Vay efendim sezon ortasında bir büyük kulüp, bir Anadolu takımının teknik direktörünün aklını niçin çelermiş!
Etik değerler nasıl yerle bir edilirmiş... Bu tavır Galatasaray’a hiç yakışmamış...
Tudor garibim, zaten karın tokluğuna çalışırken teklife balıklama atlamış, ahlaki kriterleri ayaklar altına almış.
Panik yapmayalım. Bir dakika...
Bu federasyonun Etik Kurulu yok mu? Senede bir, bilemediniz iki tane dosyayı görüşüp, mevsimlik işçi statüsünde çalışmıyorlar mı zaten?
İşte fırsat. İlla birilerinin şikayet etmesi mi gerekiyor?
Belki Karabükspor Başkan’ı bile bilmiyor işlerin nasıl yürüdüğünü. Yaşananlardan rahatsız olan bir vatandaş göreve çağıramaz mı kurulu?..
Gerçi sonucu şimdiden belli dava üzerinden, vicdanları rahatlatacak bir karar beklemek ne kadar doğru, o dahi tartışılır.
Diyelim ki Etik Kurul harekete geçti, inceleme başlattı. Sonuç?
Küme mi düşürecekler Galatasaray’ı?
Lisansını mı iptal edecekler Igor Tudor’un?
Kınayıp geçecekler, siz, biz, herkes gibi...
Galatasaray başkanı da biliyor ve ne diyor Karabük başkanına? Laf oraya gidiyor, “Haddini bil!”
Acaba empati yapıp, kendisini onun yerine koysaydı, böyle mi konuşurdu?..
Bu kadar yaygaraya, malum sonuç!

Dünü unuttuk!

Bugün etikten, hak, hukuk adaletten söz edenler, üç büyük İstanbul kulübünün on yıllardır Anadolu’yu sömürdüğünü, elini attığını haksızca koparıp aldığını anımsamıyor mu acaba?
Kafası karıştırılan gençlerin, bir kazanırken on liraya tavlandığı, kulübünün izni olmadan (o vakitler altı ay koşulu da yoktu) ayartıldığı, hatta futbolcuların evinden alınıp kaçırılıp alıkonulduğu günleri ne çabuk unuttu bu zihinler?
İki kulübün mafya yöntemleri ile futbolcu avına çıktığı dönemler de dün gibi aklımızda.
O zaman etik değerler yoktu, bugün mü girdi lügatımıza?
Deveye sormuşlar boynun neden eğri. Nerem doğru ki diye yanıt vermiş. Türk futbolunun transfer halleri de farklı değil devenin fizyolojisinden. Güç, iktidar, para, isim, cisim belirliyor etik çizgileri.
Bakınız Dursun Özbek’in tarzına. O bile etik konusu!
Sonra birileri çıkıp tehdit ediyor.
“Biz olmazsak Türk futbolu olmaz.”
Öyle mi? Anadolu kulüpleri olmazsa, kendi aranızda çelik çomak mı oynayacaksınız?
15 milyonluk İstanbul mudur ufkunuz, vizyonunuz?
Rahmetli İlhan Cavcav gibi başkanlar lazım sınırları zorlamak, keyfileri kaçırmak, herkesi olduğu gibi hissettirmek için!
Tudor takımını yüzüstü bırakıp gitmiş. Denize düşen Galatasaray, yılana sarılmış. Biri gider... Öteki sarılır.. Ne var bunda?
Etik anlayışınız sizin dışınızdakileri yok saymak, işinize geleni doğru görmek ise, geçmişle yüzleşmek yerine kısır gündeme sıkışıp kalmış “güçlünün adaleti” üzerinden tartışmaya devam edebilirsiniz.
Artık onun da sonu nereye varacaksa?..

Hakemler derbi yönetmek istemiyor!

