıt verip, gerçeklerle yüzleşmeyi bilsinler!