Diego'nun golü ofsayt (mış) !

Kabul edelim, Türk hakemliği UEFA Konvansiyonu sayesinde ciddi yol aldı.
2009 yılından bu yana çağdaş eğitim, antrenman teknikleri, Türk hakemlerinin uluslararası organizasyonlarda final maçları yönetmesi gibi, çok önemli katkıları oldu konvansiyonun.
UEFA eğitimcileri Jaap Uilenberg ve Giovanni Stevanato, düzenli aralıklarla yapılan seminerlerde hakem ve yardımcılarına yeni talimatları, yorumları anlattı.
Hafta içinde de İstanbul’da Giovanni’nin katıldığı ara seminer vardı.
Gelin görün ki, sık değiştirilen talimat ve yenilenen yorumlar, futbolseverler kadar hakemlerin de kafasını bulanıklaştırıyor.
Son olarak yardımcı hakemlerden sorumlu Giovanni, Fenerbahçe - Galatasaray maçında tartışmaya yol açan ve Robin van Persie’nin de içinde bulunduğu gol pozisyonu için talimata yeni bir yorum daha kattı, zihinler karıştı.

Hakemin işi zor

Anımsayın Persie, kaleci Muslera’nın görüş alanı dışında topa müdahale etmek istiyor, Muslera topu yumrukluyor, Diego önüne gelen meşin yuvarlağı ağlara yolluyordu. Persie ofsayt mı, değil mi çok konuşulmuş, yardımcı hakemin devam kararı o dönem desteklenmişti.
Çünkü UEFA üç kriter koymuştu;
- Ofsayt pozisyonundaki oyuncu, kalecinin görüş alanını etkiliyor mu?
- Kaleciye (veya defans oyuncusuna) fiziki teması var mı?
- Top için mücadeleye giriyor mu?
Giovanni üçüncü maddeye şu yorumu ekledi; ofsayt pozisyonundaki futbolcunun “topla oynama olasılığını” top için mücadeleye girme kriterine bağladı.
İtalyan hoca, Persie’nin bu olasılığa sahip olduğunu, dolayısıyla Diego’nun attığı golün iptal edilmesi gerektiğini söyledi.
Ne yalan söyleyelim, bu kadar hız (!) ve farklı yorum karşısında hakemlerin işi gerçekten zor.

Baraj arkasına dikkat!

Seminerde net şekilde uygulanması istenen bir talimat daha vardı.
Ceza alanı dışında kazanılan serbest atış öncesi rakip takım oyuncusu barajın arkasına geçiyor, hakem kalecinin görüş alanını kapattığını belirtip kendisini uyarıyordu. (Bkz. geçen sezonki Kasımpaşa-Trabzonspor maçında hakem Cüneyt Çakır’ın Cardozo’ya uyarısı).
FIFA ve UEFA, takımların bunu haksız kazanç sağlama yolunda bir taktik haline getirdiğini fark edip, oyuncuların caydırılmasını istemişti.
Yeni talimat ise şöyle; Atış öncesinde bir veya birden fazla oyuncu barajın arkasında bekler ise, hakem bu oyuncuları topun direkt gol olması halinde (top bu oyunculara gelir ise zaten ofsayt oluyor) golün iptal edileceği yönünde uyarır. Futbolcu yerinde kalmaya devam eder ve vuruş direkt golle sonuçlanırsa, gol iptal edilir.
Atışta top kaleci tarafından kornere çelinirse de korner iptal edilir, oyun ofsayt atışı ile başlar.
Şimdi sorun şu; talimatlar kamuoyundaki yönlendirici aktörlere en kısa sürede anlatılmaz ise, bugünden başlamak üzere yaşanacak benzeri pozisyonlarda hakemlerin vereceği kararlar, yine büyük tartışmalara yol açacak. O yüzden MHK önlemini acilen almalı!

Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

Malum mu oldu? Yooo.
Kehanette mi bulunduk? Hayır.
Geçen hafta Bosingwa’nın vedasıyla ilgili yazımızı şöyle bitirmiştik; “Korkarız Bosingwa Trabzonspor’da son örnek olmayacak! Aralık sonunda insanlar daha çok şaşıracak.”
Aralık ayı konusunda yanılmışız! Çözülme erken başladı.
Kevin Constant alacakları ödenmediği için Salı günü sözleşmesini feshetti.
Constant, mevcut yönetimin 2.5 yıl içinde yollarını ayırdığı 21. yabancı.
Sırada Medjani, Cardozo, Cavanda, Marin, M’Bia, N’Doye var!..
İş bilmezliğin ve sorumsuzluğun bu dönemki bedeli ise, 100 milyon liraya yaklaştı.
Oysa Ersun Yanal’ın Trabzonspor’dan kopma nedenlerinden biri idi Constant.
Hacıosmanoğlu yönetimi Gineli futbolcuyu, hocaya tercih etmişti.
Kaderin cilvesine bakın, aynı Constant kendisine teveccüh (!) gösteren başkan ve sportif direktörü yarı yolda bıraktı.
Etme bulma dünyası. Elin oğlu “Trabzonspor sevdalısı” olduğu için gelmiyor demiştik, kızmıştı birileri...
Şimdi anladınız mı? Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

Bir dakikalık utanç!

Maalesef, muhafazakârlık sınırlarını zorlayan bir nesil yetişiyor onca doğrunun arasında.
10 Ekim’deki Ankara katliamının ardından, milli maçta hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşunda yaşamıştık benzer çirkinliği. Yüreğimize bir hançer gibi saplanan acıyı Konya Arena’da ıslıklayan çağdışı zihniyet, bu kez Türkiye-Yunanistan maçında dikildi karşımıza.
Önce Yunan milli marşı protesto edildi, sonra Paris kurbanları için yapılan bir dakikalık saygı duruşunda saygısızlık yapıldı.
Üstelik, iki ülke başbakanlarının boyunlarında aynı kaşkol ile yan yana oturup, dostluk görüntüsü verdiği bir ortamda.
Genelleme yapmak elbette yanlış.
Ancak sessizliği bozan 100 kişilik bir grup dahi olsa, ayıbın ismi Konya’da da, İstanbul’da da aynı idi.
Dünya’nın algısı ise “Bir dakikalık utanç” oldu.
O ıslıkların sahibi hastalıklı beyinlere sormak gerek;
Hoşgörü ve sevgiyle yoğrulmuş bu topraklarda neyi sabote ediyorsunuz? İçinizdeki örgütlü nefret tohumlarını, kimler yeşertti?
Aslında yanıtı ortada. Ölümler üzerine kendi yasını tutamayanlardan, başkalarının acısına saygı göstermelerini bekliyoruz, beyhude...
Tarihte, siyaset ve futbol da dahil olmak üzere pek çok konuda derin görüş ayrılığı yaşamış İngilizlerin, Wembley’de Fransa ulusal marşını hep birlikte söylerken verdiği mesaj çok açıktı;
Dini, dili, mezhebi, ülkesi ne olursa olsun. Vahşete karşı çıkmayanların tuttukları saf, barışı ve huzuru bozmak isteyenlerle aynıdır!