Çok değil 10 yıl önce derbi maçı yönetmek, hakem için büyük onur, heyecan verici bir ödüldü.
Tüm hakemler derbiye çıkabilmek için birbirleriyle rekabet eder, bu önemli maça verilmeyenler neredeyse küserdi.
O vitrinde olmak, on binlerce taraftar önünde düdük çalmak bir ayrılacaktı.
Şimdi roller değişti. Eminim en kıdemlisinden çömezine, kimse o maçların hakemi olmak istemiyor artık.
Baksanıza tabloya. Dört büyüklerin kara listesine girmeyen kalmadı neredeyse. En ufak bir hata bile tolere edilmiyor artık. Tüm eleştiriler hakem üzerinden başlıyor, Merkez Hakem Kurulu’nda bitiyor.
Bırakın iyi yönetmeyi, vasata dahi tahammülü kalmadı kimsenin.
Derbi gibi milyonlarca insanın gözünün önündeki bir maçtan sonra niçin infaz edilmek istesin hakem?
Üstelik cezaya girip, cepten yemek de var işin içinde! Sistem böyle...

Kaçarlar tabii

Sezon sonuna kadar derbi niteliğinde 6 kritik müsabaka oynanacak. Sorun bakalım Cüneyt Çakır’a, Hüseyin Göçek’e, Halis Özkahya, Fırat Aydınus veya Bülent Yıldırım’a.
Gönüllü gidiyorlarsa bir büyük maça, ben de bir şey bilmiyorum bu camia hakkında!
Peki kim getirdi hakemleri bu hale? Öncelikle kendileri. Başarısızlıklarını sorgulamıyorlarsa, para-pul, eğitim- malzeme kime ne?
Sonra da hakem eleştirmeyi meslek haline getirenler. Sadece bugünkü MHK’yi değil, geçmişte ne kadar gelip giden kurul varsa, hepsinden rahatsız olanlar var, dış kulvarda! Bazı hakemler onların ağzına, kalemine, ne söyleyeceklerine bakıyor.
Ve kulüpler. Yöneticiler, teknik adamlar, medya. Adaleti mekanizmasının işlemediği yerde, hakem de kendi yöntemleriyle kendi çıkarının peşinde...
Ortalık yakılıp yıkılırken kimse düşünmüyor sezon nasıl bitecek diye. Öyleyse vurun abalıya. Nasıl olsa en savunmasız, daha en baştan potansiyel suçlu ilan edilen paydaş, hakem değil mi?
Ah bir de, “oynamıyorum bu oyunu” diyecek güçleri ve birliktelikleri olsa...

Akyazı’da trafik çilesi

Trabzonspor’un yeni mabedi Şenol Güneş Spor kompleksi gerçekten büyüleyici.
Sadece modern bir stat değil, kapladığı alan itibarıyla pek çok sportif etkinliğe ev sahipliği yapacak bir tesis.
Lakin yeni stadın çok ciddi bir trafik sorunu var. Gaziantepspor maçından sonra bizzat yaşadık. Stada arabası ile gelenlerin maç sonu evlerine gitmesi neredeyse iki saati buluyor. Binlerce araç için iki şeritli bir yol ve insanların tahliyesi için ızdırap. Yürüyerek gelenlere ise çamur içinde kaldırımlar.
Yıllar önceki İstanbul Olimpiyat stadı geldi aklımıza. Yüz milyonlarca lira harcayarak çağdaş bir tesis yapıyorsun, ama alt yapıyı ihmâl ediyorsun.
Şaka değil, misafir takım veya hakemlerin aynı gece uçağı varsa, yetişmeleri mucize. İstanbul’dan gelen taraftar için de aynı risk geçerli.
İlk maçın heyecanı ve skorun verdiği coşku çilenin dozunu düşürse de, sıkıntıya kısa sürede çözüm üretilmesi şart.
Karda kışta taraftar sırf bu yüzden stada gelmezse, sorumluluları sakın şaşırmasın!
Kulağımızı tersten göstermeye alışmışız ya!..